<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935</id><updated>2011-04-22T01:31:32.315+03:00</updated><title type='text'>Burkina Fasa Fiso Halk Cemahiriyesi</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>174</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-115089720774954098</id><published>2006-06-21T18:42:00.000+03:00</published><updated>2006-06-21T18:47:43.306+03:00</updated><title type='text'>Burkina Fasa Fiso'da adres değişikliği</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/blogger" rel="tag"&gt;blogger&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Ken%20Parker4.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken%20Parker4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sevgili arkadaşlar,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun bir süredir düşündüğüm bir değişikliği nihayet gerçekleştirerek, Burkina Fasa Fiso'yu yeni mekânına, &lt;a href="http://www.burkinafasafiso.com/" target="_blank" onclick="return top.js.OpenExtLink(window,event,this)"&gt;  www.burkinafasafiso.com&lt;/a&gt; adresine taşıdım. Kendi alan adına ve sunucusuna kavuşan Burkina, birkaç haftalık geçiş dönemi boyunca hem blogspot uzantılı eski adresinden hem de yeni mekanından eş zamanlı yayın yapmaya devam edecek. Bir süre sonra niyetim, Blogger motorunun kızgın kumlarından kendimi tamamen kurtarıp, Wordpress'in serin sularına atlamak olacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada &lt;a href="http://www.burkinafasafiso.com"&gt;Burkina Fasa Fiso&lt;/a&gt; bu bir ya da iki haftalık geçiş döneminin ardından, yeni özelliklerine ve Ajax teknolojili bir takım oyuncaklarına kavuşmuş olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu geçişin iyi yanları olduğu kadar bazı kötü yanları da var elbet... Açık kaynak, telif hakları ve teknoloji konuları dışında kalan yazılarım (Popüler kültür, tarih, fotoğrafçılık, edebiyat ve özellikle politika gibi) bundan sonra Gezegen Linux içinde yer almayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda olası yanlış anlamaları önlemek için bir noktayı vurgulamam gerekiyor: Bugüne dek Gezegen Linux yönetiminden yazılarımın içeriği konusunda bana en ufak bir "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;müdahale&lt;/span&gt;" ya da "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;rica&lt;/span&gt;" gelmiş değil. Anlayışları için eski/yeni tüm Gezegen yönetimlerine teşekkür ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak Gezegen'in son dönemde iyice kozmopolitleşen yapısı, bana gelecekte bu durumun böyle devam edemeyeceğini hissettiriyor. Başıma bir kaza gelmeden önce, ben önlemimi alayım dedim. Dileyenler, yeni sitenin tüm yazı kategorilerini içeren &lt;a href="http://burkinafasafiso.com/feed/atom/"&gt;RSS Feed&lt;/a&gt;'inden bu yazıları çekebilecekler elbette...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizden ricam, sitelerinizde/bloglarınızda Burkina Fasa Fiso'ya verdiğiniz linkleri, kısayolları yeni adrese yönlenecek şekilde  &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;güncellemenizdir&lt;/span&gt;. Anlayışınız için teşekkür eder, çevreye verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dördüncü tekil şahıs dostunuz&lt;br /&gt;Ali Işıngör&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.burkinafasafiso.com/" target="_blank" onclick="return top.js.OpenExtLink(window,event,this)"&gt;   http://www.burkinafasafiso.com&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-115089720774954098?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/115089720774954098/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=115089720774954098' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/115089720774954098'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/115089720774954098'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/06/burkina-fasa-fisoda-adres-deiiklii.html' title='Burkina Fasa Fiso&apos;da adres değişikliği'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-115027215731996845</id><published>2006-06-14T10:55:00.000+03:00</published><updated>2006-06-14T19:34:45.700+03:00</updated><title type='text'>"Işığın Efendisi"</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/k%C3%BClt%C3%BCr" rel="tag"&gt;kültür&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/resim" rel="tag"&gt;resim&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/hayat" rel="tag"&gt;hayat&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Georges_de_La_Tour_kucuk.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Georges_de_La_Tour_kucuk.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Batılı sanat çevreleri değeri bilinmemiş bir ressamı konuşuyor. Yüzyıllardır Goya, Velazquez ya da Le Nain gibi ünlü ressamlara atfedilen birçok başyapıtın aslında, rastlantı sonucu keşfedilen Fransız ressam Georges de La Tour’un elinden çıktığı anlaşıldı. Yıllar yılı “taklitçilik”le suçlanan 1593 doğumlu de La Tour, bugün “Fransa’nın yetiştirdiği en büyük ressamlardan biri” sayılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“O, hiç şüphesiz, eserleri ölümünden sonra prim yapan ressamların en görkemlisi” diyor Paris’teki Louvre Müzesi’nin müdürü Pierre Rosenberg. “Bir adamın ortaya çıkıp 17. yüzyıl sanatına dair bilinenleri bir anda yıkması sık rastlanan bir olay değil.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bakılırsa, bugünlerde Fransa’nın milli gururu haline gelen Georges de La Tour ününü, anlı şanlı resimlerinin aksine sanat tarihçilerin onu “fark edememiş” olmasına borçlu. Nitekim, bir anda Fransa’nın en pahalı ressamı haline gelen de La Tour’un gerçek kimliği yıllar süren bir polisiye rakip sonrasında ortaya çıkarıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Gunah-cikaran_aziz_jerome.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Gunah-cikaran_aziz_jerome.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255); font-weight: bold;"&gt;“Kopyacı yetenekli genç”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Georges de la Tour ya da Louvre Müzesi çalışanlarının taktıkları ismiyle “ışığın efendisi”nin keşfedilme süreci başlı başına bir serüven. 1593 doğumlu ressamın önemini ilk fark eden, Alman tarihçi Hermann Voss. Ressamın doğumundan 300 küsur yıl sonra, 1915’te yazdığı kitapta de La Tour için doğru sayılamayacak şu notu düşmüş: “Yaşadığı yüzyılın ustalarını taklit eden, çok yetenekli bir genç.” Grand Palais arşivindeki bir el yazmasının kenarında rastlanan not, Larousse Ansiklopedisi’nin Fransa baskısında da 80 yıl boyunca aşağı yukarı aynı ifadeyle yer aldı. Garip bir talihsizliği vardı de La Tour’un. Voss’un Louvre Müzesi’ne bağışladığı iki önemli tablosu, I. Dünya Savaşı’nın kargaşası sırasında bir daha bulunmamak üzere kayboldu. Ve ressamın makûs talihini değiştiren gün yaklaşık 75 yıl sonrasına denk geldi. 1992 yılında Louvre Müzesi danışmanı Jean-Pierre Cuzin, İspanyol ressam Velazquez’in başyapıtı sayılan “Günah çıkaran Aziz Jerome” tablosunda (yukarda) küçük fakat garip bir ayrıntının farkına varmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bir gün Jean-Pierre geldi ve bana gülmemem şartıyla bir düşüncesini açtı” diye anlatıyor müze müdürü Pierre Rosenberg. “Valezquez’in tablosunda yerde duran İncil’in o dönem İspanya’sında yazılan İncillere benzemediğini fark etmişti.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlangıçta kimsenin ciddiye almak istemediği iddia herkesin beynini kurcalamaya başlayınca, müze yönetimi çareyi o dönem yapılan tabloları bir akademisyen grubuna inceletmekte buldu. Araştırmanın duyulması, Velazquez tabloları sahipleri arasında paniğe yol açabilirdi. Skandal yaratmamak için gizli tutuldu. Bu arada İngiltere Kraliçesi’nin koleksiyonunda bulunan Velazquez eseri “Kitap okuyan Aziz Jerome” da sessiz sedasız özel bir izinle incelemeye alındı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akademisyenler çalışmaları sonucunda bir rapor hazırladı. Kamuoyuna açıklanmayan ve Fransa Kültür Bakanı’na “gizli” ibaresiyle yollanan raporda, Velazquez’in birçok tablosunun yanı sıra Murillo, Le Nain, Goya gibi ünlü isimlere atfedilen başyapıtların önemli kısmının asıl sahibinin tek bir kişi olduğu yazmaktaydı. Esrarengiz ressamın adı belli değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gelişme sonrasında tabloların asıl sahibinin bulmak için Louvre Müzesi’ndeki 17. yüzyıla ait birçok resim incelemeye alındı. “Işıktan etkilendikleri için bakım yapıyoruz” gerekçesiyle sergilerden çekilen tablolar üzerinde üç yıl boyunca çeşitli araştırmalar sürdürüldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255); font-weight: bold;"&gt;Kim kimin taklitçisi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Esrarengiz ressamın kimliği, Le Nain’in “İyi Satış” tablosunun X ışınları ile incelenmesi sırasında ortaya çıktı. Tablodaki Georges de La Tour imzasının üzeri restorasyon sırasında örtülmüştü. Aynı imza bu keşfin ardından bir dizi tabloda daha bulundu. Birçok de La Tour tablosu başka ünlü ressamların imzasıyla piyasada dolaşırken, de La Tour imzalı birçok resim de gerçekte kopyaydı. Hatta kopyaların bile kopyası dolaşıma sunulmuştu. Üstelik ressamın kopyalanan eserlerinden bazılarında Velazquez, Goya, Poussin gibi “şöhret” imzalara rastlanmaktaydı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araştırmacılar tablolar üzerinde çalışırken tuhaf esprilerle de karşılaştılar. örneğin II. Dünya Savaşı sırasında Fransa’daki Amerikan birliklerinin Solesmes’te ele geçirip ülkelerine götürdükleri bir tabloya keçeli kalemle “shit” yazılmıştı. Koleksiyoncu, elindeki de La Tour imzalı eserin bir benzerini sergide Le Nain imzasıyla görünce tablosunun taklit olduğunu düşünmüş, üzerine bu ibareyi yazarak tepkisini ifade etmişti. Oysa, gerçekte Le Nain imzalı olan kopyaydı. Ünlü Hollandalı ressam, de La Tour’un eserini kopyalamış ve üzerine kendi imzasını atmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/La_Tour.0.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204);" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/La_Tour.0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255); font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;Bir tablosu 13 trilyon&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;1593’te Fransa-Almanya sınırındaki Lorraine bölgesinde doğan Georges de La Tour’un yaşamı hâlâ tam olarak bilinmiyor. Son araştırmalar, ilk tablolarını 1620’de Luneville’de yapan sanatçının Lorraine Dükü'nün korumasına girdiğini söylüyor. 1623’te Germen kralı II. Henrik’in kraliyet ressamlığına kadar yükselen de La Tour, bu dönemde birçok madalya ve asalet unvanı ile ödüllendirilmiş. Ancak Almanya mezhep çatışmalarına sürüklenip hamisi II. Henrik 30 Yıl Savaşları sırasında tahtını kaybedince o da büyük yoksulluk içine düşmüş. Kaynaklar, 1633’teki ünlü Luneville yangınında resim atölyesini ve arşivinin önemli bir kısmını yitirdiğini yazıyor. Uzun süre resim yapamamış. 1639’da bölgeye huzur getiren VIII. Louis’in himayesine girdiği söyleniyor. Çaptan düştüğü düşünüldüğü için orada da çok barınamamış. 1652’de vebaya yakalanıp yalnız ve perişan bir halde ruhunu teslim etmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransız basını tarafından “Fransa’nın yetiştirdiği en büyük ressamlardan biri” ilan edildiğinde, en çok tartışılan konulardan biri de La Tour’un “etnik kimliği” oldu. Alsace-Lorraine’in Fransız sayılmasını hiçbir zaman kabullenemeyen Almanlar “Bretagne ne kadar Fransız ise, de La Tour de o kadar Fransız’dır” diyor. Tartışmalar şiddetlenedursun, sanat tacirlerinin ressamın eserleri üzerindeki spekülasyonları gün geçtikçe yoğunlaşmakta, tabloların değeri hızla yükselmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velazquez ya da Goya tablosuna sahip olduklarını düşünürken ellerindeki tablonun aslında Georges de La Tour’a ait olduğunu fark edenlerse bu “kaza”ya pek üzülmüşe benzemiyor. Örneğin Japonya’da açık arttırmaya çıkan “Aziz John Baptiste” tablosu 13 trilyona alıcı buldu. Bu meblağ, aynı tablonun Le Nain imzasıyla 1991’de satıldığı miktarın tam üç katıydı. Şu an varlığı kesin olarak saptanan 80 kadar de La Tour tablosu var, bu rakam birkaç yıl önce bir elin parmak sayısını geçmiyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255); font-weight: bold;"&gt;Ders kitaplarına giriyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Uzmanların dedektif romanlarına taş çıkartacak takibi ile ortaya çıkan en şaşırtıcı sonuç, sanat tarihinde de La Tour’la ilgili 350 yıl öncesine uzanan değerlendirme hatasının gerçekte çok daha uç noktalara uzandığının tespit edilmesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Georges de La Tour’un tablolarının sadece yüzde 10’luk bir kısmının, sadece 80 kadar tablosunun ortaya çıkartılabildiğini öne süren sanat çevreleri, yeni bulguların sanat tarihindeki tüm taşların yerini değiştireceğini iddia ediyor. İspanyol (Velazquez), İtalyan (Murillo) ve Hollandalı (Le Nain) üç ayrı ressamın pek çok eserinin aslında Georges de La Tour’un olduğunun ortaya çıkması, bu iddiaları destekler nitelikte görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, “resmi sanat tarihi” de değiştirildi elbet. Sanat tarihi kitaplarına Georges de La Tour'un geçmesi değildi sadece söz konusu olan, Fransa'da liselerden başlayarak tüm sanat eğitimi kitaplarındaki Velazquez, Murillo ve Le Nain'e dair bilinenler de elden geçmişti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, meraklısına hemen söyleyelim, Solesmes’te ele geçirilen tablonun üzerindeki “shit” yazısı da silindi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-115027215731996845?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/115027215731996845/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=115027215731996845' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/115027215731996845'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/115027215731996845'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/06/in-efendisi.html' title='&quot;Işığın Efendisi&quot;'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114900063176186065</id><published>2006-05-30T17:30:00.000+03:00</published><updated>2006-05-31T18:14:08.540+03:00</updated><title type='text'>Dülger balığının ölümü</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/edebiyat" rel="tag"&gt;edebiyat&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22sait%2Bfaik%22" rel="tag"&gt;sait faik&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/hayat" rel="tag"&gt;hayat&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/zeus_faber.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/zeus_faber.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hepsinin gözleri güzeldir. Hepsinin canlıyken pulları kadın elbiselerine, kadın kulaklarına, kadın göğüslerine takılmağa değer. Nedir o elmaslar, yakutlar, akikler, zümrütler, şunlar bunlar?...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mümkün olsaydı da balolara canlı balık sırtlarının yanar döner renkleriyle gidebilselerdi bayanlar; balıkçılar milyon, balıklar şan ü şeref kazanırdı. Ne yazık ki soluverir ölür ölmez, öyle ki, büzülmüş böceklere döner balık sırtının pırıltıları. Benim, size ölümünü hikâye edeceğim balığın öyle parıltılı, yanar döner pulları yoktur. Pulu da yoktur ya zavallının. Hafifçe, belirsiz bir yeşil renkle esmerdir. Balıkların en çirkinidir. Kocaman, dişsiz, ak ve şeffaf naylondan bir ağzı vardır: Sudan çıkar çıkmaz bir karış açılır. Açılır da bir daha kapanmaz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Vücudu kirlice, esmer renkte demiş miydim?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Rum balıkçıların hrisopsaros -Hristos balığı- dedikleri bu balık, vaktiyle korkunç bir deniz canavarı imiş. İsa doğmadan evvel, Akdeniz'de dehşet salmış. Bir Finikeli denize düşmeye görsün! Devirdiği Kartacalı çektirmesinin, Beni İsrail balıkçı kayığının sayısı sayılamamış. Keser, biçer; doğrar, mahmuzlar; takar, yırtar; kopararır atar; çeker, parçalarmış. Akdeniz'in en gözü pek; insandan, hayvandan, fırtınadan, yıldırımdan, belâdan, işkenceden yılmaz korsanı, dülger balığının adından bembeyaz kesilirmiş.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İsa, günlerden bir gün, deniz kenarında gezinirken sandallarını büyük bir korkuyla bırakıp kaçan balıkçılar görmüş. "Ne oluyorsunuz?" diye sorunca balıkçılara; "Aman" demişler balıkçılar, "Elaman! Elaman bu canavardan! Sandalımızı kırdı, arkadaşlarımızı parçaladı. Hepsinden kötüsü, balık tutamaz olduk, açlıktan kırılırız."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İsa, yalınayak, başı kabak, dülger balıklarının yüzlercesinin kaynaştığı denize doğru yürümüş. En kocamanını, uzun parmaklı elleriyle tutup sudan çıkarmış. İki elinin başparmağı arasında sımsıkı tutmuş, eğilmiş, kulağına bir şeyler söylemiş...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;O gün bu gündür dülger balığı, denizlerin görünüşü pek dehşetli, fakat huyu pek uysal, pek zavallı bir yaratığıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Dülger balığının ölümü - Sait Faik&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani diyorum, bu güzel öykünün devamını okumak için gelecek hafta sonu Burgaz, Kınalı ve Heybeliada'ya gitsek; bol bol fotoğraf çeksek; arada bir yerde de &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Sait_Faik"&gt;Sait Faik&lt;/a&gt;'in 100. doğumgünü için sessizce bir kutlama yapsak diyorum... Pasta da istemez hani, kızları da alıp balık-ekmeğin ve bir iki mezenin yanına bir ufak rakı açsak, balıkları ve topal martıları konuşsak, eminim Sait Faik de daha mutlu olurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış Metin, Erkan Tekman, Çağlar Onur ve Sait Faik sevdalısı tüm "Pardus Fotoğraf Klübü" üyelerine açıktır bu çağrı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not:&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt; Keşke Meren de olsaydı aramızda... Adam tam rakı içmeyi öğrendi, gitti uzaklara! Halbuki eğitimi yarım kalmıştı, sırada Sait Faik vardı! Adam zaten hepimizi kıskandıracak kadar iyi fotoğraf çekiyor, bunu da paylaşsaydık "dadından yenmez" kıvama getirecektik herifi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114900063176186065?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114900063176186065/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114900063176186065' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114900063176186065'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114900063176186065'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/05/dlger-balnn-lm.html' title='Dülger balığının ölümü'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114873705790424626</id><published>2006-05-27T15:28:00.000+03:00</published><updated>2006-05-27T17:05:30.060+03:00</updated><title type='text'>90 dakika çarpı 3.000 ve bir manyak</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/hayat" rel="tag"&gt;hayat&lt;/a&gt;,  &lt;a href="http://del.icio.us/velista/linux" rel="tag"&gt;linux&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/masa%C3%BCst%C3%BC" rel="tag"&gt;masaüstü&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Umut_Pulat.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Umut_Pulat.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.streetdesignweek.com"&gt;Street Design Week&lt;/a&gt; etkinliğinin sonuna yaklaşırken, üzerimizde hoş bir rahatlama duygusu var.  İlk 24 saatin telaşı ve karmaşası ikinci günden sonra büyük ölçüde sona ermişti; korkumuz, sokaklarda sergilenecek tasarımlara bir saldırının gerçekleşmesi, hatta bu saldırının kitlesel bir hal alarak etkinlik sonuna kadar eserlerin büyük kısmının tahrip edilmesine yönelikti... Neyseki, korktuğumuz başımıza gelmedi, "bir iki vukuat dışında" etkinliği büyük çaplı bir kaza olmaksızın bitirmeyi başardık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etkinlik içinde çok sayıda ilginç tasarım vardı. İçinde 40 kilo kabak çekirdeği olan şeffaf oturma bankı, 21. yüzyıl Karagöz ve Zenne'si, camlarla ve deniz kabuklarıyla süslü Vosvos gibi çok sayıda birbirinden çılgın tasarım boy gösterdi bu etkinlikte. Ama bu yazıda bunları anlatmayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahsetmek istediğim en ilginç tasarımcılardan biri, Tulliana 2.0'ın tasarımcısı &lt;a href="http://cekirdek.pardus.org.tr/%7Eumut/blog/index.php"&gt;M. Umut Pulat&lt;/a&gt;... Umut, etkinliğe "tek bir simge" ile katılmıştı. Masaüstlerimizde duran ve altında "Sistem" yazan simgenin adım adım hazırlanışını gösteren video enstelasyonunun sadece Illustrator kısmınının (Photoshop aşaması hariç) 34 dakika sürmesi, kendisine olan saygımı kat be kat büyüttü. Bir ara Umut'a soracak oldum:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;A- Tulliana içinde kaç simge var?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;U- Mimetype'larla beraber herhalde 3.000'den fazla...&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;A- Peki, tek bir simgenin tasarımı ne kadar sürüyor?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;U- Kafamda oluşması kısmını saymazsak en az bir buçuk saat. Ama işin asıl vakit çalan kısmı, o hayal etme aşaması...&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;A- Oğlum, sen manyak mısın?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;U- Normal olmadığımı biliyorum zaten...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan işin büyüklüğünden herhalde &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;CNN Türk&lt;/span&gt; ekibi de etkilenmiş olacak ki, &lt;a href="http://www.cnnturk.com/CNNTURKTV/PROGRAMLAR/programlar.asp?PID=826"&gt;Cosmopolis&lt;/a&gt; programı için Umut ile epey uzun bir röportaj yaptılar. Pazartesi akşamı saat 23:00'de iyi bir "manyak" seyretmek isteyenlere "şiddetle" tavsiye edilir!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114873705790424626?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114873705790424626/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114873705790424626' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114873705790424626'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114873705790424626'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/05/90-dakika-arp-3000-ve-bir-manyak.html' title='90 dakika çarpı 3.000 ve bir manyak'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114733054149713529</id><published>2006-05-11T08:47:00.000+03:00</published><updated>2006-05-11T10:17:14.006+03:00</updated><title type='text'>Etkinlikten etkinliğe...</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/hayat" rel="tag"&gt;hayat&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/foto%C4%9Fraf" rel="tag"&gt;fotoğraf&lt;/a&gt;,  &lt;a href="http://del.icio.us/velista/linux" rel="tag"&gt;linux&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/masa%C3%BCst%C3%BC" rel="tag"&gt;masaüstü&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Umut%20Pulat-01.png"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 0, 102); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Umut%20Pulat-01.png" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Nasıl mıyım? Hayatımın en yoğun dönemlerinden birini yaşıyorum, bu hafta sonu Barış Metin, Erkan Tekman ve Çağlar Onur ile yaptığımız foto-safari kaçamağını saymazsak, inanılmayacak bir koşuşturma ve çalışma temposunun içine düşmüş durumdayım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artistanbul olarak yaklaşık 45 gündür Türkiye'nin ilk açık tasarım haftasının, &lt;a href="http://www.streetdesignweek.com"&gt;Street Design &lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.streetdesignweek.com"&gt;Week&lt;/a&gt;'in organizasyonu ile uğraşıyoruz. &lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;22-28 Mayıs &lt;/span&gt;tarihleri arasında Nişantaşı, Maçka ve Teşvikiye sokaklarında düzenlenecek olan bu etkinliği; Milano'da &lt;a href="http://www.zonatortona.it/2005/"&gt;Zona   Tortona&lt;/a&gt;, Londra'da ise Soho'da her yıl benzerleri düzenlenen uluslararası "&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;sokak   buluşmaları&lt;/span&gt;"na  benzetebiliriz. Oralarda da olduğu gibi, ünlü tasarımcıların imzalarını taşıyan işler, caddelerde ve ara sokaklarda ansızın karşımıza çıkarken; çok sayıda genç yeteneğe de "bir kuruş ödemeden" tasarımlarını ünlü isimlerle yan yana sergileme fırsatı doğacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etkinlik boyunca tüm danışmanlık, tasarımların yerleştirmesi, çevre düzenlemesi, güvenlik ve PR hizmetlerinin organizasyon komitesi tarafından "ücretsiz olarak" sağlanacağı bu organizasyonda, bir de tanıdık isim yer alıyor: &lt;a href="http://cekirdek.pardus.org.tr/%7Eumut/blog/index.php"&gt;Umut Pulat&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tulliana 2.0'ı dün itibariyle depoya atan Umut, bir aksilik olmazsa bize bir Pardus simgesinin (icon) nasıl oluşturulduğuna dair hoş bir video hazırlayacak. Şu an için yeri kesin olmayan bir noktadan, bir geniş ekran aracılığıyla bu videoyu yayınlamayı hedefliyoruz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Emeren/blog/blog.cgi?file=Senlik-2006.txt"&gt;Meren&lt;/a&gt;'in de bahsettiği gibi, beyefendinin memleketten gitmesiyle birlikte tüm Pardus ekibi içinde bir fotoğrafçılık hamlesi başlamış durumda. Fotoğraf terimleri sözlüğü, "How To"lar ve tripod eşliğinde çalışan &lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Ebaris/blog/"&gt;Barış Metin&lt;/a&gt;, bu işi en ciddiye alan arkadaşımız. En akla ziyan fotoğrafları çekeninse &lt;a href="http://cekirdek.pardus.org.tr/%7Ecaglar/blog/"&gt;Çağlar&lt;/a&gt; olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Her neyse, &lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Pardus Fotoğraf Klubü&lt;/span&gt;'nün  sanatsal çalışmalarına dair "ibret vesikalarını" yakın bir zamanda sizinle buradan paylaşacağım :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada &lt;a href="http://senlik.linux.org.tr/2006/"&gt;şenlikte&lt;/a&gt; ben de varım. Cuma günü 11:30'da, "&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Bilişimci Olmayan Penguenler Linux'u Nasıl Görüyor?&lt;/span&gt;" başlıklı panelde konuşmacıyım. Tasarım ve masaüstü yayıncılık tarafında Linux'un taşıdığı üstünlük ve zayıflıklarından bahsetmeyi düşünüyorum. Masanın "bu tarafında" durum ne, onu anlatmaya çalışacağım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114733054149713529?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114733054149713529/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114733054149713529' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114733054149713529'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114733054149713529'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/05/etkinlikten-etkinlie.html' title='Etkinlikten etkinliğe...'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114642143683577841</id><published>2006-04-30T20:50:00.000+03:00</published><updated>2006-05-02T13:19:33.113+03:00</updated><title type='text'>Denizi ilk defa gören çocuğun birdenbire yaşlanması</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/hayat" rel="tag"&gt;hayat&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/van" rel="tag"&gt;van&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/van%20g%3F%3Fl%3F%3F.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 12); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/van%20g%3F%3Fl%3F%3F.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Yer: Van ili&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Zaman: 1999 yılının sonbaharı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;Tam altı yıl önceydi. Nasılını hatırlamıyorum ama bir anda kendimi Van'da bir minibüste, yanımda Kuzey İtalya'nın en zengin yerleşim bölgelerinden biri olan &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Alessandria"&gt;Alessandria&lt;/a&gt; kentinin belediye başkanı ile birlikte bulmuştum. Minibüs içinde ben, Abdullah Öcalan'a "Başkan" diyen HADEP'liler, her biri ayrı telden çalan dört İtalyan ve bir de benzerliğinden ötürü İtalyanlarla aramızda "Saddam" adını taktığımız, susmak bilmeyen bir tip. Arkamızda ise ikisi beyaz, birisi ise üzerinde her yerinden devlet akan korkutucu bir yazı karakteriyle "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Resmi Hizmete Mahsustur&lt;/span&gt;" yazan üç Reno. Devlet protokolüne uygun bir sıralamayla aktarmak gerekirse; &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Van Emniyet Amirliği&lt;/span&gt;, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Milli İstihbarat Teşkilatı&lt;/span&gt; ve &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;JİTEM&lt;/span&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Abdullah Öcalan'ın Roma'ya sığınıp, "Infernetto" sokağından çıkmadığı ve İstanbul sokaklarında İtalyan marka buzdolaplarının yakıldığı günlerin nevrotik havası hâlâ geçmemiş. İtalyanlara, İtalyan olan her şeye ciddi bir güvensizlik var. Minibüsümüzü ve bizi her an izleyen güneş gözlüklü "devlet ricali"nin varlığı ve malum kabalıkları, İtalyan heyetinin "az gelişmiş" bir Latin Amerika diktatörlüğüne geldiklerine dair inançlarını daha da pekiştiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hayır" diyorum içimden, "Benim ülkemde JİTEM diye kuruluş aslında yok, sadece bir hayal bu..." Yıllar önce bir TBMM araştırma komisyonu bir konuda JİTEM'in görüşüne başvurmak için Genelkurmay'a yazı yazdığında, cevaben "Yasal prosedürü henüz yerine getirilmediği için böyle bir daire bünyemizde bulunmamaktadır" yollu, aslında cevap içinde bambaşka bir cevabın daha saklı olduğu bir mektup almıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Gabriel Garcia Marquez 'Albaya Mektup Yazan Kimse Yok'u burada yazmalıydı..." diye düşünüyorum. Mektup ne kelime, karşımda duran yüzbaşının kendisi aslında "var ama yok"! Kara gözlüklerinin arkasından etrafa korku aşılayan, sarkık bıyıklı, etrafındakilere "çorbasına düşmüş sinek" edasıyla bakan birisi, Jitem yüzbaşısı.  Ama dedim ya, kendisi "kâğıt üzerinde" aslında var olmamasına karşın, burada "derin devleti" ete ve kemiğe büründürüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tutuklanmamamızın tek sebebi, yanımızdaki İtalyan belediye başkanının varlığı. Olası bir tutuklamada ortaya çıkacak kepazeliğin büyüklüğü, bizi şimdilik koruyor. Ama bu bile beni rahatlatmış değil. Malum, bu ülke çok değil, birkaç yıl önce, &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Franz_Kafka"&gt;Franz Kafka&lt;/a&gt;'yı bile DGM'de yargılayıp, mahkeme heyetine hakaretten altı ay hapse mahkûm etmişti! [1]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HADEP'lilerse başka bir âlem. Dağdakilere "gerilla" diyorlar, Abdullah Öcalan'a ise "Başkan"! Bir "kirli savaş"tan bahsediliyor ama sadece hep tek bir tarafın kirli çamaşırları ortada. Öldürülen binlerce masum insandan, öğretmenlerin katledilmesinden, iş makinelerinin yakılmasından, eroin ticaretinden, örgüt içindeki infazlardan bahsedilmiyor elbette...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölgede siyaset yapmak çok zor. Her iki taraf için de "ya onlardansındır ya da bizden"... İkisinin ortası ya da "hiçbiri" gibi bir tercih asla olmadı ve olacağa da benzemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklı biraz başındakilerse, işin "her iki taraf için" gün geçtikçe biraz daha boka sardığının farkında. İş Kürtler için boka sarıyor çünkü sadece dağdaki savaşı değil, Irak'ta Amerikalılar ile ortaklaşa oynadıkları tehlikeli kumarı da kaybettiler. Yarın ABD bölgeden çıktığında, ilk kurban onlar olacak. Sadece Iraklı Sünnilerin, Şiilerin ya da Türkmenlerin değil; İran ve Suriye'nin de düşmanlığını kazandılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş, Türkler için de boka sarıyor çünkü ortada giderek büyüyen bir nefret var. Taksicisinden mahalle berberine dek Türkiye'nin batısında yükselen öfkenin, ülkeyi bir kardeş kavgasına götürmesinden korkarım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha, bir de İtalyanlarımız var elbet! Ben bunları düşünürken, İtalyan heyeti, Haydarpaşa Garı'nın merdivenlerinde denizi ilk defa gören çocuğun birdenbire yaşlanması neyse [2], işte onu yaşıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden mi? Çünkü tezekten yapılma evlerin karşısındayız![3] "Tezek" İtalyancaya  nasıl çevrilir? "Hayvan kazuratından tükürüklü köfte mantığıyla üretilen yakacak"ın ferhanşensoycalamacası şöyle bir şey olabilir mi acaba: "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Lö kombustible dö la  merde dö la hayvan productee avec lö logic dö la köfte dö la tucuruque&lt;/span&gt;"?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi çevirdin, bununla ev yapıldığını; daha da acıklısı, bunun içinde 18 nüfuslu bir "türdeşinin" yaşadığını, Allah'ın İtalyanına nasıl anlatırsın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Van'ın 5 kilometre doğusunda, Erek Dağı'nın eteklerinde kurulmuş Bostaniçi Beldesi'ndeyiz. Anlatanların ve 10/25 sayılı ve 14/01/1998 tarihli TBMM Araştırma Komisyonu Raporu'nun yalancısıyım; 3.428 köy ve mezranın yakıldığı o günlerde, Van'ın hemen dışındaki birkaç yüz haneli Bostaniçi Beldesi'nin nüfusu, köylerden gelen göçle, 90'ların ortasında bir anda 2.000'lerden  17.000'e fırlamış!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'un bile sonuçlarını taşıyamadığı bu göç karşısında, Bostaniçi'nin hiçbir şansı olmamış. Kanalizasyonların sokakta aktığı, su şebekesinin bazı mahallelerinin yakınına bile uğramadığı, kız çocukların okula gitme oranının yüzde 20'lerde dolaştığı, genç kız intiharlarında (bir ay içinde 16 kişi) Türkiye'nin en yüksek ikinci oranının yakalandığı, ürkütücü bir yerleşim bölgesine dönüşmüş burası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bunun için Van'dayız. Yerel Gündem 21 ve Uluslararası Belediyeler Birliği (IULA-EMME) ile bunu bir projeye dönüştürmek için çalışıyoruz. İtalyan Alessandria Belediyesi, Bostaniçi'nin içme suyu projesini finanse etmeyi kabul etmiş durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım bunu projeyi hayata geçirebilecek miydik? 2000 yılının başında, hayatımdaki en büyük amaçlardan biri, bunu gerçekleştirmek olmuştu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Gelecek hafta:&lt;/span&gt; Başıma ne dert aldığımın meğerse farkında değilmişim. 20.000 kişiye su götürme çabasının altı yıllık macerası ve mutlu son... Gelecek haftaki kısımda işin bir de Linux'u ilgilendiren kısmı olacak.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;------------------------&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Dipnot 1:&lt;/span&gt; 13 Mart 1996 günü "Düşünceye Suçu'na Karşı Girişim" eylemi çerçevesinde yasaklı bir kitaba yayıncı olarak imza attıkları gerekçesiyle DGM karşısına çıkan 184 yazardan Mahir Günşıray, söz sırası geldiğinde elindeki kitaptan şu sözleri okumuştu: "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Siz kimsiniz? Ne yapıyorsunuz burada? Ne demek oluyor bu adalet komedyası? Sorguya çekilen niçin başkası değil de benim? Bunu bilmek isterdim. Siz de bilmiyorsunuz. Emirleri uyguluyorsunuz. Ve bu ad, her nasılsa benim olan bu ad, bir başkasının da olabilirdi. Bir badanacının mesela. Buradan çıkınca evinize gidecek, annenizi, karınızı, çocuklarınızı kucaklayacaksınız. Teker teker alınınca, her birinizin bir insan olması, hepinizin bir vicdanı olması... İşte bunu anlayamıyorum!&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savcı, yerinden fırladı: "Bize hakaret ediyor, suç duyurusunda bulunuyorum!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözler, Günşiray'ın o günlerde sahneye koyduğu Franz Kafka'nın "Duruşma" adlı oyunundandı. DGM, Kafka'yı sanık olarak 10. Asliye Ceza Mahkemesi'ne yolladı. Böylece, Aziz Nesin'in ölümüyle 184'e inen sanık sayısı tekrar, 185'e yükseldi. Franz Kafka ne yazıktır ki hiçbir duruşmaya katıl(a)madı! Günşıray ise Kafka'nın bu satırları yüzünden 6 ay hapse mahkûm oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Dipnot 2: &lt;/span&gt;Doğru kelimeyi bulamayınca, Edip Cansever'in "Ben Ruhi Bey Nasılım" şiirinden aldığım bu muhteşem mısraya sığındım. Kusurum affola...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Dipnot 3: &lt;/span&gt;Tezekten evi açıklamalıyım, aslında bu evler killi bir toprağın samanlı bir tezek ile karıştırılıp, kalıplanarak güneşte kurutulması ile elde edilen briketler aracılığıyla yapılıyor. Evin iç duvarlarından birine yapıştırılan tezeklerse, dışarda 80 santim kar varken içersinin ılık kalmasını sağlıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Dipnot 4: &lt;/span&gt;Yazıdan alınarak, beni bölücülük ya da faşolukla itham edecek salakların tam listesini, önümüzdeki günlerde yorum bölümünde görebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114642143683577841?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114642143683577841/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114642143683577841' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114642143683577841'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114642143683577841'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/04/denizi-ilk-defa-gren-ocuun-birdenbire.html' title='Denizi ilk defa gören çocuğun&lt;br&gt; birdenbire yaşlanması'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114613713224576786</id><published>2006-04-27T14:24:00.000+03:00</published><updated>2006-04-28T13:17:23.880+03:00</updated><title type='text'>Webmaster aranıyor!</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/hayat" rel="tag"&gt;hayat&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/spiderman.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/spiderman.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Cihangir'de bahçeli bir ofiste &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;tam zamanlı&lt;/span&gt; ya da &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;haftanın üç günü&lt;/span&gt; çalışabilecek; HTML, XML dillerini bilen, Flash nedir diye sorulduğunda "Renault Flash!" diye mutlulukla  cevap vermeyecek (bir iş görüşmesinde başımıza geldi), Photoshop'u sağ eliymiş gibi kullanabilen ama hepsinden önemlisi bir "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;estetik duygusu&lt;/span&gt;"na sahip olan tasarımcılar arıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ücret dolgun olmayıp; öğrenmeye hevesli, sık sık pizza eşliğinde bira içilen eğlenceli bir ortamda çalışabilecek genç bir iş arkadaşı arıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pardus'u tanıması ve GIMP ile Scribus'u kullanmayı bilmesi, ayrıca tercih sebebi olacaktır :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başvurular ali@artistanbulpr.com ya da 0212 251 64 37 no'lu telefona yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf: &lt;a href="http://www.flickr.com/photos/devos/163903/"&gt;Flickr&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114613713224576786?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114613713224576786/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114613713224576786' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114613713224576786'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114613713224576786'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/04/webmaster-aranyor.html' title='Webmaster aranıyor!'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114571528939428002</id><published>2006-04-22T10:55:00.000+03:00</published><updated>2006-04-27T11:31:12.450+03:00</updated><title type='text'>Ahtamar'dan selamlar...</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/van" rel="tag"&gt;van&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/akdamar.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/akdamar.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı Van'dan, şehrin gençlerinin piyasa yaptıkları Cumhuriyet (Mecburiyet) Caddesi'ndeki bir internet cafe'den çok hızlı bir şekilde yazıyorum. Fotoğraf, Sacred Sites sitesinden alınan özel izinle kullanılmaktadır, dijital makine ise artık İtalya'da olduğu için orada çektiğim karelerin gelmesini için biraz bekleyeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, yılın bu zamanı Ahtamar Adası'nda resimdeki gibi badem ağaçları açıyor, detayları bir ara anlatacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Not 1 (27 Nisan): &lt;/span&gt;Photograph Courtesy of SacredSites.com, Martin Gray'e özel teşekkürler.&lt;/span&gt;&lt;span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;color:#0000ff;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114571528939428002?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114571528939428002/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114571528939428002' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114571528939428002'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114571528939428002'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/04/ahtamardan-selamlar.html' title='Ahtamar&apos;dan selamlar...'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114383154332255862</id><published>2006-04-08T23:51:00.000+03:00</published><updated>2006-04-09T03:09:00.016+03:00</updated><title type='text'>Pratikte zayıf ama teoride hiç fena değil...</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/foto%C4%9Fraf" rel="tag"&gt;fotoğraf&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/leos2.0.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/leos2.0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sabahleyin yaşadığım bir iki küçük kriz ve ertelenen iki farklı buluşmanın ardından ben, &lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Ebaris/blog/"&gt;Barış Metin&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Emeren/blog/"&gt;Meren&lt;/a&gt; ve çiçeği burnunda Pardus geliştiricisi &lt;a href="http://kuheylan.org/blog"&gt;Faik Uygur&lt;/a&gt; Taksim'de buluşup, foto-safarimize çıkmış bulunduk. Evet, Barış'ın aktardığı üzere giderek şiddetlenen bir yağmur yağıyordu ve yağmurda yanında şemsiye açmış üç adamla birlikte fotoğraf çekmek kolay olmuyor :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barış yağmurdan ötürü "&lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Ebaris/blog/blog.cgi?file=misin-feyld.txt"&gt;mission failed&lt;/a&gt;" yazmış ama bence hiç de öyle olmadı. Sirkeci'nin fotoğraf makinesi satan mağazalarında neyin ne işe yaradığı, iyi bir tripodun nasıl olması gerektiği, asa/iso değerleri, tobacco filtre &lt;a href="http://www.fotokritik.com/foto.php?fid=195249"&gt;kullanımı&lt;/a&gt; gibi bir sürü ayrıntıyı farkında olmadan kaptı Barış...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında herkes için iyi oldu, bendeniz de "&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Pinhole_Photography"&gt;pinhole photographing&lt;/a&gt;" hakkında epey bilgi edindim bu sayede... En yakın "&lt;a href="http://www.pinholeday.org/"&gt;world pinhole day&lt;/a&gt;" bu ayın 30'undaymış, o güne kadar kibrit kutusundan lenssiz bir fotoğraf makinesi yapsak ne güzel olur aslında... Ne dersin Barış, becerebilir miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kimde ne makine vardı?" diye soracaklara hemen açıklayalım. Barış beyimizde bir Nikon D50, Meren de ise D70 ve güzel bir 300 objektif vardı. Ben ise bir dinozor olarak Canon EOS 50e ile katıldım. Analog makinelerin dijitalleri hâlâ dövebildiğini görmek güzeldi :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de beni şu diapozitif masrafından kurtaracak bir dijital makinesi fena olmaz. Acaba bir &lt;a href="http://www.canon-europe.com/For_Home/Product_Finder/Cameras/Digital_SLR/EOS_5D/index.asp?ComponentID=306124&amp;amp;SourcePageID=164046#1"&gt;EOS 5D&lt;/a&gt;'ye girsem mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114383154332255862?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114383154332255862/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114383154332255862' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114383154332255862'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114383154332255862'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/04/pratikte-zayf-ama-teoride-hi-fena-deil.html' title='Pratikte zayıf ama teoride hiç fena değil...'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114281193365420460</id><published>2006-04-04T13:45:00.000+03:00</published><updated>2006-04-04T19:10:43.233+03:00</updated><title type='text'>Majestelerinin, sancağında hilal taşıyan gemisi (2)</title><content type='html'>&lt;a href="http://del.icio.us/velista/tarih" rel="tag"&gt;tarih&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/k%C3%BClt%C3%BCr" rel="tag"&gt;kültür&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/yelken" rel="tag"&gt;yelken&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/demirbas-01.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/demirbas-01.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/demirbas-01.jpg"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/03/majestelerinin-sancanda-hilal-tayan.html"&gt;Geçen hafta&lt;/a&gt; nerede kalmıştık? Sanırım, İsveç Kralı "Demirbaş Şarl"ı bugünkü Moldova sınırları içinde kalan Bender'de bırakmıştık..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse, İsveç kralının Bender’de başlayan konukluğu sırasında hoş olmayan olaylar da yaşanmıştı. Karl ordusunu kaybettikten sonra, siyasi bir mülteci, daha doğrusu “sürgündeki kral” olmuştu. Poltava’dan sonra Ukrayna bozkırlarına dağılan İsveç ordusundan arta kalanlar, savaştan sonraki altı ay boyunca Bender’e akın edince, başlangıçta 1.000 askerle Bender’in hemen dışında kamp kuran XII. Karl’ın çevresindeki İsveçliler 10.000 kişiye ulaşmıştı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu zorunlu ziyaretin öyle çok da “geçici” olmadığını anlaşılmış; “Demirbaş Şarl”ın, Bender’in hemen dışında &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Karlstad&lt;/span&gt; adıyla kurduğu yerleşim birimi zamanla giderek kalabalıklaşmıştı. Bunda, padişah III. Ahmet’in, krala jest yapmak amacıyla, Rusların esir alıp pazarlarda köle olarak sattıkları İsveçli kadınlarla çocukları satın alıp azat etmesi de büyük rol oynamıştı. Sadece bu kadar mı? Kralın Karlstad’daki kampının çevresinde müstahkem mevkiler istihkâmlar yapılmış, evinden kıyıdaki “kançılarya”sına kadar da bir tünel kazılmıştı. İsveçliler yerleşiyordu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsveç kralının uzayan konukluğu ve “devlet içinde devlet” kurması, Osmanlı’yı kızdırmaya başlarken, İsveç cemaatinin Bender esnafına ciddi bir borç takması da ortamı fena halde gerginleştirmişti. Sonuçta, İsveç kralına karşı ayaklanan “kızgın kalabalık”, kent dışında bekleyen yeniçerilerle de birleşerek, İsveçlilere “temiz bir sopa” attı. Demirbaş Şarl’ın da ağır yaralandığı bu “kent savaşı”, İsveç tarihinde “&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Kalabaliken-i Bender&lt;/span&gt;” adıyla geçiyor. Duruma el koyan Osmanlı, Bender’den aldığı XII. Karl’ı önce Dimetoka’da ev hapsinde tutmuş, ardından da İstanbul’a getirtmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/jarramas%20plan_kucuk.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/jarramas%20plan_kucuk.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Jarramas_Jilderim_ve_kralinimzasi.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Jarramas_Jilderim_ve_kralinimzasi.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İlk Jarramas'ın çok merak edilen planı. Kaynak: Architectura Navalis Mercatoria (1768)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu kitabın Türkiye'deki tek tıpkıbasımı sanırım bendedir, bunu da gururla söylerim :)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;Altında ise "Demirbaş Şarl'in kendi eliyle çizdiği planlar görünüyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:85%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;“Türk donanması gibi donanmam olsa”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;“Demirbaş Şarl”, Dimetoka’da ev hapsinde tutulduğu dönemi iyi değerlendirmiş, İstanbul’daki günlerinde Marmara kıyılarında görüp hayran olduğu donanma gemilerinin planlarını çizmişti. İsveç kralı, dönemin parmakla gösterilen matematikçi ve mühendislerinden biriydi. Geniş karinaları ve yüksek hızları ile Osmanlı teknelerinin benzerleri İsveç’in elinde olsa; en büyük arzusu sıcak denizlere açılmak olan Deli Petro’nun bu amaçla kurdurduğu St. Petersburg (Leningrad) daha doğmadan haritadan silinebilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Demirbaş Şarl”, 1714’te göz hapsinde bulunduğu Dimetoka’dan gizlice kaçmış; kaçmadan iki ay önce çizdiği planları da casusları aracılığıyla İsveç’e yollamıştı. Stockholm’deki savaş konseyine bir de mesaj gönderen kral, konseyden, kendisi ülkeyle dönünceye kadar Jilderim ve Jarramas adını verdiği firkateynlerin inşa edilmesini emretmişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;XII. Karl’ın Dimetoka’daki ev hapsi günlerinde çizdiği tekne eskizleri bugün elimizde. Titrek bir yazıyla altına “Carolus” yazarak imzaladığı planlar, bugün Stockholm Kraliyet Kütüphanesi’nde sergileniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;İsveç donanmasında iki Türk:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;“Yaramaz” ve “Yıldırım”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Demirbaş Şarl, Türkiye’de kaldığı beş yıl içinde Türkçe’yi epey öğrenmişti. Nitekim, bu iki gemiye ad koyarken de, kulağına hoş gelen iki Türkçe kelimeyi seçmişti: Yıldırım ve Yaramaz... Kral, çizdiği planların üstüne, güzel bir sülüs yazıyla teknelerin ismini Osmanlıca yazdırmayı da ihmal etmemişti! &lt;span style="font-style: italic;"&gt;(Yukarda)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kralın emriyle, Karlskrona Tersaneleri’nde yapımına başlanan “Yaramaz” ve “Yıldırım”, 1716 yılında bitirildi. 44 top taşıyan ve 39 metre uzunluğundaki Jarramas (Yaramaz), artık İsveç donanmasının sancak gemisiydi. Türk korsan teknelerinin çizgilerini taşıyan bu tekne, İsveç donanma sancağını buharlı tekneler çağına kadar gururla taşıdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüksek hıza ve üstün manevra yeteneğine sahip bu iki firkateyn, suya indirildikleri andan itibaren Baltık Denizi’ni Ruslara dar etmişti. Bu gemiler, sadece Ruslara karşı değil, başka düşmanlara karşı da kullanılmıştı. 1756-1763 yılları arasındaki “Yedi Yıl Savaşları”nda Yaramaz ve Yıldırım, Kuzey Denizi’nde sayısız İngiliz gemisi batırmış, 1805’te de müttefiklerle birlikte Napolyon donanmasına karşı güçlerini göstermişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jilderim (Yıldırım), Prusyalılar ile yapılan bir deniz savaşında batırılmış; İsveçliler tarafından uğuruna inanılan Jarramas ise, her hizmetten çekilişinde inşa edilen daha modern bir tekneye adı verilerek efsanevi ününü sürdürmüş, İsveç donanmasında da bir geleneğin oluşmasına yol açmıştı: Hizmete giren her yeni Jarramas’ta, “Demirbaş Şarl”ın orijinal planlarına ve Türk teknelerinin o muhteşem çizgilerine sadık kalınması kaydıyla!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dördüncü kuşak son Jarramas, 1899’da yine Karlskrona Tersaneleri’nde inşa edilip denize indirildi. Jarramas, son askeri görevine II. Dünya Savaşı günlerinde 1944’te çıktı. Bu son görev, Alman denizaltılarının İsveç karasularına girmesini engellemekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jarramas, bugün İsveç denizciliğinin gurur kaynağı olarak, 1944’ten bu yana okul gemisi olarak hizmet veriyor. Dünyanın en güzel firkateynlerinden biri sayılan, Karlskrona’daki Kraliyet Deniz Müzesi &lt;a href="http://www.marinmuseum.se/Marinmuseum/Om/Museifartygen/Jarramas.aspx"&gt;önünde demirli&lt;/a&gt; Jarramas, bir zamanlar Akdeniz’i titreten Türk korsanlarının belki de dünyada hâlâ yaşayan tek tanığı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sisli günlerde, Jarramas tüm yelkenlerini fora ettiğinde, İsveçli denizcilerin bağrışmalarına yabancı bir sesin daha karıştığı söyleniyor... Yolunuz Karlskrona’ya düştüğünde, belki siz de o sesi duyabilirsiniz. Öfkeli bir Türk korsan reisinin güvertedeki “İsveçli leventlerine” verdiği “Yelkenler foraaa!” emrini...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Teşekkür:&lt;/span&gt; Bu yazının hazırlanmasındaki eşsiz katkılarından ötürü, İsveç Kraliyet Deniz Müzesi müdürü Ann-Britt Christensson’a ve Helena Grännsjö’ye teşekkürlerimi sunarım...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114281193365420460?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114281193365420460/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114281193365420460' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114281193365420460'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114281193365420460'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/04/majestelerinin-sancanda-hilal-tayan.html' title='Majestelerinin, sancağında hilal taşıyan gemisi (2)'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114320073028750955</id><published>2006-03-24T14:53:00.000+02:00</published><updated>2006-03-24T15:54:03.643+02:00</updated><title type='text'>Tema değişikliği</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/blogger" rel="tag"&gt;blogger&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Ken_Parker_tapejara.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 0, 102); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker_tapejara.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sitede basit bir tema değişikliği. Panik yok, Burkina Fasa Fiso 2.0 sürümüne daha çok var :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada evet, kendimce bir Ken Parker teması yapmış durumdayım. Derslerimden geri kaldığım için koca bir dolap dolusu Teks'i imha eden anacığımın bile sevdiği, yakmaya kıyamadığı bir kahramandı Ken Parker :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ken Parker yalnız bir kovboy, Edgar Allen Poe okuyan bir silahşor, Karl Marx'ı anlamaya çalışan bir grev işçisi, "altına hücum" döneminde bir anti-kahraman, kızılderililerin yanında bir Amerikalı, idam cezasına karşı çıkan bir insan hakları savunucusu, Marilyn Monroe'nun (Norma) sevgilisi, adaletsizliklerin karşısında ise bir Komiser Cemil'dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ken Parker'ı hâlâ okumayanlardan mısınız yoksa?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114320073028750955?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114320073028750955/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114320073028750955' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114320073028750955'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114320073028750955'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/03/tema-deiiklii.html' title='Tema değişikliği'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114275931438070830</id><published>2006-03-21T19:04:00.000+02:00</published><updated>2006-03-22T10:23:23.600+02:00</updated><title type='text'>Majestelerinin, sancağında hilal taşıyan gemisi (1)</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/tarih" rel="tag"&gt;tarih&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/k%C3%BClt%C3%BCr" rel="tag"&gt;kültür&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/yelken" rel="tag"&gt;yelken&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/smal_tryck.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/smal_tryck.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;İsveç, 200 yıl önce Ruslara karşı verdiği ölüm kalım savaşında, sancağında hilal bulunan bir tekne sayesinde yok olmaktan kurtulmuştu. İsveç kralı “Demirbaş Şarl”ın Türk korsan teknelerini kopya ederek inşa ettirdiği “Yaramaz”, hâlâ hizmette!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlerden 19 Ağustos 1809... Bir ulusun kaderinin belirlendiği gün. İsveçliler, kendilerinden çok daha güçlü Rus ordusu ile ölüm kalım savaşına girmiş. Öyle bir savaş ki bu, ya İsveç tarih sahnesinden silinecek ya da Rus orduları bu son siperlerde durdurulacak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsveçlilerin işi çok zordu. Rus ordusuna, o güne kadar hiç yenilgi tatmamış, efsanevi bir isim komuta ediyordu: General Nikolay Mihayloviç Kamenskiy.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamenskiy, İsveçlilere yüzyıllarca unutamayacakları bir yenilgi yaşatmıştı. İsveç ordusunu Finlandiya’da yok etmiş, bir dizi parlak zaferden sonra İsveçlileri önce Finlandiya’dan, ardından da Laponya’dan atmıştı! General Kamenskiy, bu zafer yürüyüşünü İsveç Krallığı’nın başkenti Stockholm’ü ele geçirerek noktalamak istiyordu ve karşısında, yalnızca Savar kasabasında konuşlanmış 6.800 İsveç askeri vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rus çarı Aleksander, o zafer günlerinde, İsveç kralına kendi “barış koşulları”nı da dayatmıştı: “Finlandiya’yı, Norveç’i ve Norland’ı (İsveç’in kuzeyindeki Laponya) Rusya’ya verirsen, ülkenin geri kalan kısmında yaşamanıza izin veririm!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;19 Ağustos 1809 günü, İsveç kralı IV. Gustav, Savar kasabasındaki askerlere son bir mesaj gönderdi: “Bu çarpışmayı kaybederseniz, sizinle birlikte İsveç de kaybedecek...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi gün öğleden sonra &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Battle_of_Ratan_and_S%C3%A4var"&gt;Savar-Ratan hattı&lt;/a&gt; üzerinden hücuma kalkan İsveç askerlerini göğüsleyen Rus ordusu, beklenmedik bir sürprizle karşılaştı. Rus donanmasının abluka altına aldığı Baltık Denizi’ni bir uçtan öbür uca sessizce aşmayı başaran iki İsveç firkateyni, 100 kadar topla Rus siperlerini acımasız bir şekilde dövmeye başlamış; bu durum, Rus siperlerinde büyük bir paniğe yol açmıştı. Peki, ama bu İsveç firkateynleri nereden gelmişti? İlk yenilgisini yaşayan ünlü General Kamenskiy, dürbünüyle Baltık Denizi’nin lacivert sularında seyreden ve ateş kusan iki İsveç firkateyninden gösterişli olanına bakıyordu. Kamenskiy, masmavi İsveç donanma bandırasının üzerindeki garip işarete hiçbir anlam veremiyordu. Peki, bu işaret neyin nesiydi, acaba neyi simgeliyordu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Jarramas2.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Jarramas2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;İsveç’i yok olmaktan kurtaran tekne&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;General Nikolay Mihayloviç Kamenskiy’nin tanımlayamadığı o motif, bir hilaldi! Jarramas firkateyninin gönderinde dalgalanan bu hilalli bandıra, İsveç’i yok olmaktan kurtarmıştı. Ülke tarihindeki bu en kritik çarpışma sayesinde İsveçliler, ülkelerinin kuzeyini ellerinde tutmayı başardılar. Bu bölge, barındırdığı zengin demir ve krom yataklarıyla, gelecekteki “İsveç mucizesinin” yaratılmasında en büyük paya sahip olacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, bu bayraktaki hilalin sırrı neydi? Bu sırrı çözebilmek için tam yüzyıl geriye, İsveç kralı XII. Karl’ın, Rus çarı Deli Petro ile Poltava Meydan Savaşı’nı yaptığı 27 Haziran 1709 tarihine dönmek gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük Kuzey Savaşı’nın (1700-1721) ilk sekiz yılında üç saldırgan düşmanının; Danimarka, Saksonya-Polonya ve Moskova’nın (Rusya) ittifak halindeki ordularını başarıyla yenilgiye uğratan İsveç kralı XII. Karl, Rusların başkentine yürümeye karar vermişti. Gün, Deli Petro’nun “Yenile yenile yenmeyi öğreneceğiz” dediği günlerdi... Rusların büyük çarı, aldığı yenilgilerden sonra yenmeyi, Doğu Ukrayna’da Poltava kasabası yakınlarındaki ovada öğrenecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;27 Haziran 1709’da, Poltava’da ordusu yok olan XII. Karl için tek açık yol, güneye doğru uzayıp giden topraklardı. Kılıç artığı 1.000 kadar askeriyle birlikte güney topraklarının hâkimi Osmanlı İmparatorluğu’na iltica eden İsveç kralı, Osmanlı-Rus sınırındaki Bender kentine sığınmak zorunda kalmıştı. Osmanlı’nın ağırlamak zorunda kaldığı bir konuğu vardı artık. Yenik İsveç kralı XII. Karl...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/demirbas-03.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/demirbas-03.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Başlangıçta, sadece beş gün kalacağını açıklayan &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Demirba%C5%9F_%C5%9Earl"&gt;XII. Karl&lt;/a&gt;’ın Osmanlı topraklarındaki konukluğu tam beş yıl sürdü! Öyle ki, “Devlet-i Âli” tarafından ağırlanan İsveç kralının masraflarının bütçenin hangi kaleminden karşılanacağı konusunda Osmanlı maliyesinde sorun çıkmış, sonunda bu harcamaların bütçedeki “demirbaş” kaleminden karşılanmasına karar verilince, kralın lakabı “&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Demirbaş Şarl&lt;/span&gt;” kalmıştı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türklerin bildiği adıyla “Demirbaş Şarl”, Bender, Dimetoka ve İstanbul’da kaldığı süre içinde boş durmadı. Sürekli şekilde, Marmara Denizi’ne demirleyen Türk ve Cezayirli korsan gemilerini inceleyip, Rusları yenmek için bu tür teknelere sahip olması gerektiğini düşündü. Bu düşüncesindeki haklılığının kanıtı da, 100 yıl sonra İsveçlilerin Rusları mağlup etmesinde başrolü oynayan, bandırasında hilal bulunan “&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Jarramas&lt;/span&gt;”ın ta kendisiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İkinci bölümde:&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;"Jarramas" yani Yaramaz'ın ilginç öyküsü. Jarramas'ın planını merak edenlere bir  de sürprizimiz olacak :)...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114275931438070830?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114275931438070830/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114275931438070830' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114275931438070830'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114275931438070830'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/03/majestelerinin-sancanda-hilal-tayan.html' title='Majestelerinin, sancağında hilal taşıyan gemisi (1)'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114281549582169140</id><published>2006-03-19T23:06:00.000+02:00</published><updated>2006-03-20T02:47:54.303+02:00</updated><title type='text'>Burkina Fasa Fiso için geri sayım</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/pardus" rel="tag"&gt;pardus&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/blogger" rel="tag"&gt;blogger&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a ohref="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/157-kedus-1280x1024.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/157-kedus-1280x1024.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Burkina Fasa Fiso 2.0 için geri sayım başladı. Yeni bir adres ve yeni bir sayfa tasarımı ile yayına devam edecek olan sitede, birkaç güzellik de olacak... Şimdiden bazılarını söyleyebilirim herhalde:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burkina Fasa Fiso, kategorilere ayrılan ve her kategorinin kendi RSS'ine sahip olduğu bir yapıda olacak. Eski yazılara erişim kolaylaşırken, tag bulutunu da daha anlamlı bir yapı içinde kullanmayı hedefliyoruz. Eğer başarabilirsek, sitenin açılışında bir sürprizle karşılaşacaksınız. Hayır, bu bir animasyon değil :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında kafamızda epey bir yenilik var. Ama hem kendimizi bağlamamak hem de bazı sürprizleri siteye saklamak adına şimdilik susuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada farkındaysanız, &lt;a href="http://gezegen.pardus.org.tr/"&gt;Gezegen Pardus&lt;/a&gt; üzerinden de yayına başlamış bulunduk. Fotoğraf ise pek muhterem &lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Emeren/blog/"&gt;A. Murat Eren&lt;/a&gt;'in &lt;a href="http://sanat.pardus.org.tr/"&gt;Sanat Pardus&lt;/a&gt;'ta yayınlanan bir işinden.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114281549582169140?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114281549582169140/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114281549582169140' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114281549582169140'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114281549582169140'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/03/burkina-fasa-fiso-iin-geri-saym.html' title='Burkina Fasa Fiso için geri sayım'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114220353885286084</id><published>2006-03-13T00:23:00.000+02:00</published><updated>2006-03-13T20:17:22.003+02:00</updated><title type='text'>Pardus ekibinin gizli silahları</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/pardus" rel="tag"&gt;pardus&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/pardus%20ekibinin%20gizli%20silahlar%3F%3F.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/pardus%20ekibinin%20gizli%20silahlar%3F%3F.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gezegen Linux içindeki "evrim-biyoloji kitapları" ana temalı dehşetengiz tartışmayı canlandırmak istemem ama, evrim konusunda benim de bir iki lafım olacak :)..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsim vermek gibi olmasın ama &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Görkem Çetin&lt;/span&gt; ve &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Gökmen Göksel&lt;/span&gt; isimli iki arkadaşımızın saatler boyu süren bir mücadeleden sonra geçen hafta burada yayınlanan &lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/02/origami-tux.html"&gt;kağıttan pengueni&lt;/a&gt; yapmayı "başaramadıklarını" üzülerek öğrenmiş bulunuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Coca-Cola içen maymunların bile el becerileri gelişirken, bu iki arkadaşın kağıttan tuzluk yapmayı bile becerememesi düşündürücü elbet :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukardaki fotoğraf: Pardus geliştiricilerinden &lt;a href="http://gokmen.fasafiso.org/"&gt;Gökmen Göksel&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.gorkemcetin.com"&gt;Görkem Çetin&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://ahmet.fasafiso.org/"&gt;Ahmet Aygün&lt;/a&gt;  mutlu günlerinde...&lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Emeren/blog/"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114220353885286084?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114220353885286084/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114220353885286084' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114220353885286084'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114220353885286084'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/03/pardus-ekibinin-gizli-silahlar.html' title='Pardus ekibinin gizli silahları'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114138890353174311</id><published>2006-03-03T14:24:00.000+02:00</published><updated>2006-03-03T18:11:28.446+02:00</updated><title type='text'>Elveda Mimar Sinan...</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/istanbul" rel="tag"&gt;istanbul&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/k%C3%BClt%C3%BCr" rel="tag"&gt;kültür&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22mimar%2Bsinan%22" rel="tag"&gt;mimar sinan&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/atlas" rel="tag"&gt;atlas&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/ahanda_sinerji.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/ahanda_sinerji.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İstanbul Atışalanı’ndaki tarihi Avasköy Sukemeri, bir konut projesine kurban ediliyor. Mimar Sinan imzasını taşıyan anıt eser, önünde yükselen bloklar tarafından yutulmak üzere...&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul’un simgelerinden Süleymaniye Suyolları’na ait Mimar Sinan yapısı Avasköy Sukemeri yok ediliyor. Hem de bizzat kentin imarından sorumlu büyükşehir belediyesinin izni ve katkısıyla. Albayrak Yapı Grubu, Esenler ilçesi Atışalanı mevkiindeki en az 400 yaşındaki sukemerinin sadece birkaç metre uzağına, onu tümüyle kapatacak 14 bloktan oluşan bir site inşa ediyor. 664 konut ve kapalı otopark, yüzme havuzu, alışveriş merkezi gibi tesislerden oluşması planlanan kompleksin şantiyesi, inşaatın başladığı bugünlerde bile tarihi suyoluna yaslanır durumda. Sinan’ın eseri, kuzey tarafına yerleştirilen pano ile inşası süren kompleksin nizamiyesi haline getirilmiş; “&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Kemer Park Evleri’ne Hoşgeldiniz&lt;/span&gt;”. En tuhafı da bu zaten...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belediye başkanı, Esenler Belediyesi, müteahhit firma ve basın, inşasına başlanan yeni konutların, ilçeye katacağı değerden bahsediyor. Ama hiçbiri Mimar Sinan’ı ve onun eseri sukemerini anmıyor. Temel atma töreninde yaşananlar gerçek bir olaydan çok, ironik bir sinema filmini andırıyor. Örneğin Albayrak Şirketler Grubu Başkanı Nuri Albayrak törende, “&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Dünya başkenti olarak addedilen İstanbul’da yaşayan insanlara sadece kaliteli konut değil, aynı zamanda uygar bir yaşam sunmayı hedeflediklerini&lt;/span&gt;” söylüyor (Milliyet Emlak, 26 Ocak 2006). İstanbul’un mimar belediye başkanı Dr. Kadir Topbaş’ın, Koca Sinan’ın eserine baka baka söyledikleri ise çok daha ironik: “&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;İnsanın doğuştan varolan barınma ihtiyacını yönetimler önceden oluşturur ya da oluşmasını sağlarsa, daha mutlu insanlar ve medeniyetler oluşur.&lt;/span&gt;”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemer Park Evleri’nin ciddi bir sinerji oluşturacağını belirten mimar başkan, “çünkü burada değerli yapılar ortaya çıkınca, dönüşüme doğru atılımlar yapılacak” diyor. Haberi veren gazete de başkanın sözlerinden esinlenerek kompleksin yapımını “Çirkinliğe Kamuflaj” başlığıyla duyurmuş.  (Milliyet,  7 Ocak 2006)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz yıl İstanbul’un yeşillendirilmesi üzerine düzenlediği bir basın toplantısı sonrasında Başkan Topbaş ile görüşmüştüm. Kısa görüşmede kendisine Şehzadebaşı’ndaki Belediye Sarayı’nın, ondan 1600 yıl daha eski Valens (Bozdoğan) Sukemeri’nin karşısına 1950’li yıllarda yapıldığını hatırlatmış ve bugün böyle bir yapının inşasına razı olup olmayacağını sormuştum. Başkan “&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;O günkü başkan ben olsam yapmazdım&lt;/span&gt;” diye cevaplamıştı. (“Elveda İstanbul”, Atlas, Aralık 2005).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tesadüf eseri tarih çok kısa bir süre sonra Topbaş’a bir başka sukemerini modern yapıların gölgesinden kurtarma şansı verdi. Mimar belediye başkanı bu şansı görmezlikten gelmenin yanı sıra temel atma törenine katılarak, kemerin tükenişini hazırlayan projeyi ödüllendirdi. Bu örnek bile İstanbul’u yönetenlerin, İstanbul’a karşı ne kadar samimi olduğunun bir göstergesi. Çeşitli dönemlerde kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurullarında görev alan İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü Restorasyon Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Zeynep Ahunbay’a göre, “&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Bu utancı ortadan kaldırmak için derhal bir şeyler yapılması ve bu konuda önceliği Mimar Sinan’ın ismini hamasi söylevlere alet eden politikacıların alması&lt;/span&gt;” gerekiyor. Ahunbay, su yapılarının korunmasının belediyelerin görevi olduğunu ve Avasköy Sukemeri’nin durumunun, bu görevin layıkıyla yerine getirilmediğini gösterdiğini söylüyor: “&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Bakımsızlık bir yana, böyle bir anıtın çevresini yeşil alan olarak düzenlemek yerine, başına onu hiçe sayan kütleler yerleştirmek şehircilik ve estetikle bağdaşmıyor.&lt;/span&gt;”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mimarlar Odası İstanbul Şubesi’nin verdiği bilgiye göre, Albayrak Yapı Grubu’nun arazi için aldığı imar izni 2.5 emsal ve 0.40 taban alanı kat sayısını (TAKS) içeriyor. Yani sahip olunan parselin 2.5 katı büyüklüğünde kat alanına imkân tanınırken yapının tabanının, parselin yüzde 40’ını kapsamasına izin veriliyor. Odanın ikinci başkanı Günhan Danışman, verilen iznin çok yüksek yoğunlukta yapılaşmanın yolunu açtığını ve yapılacak blokların Avasköy Sukemeri’ne bitişik tasarlanmış olmasının bu eseri yok saymakla eş sayıldığını söylüyor. Günhan, meslek odası adına Atlas’a yaptığı açıklamada “&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Kültürel mirasına saygılı bir ülkede, su mühendisliği harikası böyle bir esere rant amacıyla bu denli duyarsızca davranılması olanaklı değildir. Aksine, gelecek nesillere aktarılmak üzere doğal çevresi ile birlikte korunarak bir kültürel miras parkı olarak düzenlenir. Meslek odamız adına üyemiz Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mimar Kadir Topbaş’ın ve İSKİ’nin duruma süratle müdahale etmesini bekliyor, ilgili Kültür Varlıkları Koruma Kurulu’nun projeye izin verip vermediğinin araştırılmasını da talep ediyoruz&lt;/span&gt;” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul belediye başkanının temel atma töreninde söylediklerinin, ilginç bir tarafı daha var. Topbaş konuşmasında, D-100 otoyolu ve bağlantı yolları üzerinde yer alan akslardaki yapıların çirkinliğinden yakınıyor ve buraların ön çeperlerinin yenilenmesi gerekliliğinden bahsediyor. Oysa Avasköy Sukemeri’nin bulunduğu Esenler, TEM ve bağlantı yollarının devreye girmesiyle 1980’lerin ikinci yarısında nüfus ve yapı patlaması yaşayan diğer ilçeler gibi, büyük bir hızla büyüdü. Bizzat Topbaş’ın da görev aldığı yerel yönetimler, kaçak ve dolayısıyla düzensiz yapılaşmanın yarattığı bu büyümeye oy toplama uğruna seyirci kaldı. Görüntüsünden rahatsız olduğu ve “kamuflaj”ını gerekli gördüğü çirkinliğin oluşmasında, gerek mimar unvanıyla danışmanlığını yaptığı ve gerekse Beyoğlu belediye başkanı olarak birlikte çalıştığı yerel yönetimlerin sorumluluğu var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/bir_zamanlar_Sinan.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/bir_zamanlar_Sinan.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;(Sukemerinin 1983 yılında çekilmiş görüntüsü)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sukemerinin 1983 yılında İSKİ tarafından yayımlanan "Tarih Boyunca İstanbul'da Sular" isimli kitapta yer alan fotoğrafı, bölgedeki yapılaşmanın hızı konusunda fikir veriyor. Fotoğrafın çekildiği tarihte Vatan Caddesi’ni Mahmutbey’e bağlayan otoyol henüz hizmete girmemişti. (Bu otoyolda Mahmutbey yönüne ilerlerken, Esenler’deki Yaş Sebze ve Meyve Hali’ni geçer geçmez sağ tarafta Avasköy Sukemeri’ni görmek hâlâ mümkün. Ancak bu görüş çok kısa süre sonra kapanacak.) Fotoğrafta uçsuz bucaksız gibi gözüken bir arazi ve sukemerinden başka hiçbir şey bulunmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avasköy Sukemeri’nin 1983 yılındaki -kuşatılmamış- halini artık sadece, bu kemerin birkaç kilometre batısında yer alan Mazul Kemer’de görebiliyoruz. Bağcılar’da, Galericiler Sitesi’nin (Oto Center) tam arkasındaki bu sukemeri askeri saha içerisinde yer alma şansına sahip. Ve bu sayede, Avasköy Sukemeri’nden belki bin yıl daha eski olmasına rağmen, zamanın getirdiği yıpranma dışında özgün görüntüsünü koruyabiliyor. Diğer kemerler ve su yapıları, İstanbul gibi yağmalanmayı bekliyor. Kemerburgaz’a ismini veren eserlerden ve dünyanın en güzel su yapılarından Uzun Kemer, Kemer Counrty ve havuzlu villalara doğal bir “çit” vazifesi görüyor. Yine Esenler’deki Alipaşa Sukemeri, inşa edilen otoyolların altında kaldı. Bırakın ücra köşeleri, kent meydanındaki su yapıları bile ağır tahribat altında. Taksim’e ismini veren tarihi su tesisleri, arkasındaki otoparkın gazabına uğruyor; duvarlarına aydınlatma direkleri monte edilmiş, bilboardlar yerleştirilmiş. Örnekleri çoğaltmak mümkün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstiklal Caddesi’nin başındaki Taksim Maksemi’ndeki çeşmelerden birinin üzerinde “&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Her şeye su ile hayat verdik&lt;/span&gt;” anlamındaki ayet asılıdır. İstanbul’a hayat veren, kent siluetine 1600 yıldan uzun süre eşlik eden anıtsal su yapıları geri dönülmez şekilde tahrip ediliyor. İstanbul sözde modernleşirken, çağdaşlığın gerçek göstergesi olan değerlerini yitiriyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Yazı ve fotoğraflar: Gökhan Tan / Atlas&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Not 1: &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Bugün sayfalarımızı tanımaktan her zaman "gurur duyduğum" gazeteci dostum, Atlas dergisinin İstanbul dosyalarını hazırlayan fotomuhabiri Gökhan Tan'a açıyoruz... Gökhan'ın bahsettiği bu kültürel ve tarihi yağmanın boyutları, özellikle Kadir Topbaş'ın Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde azıya almış durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son birkaç gündür gazetelerden &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=180223"&gt;öğrendiğimiz kadarıyla&lt;/a&gt; Kadir Topbaş, İstiklal Caddesi'nden granit taşlarıyla kaplanmasından sonra "yedi tepenin altına &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=180099"&gt;yedi karayolu tüneli&lt;/a&gt;" gibi akla ve tarihe ziyan bir projeye girişmiş! Dolmabahçe Sarayı'nın yanından geçecek olan karayolu tünelinin ne anlama geldiğini ve bu tünelin "20 yıllık öyküsünü", önümüzdeki günlerde ayrıntılarıyla anlatacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birileri bu adamı engellemeli!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not 2:&lt;/span&gt; Yazı ve fotoğraflar için Gökhan Tan'a teşekkür ederim. Gökhan'ın Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde kısaltılarak yayınlanan bu haberinin "tam metnini" böylelikle de yayınlamış oluyoruz...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114138890353174311?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114138890353174311/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114138890353174311' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114138890353174311'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114138890353174311'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/03/elveda-mimar-sinan.html' title='Elveda Mimar Sinan...'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114093595598200254</id><published>2006-02-27T23:57:00.000+02:00</published><updated>2006-02-28T09:06:32.576+02:00</updated><title type='text'>Uludağ sunucuları</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/linux" rel="tag"&gt;linux&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/pardus" rel="tag"&gt;pardus&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/pardus%20panthera.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 0, 102); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/pardus%20panthera.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Uludağ sunucularına bir haller mi oldu? Ne &lt;a href="http://sanat.uludag.org.tr"&gt;Arto&lt;/a&gt;'ya, ne &lt;a href="http://bugs.uludag.org.tr"&gt;Uluzilla&lt;/a&gt;'ya ne de Jabber sunucumuza bağlanabiliyorum. Cevabını verebilen varsa ve yazarsa sevinirim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114093595598200254?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114093595598200254/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114093595598200254' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114093595598200254'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114093595598200254'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/02/uluda-sunucular.html' title='Uludağ sunucuları'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114025738402463421</id><published>2006-02-25T18:04:00.000+02:00</published><updated>2006-02-26T16:42:05.923+02:00</updated><title type='text'>Bir geliştirici olmak...</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/linux" rel="tag"&gt;linux&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/pardus" rel="tag"&gt;pardus&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/pardus_ekibi.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/pardus_ekibi.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İtiraf ediyorum. Sekiz ay öncesine kadar konsolu nasıl çalıştıracağını bilmeyen bendeniz artık paket derliyor,  Stellarium'dan SuperKaramba temalarına kadar pek çok yazılımın yerelleştirmesini yapıyor, Uludağ'ın hata bildirim sisteminde bana atanan hataları düzeltiyorum. Ne yalan söyleyeyim, Kapalıçarşı'daki halı dükkanındaki satıcının "Alamanca" öğrenmesine benzer bir şekilde, Phyton dilini falan da öğrenmeye başladım :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne gülüyorsunuz? Tanrının bildiğini kuldan saklayacak değiliz elbet :), siz asıl benden ve bir süre sonra yapmaya başlayacağım PİSİ paketlerinden korkun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha da güzel bir şey söyleyeyim size: Bir ayı biraz aşkın bir süredir de resmen bir &lt;a href="http://www.uludag.org.tr/gelistiriciler.html"&gt;Pardus geliştiricisiyim&lt;/a&gt;! Kendime "geliştirici" diyerek &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;gerçek geliştiricilerin&lt;/span&gt; öfkelenmesini istemem elbet, benim yaptığım olsa olsa, "çöpçü balıklığı"... Başkalarının uğraşmakla vakit kaybedeceği türden işleri üstleniyorum "şimdilik". Bu bazen bir KDE bileşeninin yerelleştirmesi, bazen de mevcut yerelleştirme dosyalarının içindeki tutarsızlıkları düzeltmek olabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşten eve döndükten sonra, her gün bir saatinizi bir bileşenin eksik çevirisine ayırabiliyor ve size verilecek küçük ya da büyük işin bir ucuna yapışıp bırakmıyorsanız, siz de bir Pardus geliştiricisi olabilirsiniz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Geliştirici" olmaya giden en kısa yolun, KDE bileşenlerinin &lt;a href="http://www.kde.org.tr/"&gt;yerelleştirmelerini&lt;/a&gt; üstlenmekten geçtiğini söyleyebilirim. &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Görkem Çetin&lt;/span&gt; işin bu kısmında başvuracağınız adam. Bu süreçte yer aldıktan sonra her gün düzenli olarak Uluzilla raporlarını izlemeli, bir süre sonra da buradaki sorunların çözümünde aktif rol almaya başlamalısınız. Bu sayede "elinizin altındaki canavarı" çok daha hızlı bir şekilde tanıyıp, işletim sisteminizin anatomisini anlamaya başlıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geliştirici olmak kesinlikle para kazandırmıyor. Zaten sıkışık olan hayatınızda eşinizle başbaşa kalacağınız zamandan bir saat daha çalmak sadece!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama yine de söyleyeyim sizlere, "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;çöpçü balığı&lt;/span&gt;" olmak bile çok güzel! Neden mi? Anlatması biraz zor... 32 yıllık hayatımın önemli bir kısmında, hep birilerine "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;borçlu&lt;/span&gt;" olduğumu hissettim. Bu hissi eminim siz de yaşamışsınızdır, hani hüzün verecek kadar güzel bir şeyle karşılaştığınızda içinizde bir şeyler düğümlenir ya, o his işte... O histir sizi ayakta tutan. Gün gelir Kabatepe Mevkii'nde Çanakkale Harbi'nin birbirinden sadece yedi metre uzak siperlerinin önünde, gün gelir güzel bir köy manzarasının karşısında o his "bir duvar gibi" çarpar size...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin beni yazmaya, gazeteciliğe iten temel dürtü, ilk başlarda buydu... Son iki-üç yıllık meslek hayatım içinde giderek bu hissi daha az hissetmeye başlamıştım. Hatta yaptığım işin anlamsızlığı yüzünden bir süre sonra hiç hissetmemeye! Pardus'a destek vermek, Pardus için bir şeyler yapmak bu hissi bana geri kazandırdı. Bu ülkeyi "var eden" insanlara olan &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;borcumu&lt;/span&gt;, bir parça olsun ödediğimi hissediyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, tüm bunları niye aktardım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen anlatayım. Bugün Bilgi Üniversitesi'nde düzenlenen Açık Kaynak Günleri'ne gittiğimde girişteki bankoda duran arkadaş, boyun kartıma yazmak üzere "adımı ve mesleğimi" sordu. Ağzımdan şu cümleler istemdışı döküldü:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ali Işıngör, gazeteci, yazar, ha bir de Pardus geliştiricisi..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimse lütfen bunun için bana kızmasın. Dedim ya, "istemdışı" çıktı ağzımdan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not: &lt;/span&gt;"İşe bir yerden başlamak istiyorum" diyenler &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;gorkem (et) uludag (nokta) org (nokta) tr&lt;/span&gt;'ye bir mail göndererek ilk adımı atabilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114025738402463421?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114025738402463421/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114025738402463421' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114025738402463421'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114025738402463421'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/02/bir-gelitirici-olmak.html' title='Bir geliştirici olmak...'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114083217337478927</id><published>2006-02-25T03:42:00.000+02:00</published><updated>2006-02-25T09:23:06.093+02:00</updated><title type='text'>"Origami Tux"</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/linux" rel="tag"&gt;linux&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/origami_tux.1.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/origami_tux.1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Akşam akşam denedim ve çok hoş oldu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114083217337478927?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114083217337478927/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114083217337478927' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114083217337478927'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114083217337478927'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/02/origami-tux.html' title='&quot;Origami Tux&quot;'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114080279842886864</id><published>2006-02-24T19:03:00.000+02:00</published><updated>2006-02-24T19:52:38.490+02:00</updated><title type='text'>Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş..</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22baki%2Bko%C5%9Far%22" rel="tag"&gt;baki koşar&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/baki%20ko%3F%3Far%3F%3Fn%20anisina.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 0, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/baki%20ko%3F%3Far%3F%3Fn%20anisina.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sekiz yıl önce "kısa bir süreliğine de olsa" beraber çalışma fırsatını bulduğum, tanıdığım en iyi gazetecilerden biri olan, mütevazı insan, yaptığı röportajları kıskandığım "arkadaşım" &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Baki Koşar&lt;/span&gt;'ı kaybettik. Evinde bıçaklanarak bir cinayete kurban giden Baki, kimsenin görmediğini görür, kimsenin cesaret edemediği röportajları yapardı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O, CNN Türk'ün sesiydi. Mardin'de kalan son Süryanileri bize o anlattı, Birecik Barajı'nın altında kalacak köyleri ondan işittik, Batman'a "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;ölmeye yatarak&lt;/span&gt;" intihar eden genç kızların öyküsünü bizlere yine o fısıldadı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne diyelim? Aradan çekilip, 2000 yılında yaptığı bir haber ile sözü Baki'ye bırakalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Belkıs'ın gözyaşları Fırat'a akıyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Bir hayalet köydü artık Belkıs Köyü. Gözyaşlarını Birecik Barajı'nın derin suları yutuyordu..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fırat Nehri, Birecik Barajı'yla gönülsüz gönülsüz sevişiyor nicedir... Sular dizleri geçince, terketmek zorunda kalmış Belkıs köyünü köylüler... Belkıs köyü sakinleri çok kısa bir zaman sonra Birecik Barajı'nın sularına gömülecek olan köylerinin hasretini şimdiden yüreklerinde duyuyorlar... Öyle ki, yeni yerleştikleri Nizip'ten yolları, bayırları aşarak köylerini ziyarete geliyorlar. Suların giderek yükseldiğini içleri sızlayarak izliyorlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Şurada çocukların yatak odası vardı. Burada uyurdu çocuklar. İşte şurası da anamın ekmek pişirdiği tandırın yeriydi. Bakın, hâlâ izleri duruyor" diyor bana bu ziyaretçilerden biri, eski bir Belkıs Köyü sakini. Gencecik eşiyle birlikte gelmiş köyüne. Burada sevmişler birbirlerini, burada evlenmişler. Evliliklerinin henüz üçüncü ayında da suların yükseleceği haberini almışlar... (Hiçbir baykuşa rastlamadık oysa bu doğa harikası bölgede...) Utangaç, mahçup karısı. Konuşmak istemiyor. Gür kirpikleri, iri, siyah gözlerini döverken meraklı ama ürkek bakışlarla izliyor bizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Küçük bir çocuk... On beş yaşındaymış henüz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Akşamları, akrabalarımıza, komşularımıza giderdik. Fırat Nehri'nde çimerdik. Arkadaşlarımızla buluşur çay yapardık. Dağlarda koyunlarımızı, kuzularımızı güderdik..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Özleyecek misin peki köyünü' diye soruyorum. Gözlerinde bir buğu... Titreyen sesiyle, gözyaşlarına güçlükle engel olarak yanıtlıyor beni: "Hem de çok... Ama ne yapalım" diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüz yirmi haneli bir köy Belkıs. Antep'in Nizip İlçesi'ne bağlı. Yapılması 1999'ların başında gündeme gelen Birecik Barajı'nın çağdaş kurbanlarından biri. Barajın, bir de bir milat kadar eski kurbanları var. Belkıs köyü, tamamen arkeolojik bir alan çünkü. Milattan önce birinci ya da ikinci yüzyıla ait sayısız tarihi eserin her köşesinde, her kıvrımında saklı olduğu önemli bir toprak... ("Mezopotamya"nın neresi değil ki zaten?). Gecesini gündüzüne katarak çalışan idealist bir arkeolog grubu, Belkıs tamamıyla sulara gömülmeden, buradaki tarihi eserleri gün yüzüne çıkarmak için inanılmaz bir savaş veriyor. Bu ekibin başındaki arkeolog Mehmet Önal, bizim aracılığımızla, "Biraz daha zaman, ne olur, biraz daha..." diye sesleniyor yetkililere. Önal, bu feryadında haklı. Çünkü Belkıs Harabeleri'nde, önce Savaş ve Bereket Tanrısı Ares diğer adıyla Mars'ın heykeli, hemen ardından da milattan sonra birinci yüzyılın üçüncü yarısına ait olduğu tespit edilen iki torba dolusu (iki bin beş yüzü aşkın) Greko - Romen şehir sikkeleri bulundu ki, bu sikkelerin üzerinde dönemin Roma imparatorlarının resimleri ve yer yer yanık izleri var. Bu izler, Sasanilerin, Roma'da çıkardığı büyük yangını da somut olarak ispatlayan ve günümüze kadar ulaşan gerçekten son derece önemli kanıtlar, izler... Bu iki önemli bulgu (özellikle Mars'ın heykeli), dünyanın gözünün buraya çevrilmesini sağladı. Ancak bir zamanlar, burada bizden önce, Roma gibi başka uygarlıkların da yaşadığını gösteren daha binlerce eser bulundu ve bulunuyor. Oysa, Belkıs köyü, yazıkki Birecik Barajı'nın sularıyla, Fırat'ın deli dalgalarıyla savaşından yenik düşecek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belkıs köylüleri de tıpkı kendilerinden önce burada yaşamış milletler gibi terkettiler artık Belkıs köyünü, terketmeye zorlanıyorlar... Ancak onlar, sözgelimi Romalılar gibi kendilerinden somut bir iz bırakamayacaklar sonraki kuşaklara; çünkü her şeyleri sular altında kalıyor. Bu nedenle, sular altında kalacak olan atalarına, yakınlarına ait mezarları da kazdılar, kemiklerini çıkartıp yanlarında getirdikleri apak, tertemiz kefenlere doldurup saygıyla kucaklarında taşıdılar, yeni yerleşecekleri yerde açtıkları, suların göremeyeceği başka mezarlara gömdüler. Gazeteci olarak Belkıs Harabeleri ve Birecik Barajı ilişkisini yerinde araştırmak için gittiğim Belkıs köyünde buna bizzat tanıklık ettim, mezarlarını kazan köylülerle konuştum. Çocukluklarından beri ziyaret etmeye, başlarında bir Fatiha okumaya alıştıkları, kiminin babasına, kiminin eşine, kiminin çocuğuna, kiminin dedesine ait mezarları neden kazdıklarını, içindeki kemikleri neden çıkarttıklarını sordum. Buruk yanıtlar aldım hepsinden: "Çünkü sular altında kalacak abi, onları da yanımızda götürmek istiyoruz..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten beni son derece etkileyen, sarsan görüntülerdi onlar... Birkaç gün sonra, içinden kemikler çıkartılmış o mezarlar da sulardan görünmez olmuştu artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belkıs köyü, kimsenin ziyaretine gelmediği, yalnız bir mezar gibiydi. Virane olmuş evlerinin yarısı Fırat'ın suları altında kalmıştı. Bu haliyle, görkemli ama hüzün veren bir resim, düşle gerçek arasında bir tablo gibiydi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Bir hayalet köydü artık Belkıs köyü. Gözyaşlarını Birecik Barajı'nın derin suları yutuyordu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baki Koşar&lt;br /&gt;(Gazeteci)&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114080279842886864?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114080279842886864/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114080279842886864' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114080279842886864'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114080279842886864'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/02/baki-kalan-bu-kubbede-bir-ho-sada-imi.html' title='Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş..'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114073419372400123</id><published>2006-02-24T00:16:00.000+02:00</published><updated>2006-02-24T01:36:55.710+02:00</updated><title type='text'>"Piglet, Çılgın Zürafa, Tavşan ve Miki Fare benim iyi dostlarımdır"</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/blogger" rel="tag"&gt;blogger&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/deniz%20kamcez.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/deniz%20kamcez.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Akregator sağolsun, son zamanlarda izlediğim blogların sayısı epey artmaya başladı. Bunların arasında en ilginçlerinden biri 11 yaşındaki bir "bızdığa", Deniz Kamcez'e &lt;a href="http://denizegidelim.blogspot.com/"&gt;ait&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bızdık dediğime bakmayın, Deniz 11 yaşında olmasına rağmen "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Bir Adamın Hikâyesi&lt;/span&gt;" adında fantastik bir romanı yazmaya koyulmuş durumda! 10. bölümüne gelen romanın kahramanları; yazarın kendisi, Spiderman, Müzeyyen (annesi), Yücel (babası), bir vampir, Çılgın Korsan Jack, Lapacı, Bay Ölüm ve Kuduz Sansar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okudukça kendi kendime soruyorum: "Fantastik edebiyatı acaba çocuklara mı bıraksak?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer kendinize ve Deniz'e ayıracak bir yarım saatiniz varsa, &lt;a href="http://denizegidelim.blogspot.com/"&gt;bu güzel blogu&lt;/a&gt; okuyun. Arada sırada küçük yorumlar bırakmakla da 11 yaşındaki bu çocuğu, inanın çok mutlu edeceksiniz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114073419372400123?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114073419372400123/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114073419372400123' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114073419372400123'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114073419372400123'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/02/piglet-lgn-zrafa-tavan-ve-miki-fare.html' title='&quot;Piglet, Çılgın Zürafa, Tavşan&lt;br&gt; ve Miki Fare benim iyi dostlarımdır&quot;'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114072934077577742</id><published>2006-02-23T22:03:00.000+02:00</published><updated>2006-02-27T19:20:51.846+02:00</updated><title type='text'>Ben ne çizgi romancılar gördüm, zaten yoktular...</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22creative%2Bcommons%22" rel="tag"&gt;creative commons&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22%C3%A7izgi%2Broman%22" rel="tag"&gt;çizgi roman&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/YellowKid.1.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/YellowKid.1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Pişmanım. Hem de hiç olmadığım kadar... Hiç tanımadığım; beni hayatında hiç görmemiş; yazımı herhalde beğendiklerinden olsa gerek önce sitelerine koyan, ama sonra "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;basılı bir mecra söz konusuysa, önce dergiden, o da olmazsa yazarından izin almaları gerektiğini ve bunu neden yapmadıklarını&lt;/span&gt;" sorduğum için bana kızan insanlardan iki gündür inanılmaz bir şekilde küfür yiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dedim ya; beni tanımıyorlar, ben de onları tanımıyorum. Ama küfrediyorlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece ben olsam neyse... 64 yaşındaki, romatizmadan ve sinüzitten muzdarip anacığıma da küfrediyorlar. Onu da tanıdıklarını sanmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada ne yalan söyleyeyim, ebemi de tanımam etmem... Ama koloni mail grubundan bir şekilde gazı aldıklarını tahmin ettiğim "anonymous" arkadaşlar, onu da tanıdıklarını iddia ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra da benim artık neden yorumları siteden sildiğimi, neden artık onlara cevap vermediğimi sorgulayan yazılar yazıyorlar. Nedenini koloni e-mail grubundaki iki örnekle açıklayayım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Date: Tue Feb 21, 2006  7:57 pm&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Subject: Re: [koloni] Fw: Sitenizde izinsiz yayÄ±nladÄ±ÄŸÄ±nÄ±z yazÄ±ma dair... &lt;/span&gt;  &lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...) Bocus dergisi ve popoler bilimlere merak sayanları zaten sevmem. Eeee öyleyse ne duruyoruz ? Hazırlıyalım ellerimizi diğer avucumuzun içine ve gerelim, gerelim, gerelim ve serbest bırakalım şlakkkkkk diye. Bir daha da o adamın yazısını falan haber yapmayalım&lt;/span&gt;.&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span class="smalltype"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote style="font-style: italic;"&gt;&lt;span class="smalltype"&gt;&lt;em&gt;Date:&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; Tue Feb 21, 2006  10:03 pm&lt;br /&gt;&lt;span class="smalltype"&gt;&lt;em&gt;Subject:&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; Re: [koloni] Re: Sitenizde izinsiz yayÄ±nladÄ±Ä�Ä±nÄ±z yazÄ±ma dair...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani meşhur hikayedir, adamın oğlu olmuş, tutmuş tenasül organını koparmış. Bu vatandaşında&lt;br /&gt;kırk yılda bir yazısı satmayan bir tekel dergisinde yayınlanacağı tutmuş, ne yapacağını şaşırıyor. Hangi şehirde oturuyormuş bu uyuz arkadaşımız. Gidip bir görüşelim arkadaşla. Bir tanesi de izmir'de çıkmıyor ya kahretsin. kah kah kah.&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Başta söylediğim gibi, pişmanım... Hakkımı kanunlar çerçevesinde aramaya niyetlendiğim için; bunu blog siteme yazdığım için; sonuçlarını öngöremediğim bir tartışmaya girdiğim için; "telif hakkı", "Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu", "hak", "hukuk" gibi kelimeleri ağzıma aldığım için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün sağolsunlar, bir gazetenin hukuk bürosundan gönderilen iki adet "emsal karar" önümde duruyor. Mahkemenin biri, bir dergiden 6-7 sayfalık yazıyı tarayıp, "izin almaksızın" sitesine koyan webmaster'ı haksız bulmuş. Üstüne üstlük bir diğer derginin değil, amatör bir site söz konusu olan!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben onlara bakıyorum onlar bana... Sonra "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;dava açmamaya&lt;/span&gt;" karar veriyorum. Olur a, mahkeme salonunda karşılaşırız, ben onlara forumlarındaki bu mailleri sorarım, onlar neden üyelerine müdahale etmediklerini açıklamak zorunda kalırlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasılı, her iki taraf için de sevimsiz bir durum. Ama onlar için sanırım "biraz daha zor" olur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaka bir yana, bu arkadaşların mahkemeye dahi gitsek, bundan kendilerine bir ders çıkarmayacaklarını, takkelerini bir kere olsun önlerine alıp "ne yaptıklarını" düşünmeyeceklerini biliyorum artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serüvencilere yayın hayatlarında başarılar ve bol şans diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not: &lt;/span&gt;Bu konuda karşı cenahtan gelecek hiçbir yorumu siteye koymayacağımı ve cevap vermeyeceğimi, tekrar ilan ederim. İnanın çok yoruldum.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt; &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114072934077577742?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114072934077577742/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114072934077577742' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114072934077577742'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114072934077577742'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/02/ben-ne-izgi-romanclar-grdm-zaten.html' title='Ben ne çizgi romancılar gördüm,&lt;br&gt; zaten yoktular...'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114061121242728540</id><published>2006-02-22T13:58:00.000+02:00</published><updated>2006-03-02T13:42:17.500+02:00</updated><title type='text'>Ketch kelimesinin kökeni</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/etimoloji" rel="tag"&gt;etimoloji&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Ketch-1936.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 0, 102); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ketch-1936.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz günlerde Gürer Özen ile hayalimizdeki tekneyi konuşurken ikimizin de ketch ve yavl tipi teknelerden hoşlandığımızı gördük. Bugün ilginç bir şey &lt;a href="http://maviboncuk.blogspot.com/2006/02/word-origin-ketch.html"&gt;öğrendim&lt;/a&gt;, meğerse bu kelime Türkçe'den geliyormuş. Kökeni "kayık" ya da "kıç" olabilirmiş :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ketch \Ketch\ (k[e^]ch), n. [&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Prob. corrupted fr. Turk.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;q[=a][imac]q : cf. F. caiche. Cf. Ca["i]que.] (Naut.)&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;An almost obsolete form of vessel, with a mainmast and a&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;mizzenmast, -- usually from one hundred to two hundred and&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;fifty tons burden.&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: Webster's Revised Unabridged Dictionary (1913)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114061121242728540?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114061121242728540/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114061121242728540' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114061121242728540'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114061121242728540'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/02/ketch-kelimesinin-kkeni.html' title='Ketch kelimesinin kökeni'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114055950998873373</id><published>2006-02-21T23:15:00.000+02:00</published><updated>2006-02-22T02:23:15.070+02:00</updated><title type='text'>Copyleft muz mudur?</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22creative%2Bcommons%22" rel="tag"&gt;creative commons&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22%C3%A7izgi%2Broman%22" rel="tag"&gt;çizgi roman&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Ken%20Parker4.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken%20Parker4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sayın Koray Löker'e cevabımdır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Birincisi: &lt;/span&gt;Copyleft, bir takım metinleri "kaynağını belirtmeksizin" istediğiniz gibi yayınlayabileceğiniz anlamına gelmez. GPL de gelmez, genel ahlak kurallarına da sığmaz bu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İkincisi:&lt;/span&gt; "Ticari bir mecra olan matbu yayınlarda yayınlamak için izin alın" demek, kullanmış olduğum &lt;a href="http://creativecommons.org/licenses/by-nc-sa/2.5/"&gt;by-nc-sa&lt;/a&gt; lisansının bir gereğidir. Yazılarımın benim arzum dışında ticari mecralarda kullanılmasına da izin vermiyorum. Nokta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ekmeğimi yazı yazarak kazanan birisiyim ve yaptığım iş, bir A. Murat Eren ya da Barış Metin'in hatta sizin kod yazarak yaptığınız işle aynı prensiplere sahiptir. Nasıl siz, kodlamış ve GPL ile lisanslamış olduğunuz bir yazılımın kaynak kodlarını başkalarının kullanımına açıyorsanız, CC lisansı ile ben de açıyorum. Hatta aynı şartlarla: "Kaynağını belirtecek (by), isterse üzerinde oynamalar yaparak çoğaltabilecek ve aynı şartlara dahil olmak kaydiyle dağıtabilecek (sa)."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıkçası sizin neye itiraz ettiğinizi henüz anlayabilmiş de değilim. Benim itiraz noktam, başkalarının yazımı kullanmasına değil, bunun kaynak belirtmeksizin ya da ticari kullanımlarda izin almaksızın yapılmasına yönelik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah Allah! Ben mi anlatamıyorum acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Bir nokta daha var:&lt;/span&gt;  5846 No'lu Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çok açıktır: Matbu ve matbu olmayan her türlü ortamda "eserin çoğaltma ve yayma hakkı" eser sahibine aittir. &lt;a href="http://www.kulturturizm.gov.tr/portal/default_tr.asp?belgeno=6704"&gt;Madde 23&lt;/a&gt; "Yayma Hakkı"nı, &lt;a href="http://www.kulturturizm.gov.tr/portal/default_tr.asp?belgeno=6704"&gt;Madde 24 ve 25&lt;/a&gt; ise "Temsil Hakkı"nı düzenler. Kısacası Levent Cantek gibi bir yayıncının bilmemesine şaşırdığım bu maddeler, tartışmaya mahal bırakmayacak kadar açıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstüne üstlük basın ve yayın kanunlarımız, matbu ortamdaki bir yazıdan yapılabilecek tanıtım amaçlı alıntı miktarını bile düzenler. Şimdi ilgili mevzuat önümde olmadığı için yanılabilirim ama ilgili maddeler içinde "kitap tanıtımında alıntının eserin yüzde 2'sinden fazla olmaması" türünden ilginç ayrıntılar bile vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu sadece Ali Işıngör'ü değil, sayısız kitap yazmış Levent Cantek'i de,  Umberto Eco'yu da,  Nutuk'u günümüz Türkçe'sine uyarlayan &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=176043"&gt;çevirmenin de hakkını&lt;/a&gt; "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;emek hırsızlarına, korsan yayıncılara&lt;/span&gt;" karşı korur. Ve bunu yazarların yazdıklarıyla hayatta kalması, ve her şeyden önemlisi ekonomik bağımsızlığını koruyabilmesi için yapar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Bir detay daha var&lt;/span&gt;:  Burkina Fasa Fiso'da içinde bir görseli kullanılan Ken Parker çizgi romanının Türkiye'deki yayın hakları, sevgili arkadaşım Murat Mıhçıoğlu'nun sahibi olduğu Rodeo Yayıncılığa aittir. Ve tamamen izinlidir :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca bu resim, Bonelli grubu tarafından internete konan ve &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;CC lisansı&lt;/span&gt; ile kullanıma açılmış bir resimdir :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not: &lt;/span&gt;Bu yazıyı tekrar okuduğumda gereksiz bir şekilde sert ve kırıcı olduğunu gördüm. Yazıyı törpülüyor, ve çevreye verniş olabileceğim rahatsızlıktan ötürü özür diliyorum.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114055950998873373?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114055950998873373/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114055950998873373' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114055950998873373'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114055950998873373'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/02/copyleft-muz-mudur.html' title='Copyleft muz mudur?'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-114054417122022919</id><published>2006-02-21T18:54:00.000+02:00</published><updated>2006-02-21T20:13:14.463+02:00</updated><title type='text'>Ben çizgi romancınınzeki, çevik ve ahlaklı olanını severim</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22creative%2Bcommons%22" rel="tag"&gt;creative commons&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22%C3%A7izgi%2Broman%22" rel="tag"&gt;çizgi roman&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Ken%20Parker4.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken%20Parker4.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Burkina Fasa Fiso ve çeşitli dergilerde çıkan yazı/araştırma dosyaları özelinde de Ali Işıngör, bir süredir çeşitli içerik hırsızlığı vakalarıyla uğraşıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5846 No'lu Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nu bir kalemde unutun zaten, bazı dergi ve internet sitelerinde yazar adını belirtmeye gerek bile duymayacak bir cürette hırsızlık yapılıyor! Ha, bir de yazınızın altına kendi imzalarını atanlar var ki, onları hangi kategoriye sokacağımı, inanın ben bile bilmiyorum :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişisel blog sitesinde, bunu yapan kopilleri açıkçası önemsemiyorum, hatta yazılarıma "farklı bir şekilde de olsa" değer verdiklerini görmek, beni mutlu ediyor. Ancak bu iş çoktan şirazesinden çıkmış,  büyük medya kuruluşlarından kültür-sanat dergilerine kadar "doğal bir hak" olarak görülmeye başlanmış durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dergilerin arasında "Çizgi roman araştırmaları dergisi" &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Serüven&lt;/span&gt;'in bulunmasıysa, beni özellikle yaraladı. Bu ülkede ürünleri en çok çalıp çırpılan, emeğinin karşılığını en az alan insanların başında çizgi romancılar gelir. Bir telefon etseler, "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;bir karşılık beklemeksizin&lt;/span&gt;" seve seve bütün işlerimi önlerine sereceğim adamların bunu yapması, insanı sadece kahrediyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz hafta Burkina Fasa Fiso'yu kapatmanın eşiğinden döndüğüm anları sık sık yaşadım. Bir hafta süren bir sessizlik ve düşünmenin ardından, konusunda çok yetkin bir avukat abimle bu arkadaşlara dava açmayı kararlaştırmış durumdayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım "yavuz hırsız" ev sahibini bastıracak mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep birlikte göreceğiz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Not:&lt;/span&gt; Creative Commons (by-nc-sa) sözleşmesi, kaynak göstermeniz ve ticari amaçlarla kullanmamanız şartıyla bu sitedeki tüm içeriği "ayrıca izin almaya gerek kalmaksızın" kullanmanıza ve hatta söz konusu içeriği değiştirip, aynı şartlar altında tekrar dağıtmanıza izin verir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha, bu sitedeki bir yazıyı bir ticari mecra olan "matbu yayın"da kullanacaksanız, bütün iş bir elektronik posta ya da telefona bakar. En fazla sizden o dergiden iki üç nüsha göndermenizi isterim :)...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-114054417122022919?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/114054417122022919/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=114054417122022919' title='19 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114054417122022919'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/114054417122022919'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/02/ben-izgi-romancnnzeki-evik-ve-ahlakl.html' title='Ben çizgi romancının&lt;br&gt;zeki, çevik ve ahlaklı olanını severim'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>19</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113996369764222897</id><published>2006-02-14T23:02:00.000+02:00</published><updated>2006-02-15T05:57:56.720+02:00</updated><title type='text'>"Yandım Çavuş limonçellosu"</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/gpl" rel="tag"&gt;gpl&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/limoncello" rel="tag"&gt;limoncello&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/limon_guzeli.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/limon_guzeli.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Open Source Limoncello&lt;br /&gt;Malzemeler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;15-20 adet sulu limon (bulabiliyorsanız yeşil limon)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;2 şişe votka (genelde votka şişeleri 750cc'lik olur)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;5 su bardağı dolusu toz şeker&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;5 bardak su&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;1 adet büyük boy turşu kavanozu (kapaklı)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;3 adet ağzı kapatılabilecek boş şişe (tercihan mantarlı)&lt;br /&gt;1 adet renkli yazıcı&lt;br /&gt;1 adet pritt&lt;br /&gt;bol miktarda sabır&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;1)&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;Pazardan 15-20 adet sulu ve ince kabuklu "eski limon" alınır. Limonlar üzerinde hiçbir çamur ve ilaç kalıntısı kalmayacak şekilde sıcak suyla yıkanır. Bir meyve bıçağı ya da tercihan sebze soyacağıyla limonların kabukları ince bir şekilde soyulur. Limon kabuğunun altındaki beyaz ve acı lifli katmanı olabildiğince "almamaya" dikkat etmelisiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Limonların soyduktan sonra "sadece kabukları" turşu kavanozunun dibine yatırın ve birinci şişe votkanızı limon kabuklarının üzerine dökün. Turşu kavanozunun ağzını sıkıca kapatın ve "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;yaklaşık 40 gün boyunca&lt;/span&gt;" serin ve ışık görmeyecek bir yerde fermentasyona bırakın. Bu süre boyunca kavanozun kapağını açmayın ve haftada bir kavanozu hafifçe çalkalayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk aşama çok kolay. Yaklaşık 40 gün sonra kavanozdaki votkaya acı bir limon aroması yerleşmiş olacak. Sonradan unutmamak için 40 gün sonrasının tarihini bir kağıda yazıp, kavanoza yapıştırabiilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;2)&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;40 gün sonra, bir tencerenin içine beşer bardak toz şeker ve suyu koyup karıştırarak kaynatıyoruz. Şekerli su karışımı koyu bir şerbet haline geldikten sonra 3-4 dk. daha kaynatın. Tencere içindeki bu koyu şerbet kıvamını soğumaya bırakın ve yeterince soğuduktan sonra, ikinci şişe votkamızla birlikte turşu kavanozunun içindeki karışıma ekleyerek kavanozun ağzını sıkıca kapatın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık geriye tek yapmamız gereken, bir "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;40 gün daha&lt;/span&gt;" beklemek. Beklediğinize değecek :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/limoncello_etiket.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/limoncello_etiket.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;3) &lt;/span&gt;Şimdi işin "en keyifli" kısmındayız. &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;80. gün&lt;/span&gt;, kavanozdaki Limoncello'yu şişelere dolduracağız. Ardından, bir yazıcıdan yukardaki etiketin bir çıkışını alıyoruz. Etiketin arkasına GFDL metnini basmayı da unutmuyoruz. Bu bir ev mamulü olduğu için şişeye yapıştıracağınız bu etiketin altındaki boşluğa "Yandım Çavuş limonçellosu" ya da "Open Source Limoncello" gibilerinden bir şeyler yazmakta özgürsünüz. Bir gün buzlukta bekleterek, buz gibi soğuk içmeniz önerilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;4) &lt;/span&gt;Hayvanlaşmayın, efendi efendi için... Yaz aylarında serinlemek için birebirdir ama "doz aşımı" durumunda fena çarpar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Open source yaprak dolması", "CC-NC-SA haydarili patlıcan" gibi yeni tariflerin önünü açması umuduyla...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113996369764222897?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113996369764222897/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113996369764222897' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113996369764222897'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113996369764222897'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/02/yandm-avu-limonellosu.html' title='&quot;Yandım Çavuş limonçellosu&quot;'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113952134926589223</id><published>2006-02-10T20:34:00.000+02:00</published><updated>2006-02-10T22:07:24.933+02:00</updated><title type='text'>İyi ki varsın "Hazreti İsa"...</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/foto%C4%9Fraf" rel="tag"&gt;fotoğraf&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22isa%2B%C3%A7elik%22" rel="tag"&gt;isa çelik&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/isacelik_portre.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/isacelik_portre.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Nikos Kazancakis,&lt;/span&gt;  "Günaha Son Çağrı" kitabında Hazreti İsa'yı şöyle konuşturur: "Bir balta olsam keser, bir ateş olsam yakardım; ama ben bir kalbim ve bildiğim tek şey sevmek..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bizim İsa"nın da bildiği tek şey sevmekti... O kadar çok sevdi ki bu dünyayı, o çekik ve küçük gözleriyle gördüğü herşeyi ölümsüzleştirmeye, kendisinde ondan bir parça biriktirmeye çalıştı çaresizce. Gördüğü herşeyi çekmeye ve çoğaltmaya çalıştı umutsuzca: Kapıları, pencereleri, sokak lambalarını, kaybolan meslekleri ve artık yaşamayan tüm o güzel insanları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve hiçbir zaman yetişemedi yapmak istediklerine...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsa Çelik'ten bahsediyorum. "İsa Abi"den. Anadolu'nun bütün sokaklarını gezmiş bir adamı arıyorsanız, aradığınız odur.  Eski ağır kapı tokmaklarını, sardunyalı pencereleri, yüzünde eski öyküler gezdiren o insanları ölümsüzleştirmek için sokak sokak, adım adım yürüyen "Hazreti İsa".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir havarisi bile olmayan, kimsenin izlemediği bir peygamber gibi dolaştı Anadolu'yu "ünlü fotoğrafçı" İsa Çelik. Tanrının ona verdiği o garip mucizeyi kullanarak yeni bir hayat verdiği, ölümsüzleştirdiği insanların sayısını o dahi bilmiyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Peki ne kaldı elinde İsa Abi?" diye soracak oluyorum, "Anılar, Eczacıbaşı takvimleri ve albümlerden başka?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaşırıyor. Sanki arkasında onu izleyen kimsenin olmadığını 40 yıl sonra farkeden "Musa Peygamber"   kadar şaşkın... Düşünüyor. Bir ara unutuyor vereceği cevabı. Sonra birden hatırlıyor:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;blockquote&gt;"&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Benim hiç albümüm olmadı ki bugüne kadar, Ali Bey!&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;Kendimi tanımasam, bir yaralı hayvan gibi bağırarak sokağa atacağım kendimi. Karşımdaki, tüm dünyanın önünde saygıyla eğildiği, ünlü fotoğraf ustası İsa Çelik!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Nasıl yani, siz mi özellikle yapmadınız?"&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;"&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Ben çok utangaç birisiyimdir Ali Bey... Hayatımda hiç kimseden ne borç para ne de bir sigara hiçbir şey istemedim bugüne dek. 'Hadi bir albüm yapalım' da diyemedim. Herhalde karşı taraf da isteyemedi ki, bir fotoğraf albümüm olmadı bugüne dek!&lt;/span&gt;"&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;Nezaketini hiç kaybetmiyor "İsa Abi". Ama bunu söylerken, bir kristal kadeh kırılganlığında çıkıyor sesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/suru_isa_celik.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/suru_isa_celik.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Zorunluluktan okul birincisi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;"&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Benim babam Ziraat Bankası'nda odacıydı. Orda ortaokuldan başka bir şey yoktu. Dolayısıyla ortaokuldan sonra okuma şansım da. Çünkü ortam çok kısıtlı. Hiçbir şansın yok...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Günlerden bir gün babam geldi ve dedi ki 'Ziraat Bankası, çalışanlarının çocuklarını okutacakmış. Aklını  başına devşir, iyi dereceyle bitirirsen seni okutabilir banka!' O hırsla okulu iyi dereceyle değil, pekiyi dereceyle değil, okul birincisi olarak değil, Mersin birincisi olarak bitirmişim! Başka çarem yoktu çünkü...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Şimdi bizim oralarda yani Toroslar'da -ki ben tam olarak Taşeli Platosu'ndan geliyorum- her yer taştır. Kafam kadar, yumruğum kadar taşlarla doludur toprak... Başka bir yerde olsa yere tohum eksen, bir süre sonra o güneşe ulaşır. Fakat bizim orada o taşın altından çıkmak, taşı dolanıp ışığı bulmak zorundadır. Ben de aynı o tohum gibi ışığı bulmak zorundaydım! Çaresiz bir şekilde "en iyi" olmak zorundaydım...&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;"Küçük İsa", Ankara'ya/ yatılı okula gönderilir. Ankara Koleji'nden Kurtuluş'a giderken, bir küçük dükkân vardır İsa'yı bir mıknatıs gibi çeken. Vitrinine her hafta 30x40 boyutlarında "yeni bir fotoğraf" konur bu dükkânın. O yıllarda bozkır Anadolu'sunun başkentinde, her hafta vitrindeki fotoğrafı değiştirmek büyük bir olaydır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsa Çelik "o fotoğraf için" her hafta okuldan kaçtığını gülerek anlatıyor;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;blockquote&gt;"&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Fotoğraf ne demek, sanat fotoğrafı ne demek haberim yok ama nedense çarpıldım. Ve 12 yaşındaydım...&lt;/span&gt;"&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;Okulun top oynanan arka bahçesinden kaçarak, "yağmur çamur" demeden her hafta o fotoğrafı görmeye gider "Küçük İsa"...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İlk makina, ilk sevgili&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İsa Çelik kitap okumaz, sinemaya gitmez ve para biriktirerek ilk fotoğraf makinasını satın alır. Üniversite çağı geldiğinde ise gönlünden geçen, "Akademi'ye girip, ressam olmak"tır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Fotoğrafçılığın bir meslek olabileceğini dahi bilmiyordum" diyerek anlatıyor o günleri İsa Çelik. Ancak onu okutan Ziraat Bankası'na da "borcunu ödeme" zamanı gelmiştir. Banka ondan "iktisat okumasını" ister... Öyle de yapar. Okul bittiğinde, "Dosya ve Arşiv Memuru" adayıdır ama bankanın grafik bölümünde afişler yapmaktadır:&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;blockquote&gt;"&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Başta Sami Güner olmak üzere çok tanınmış fotoğrafçılarla tanışmaya başlayınca, anlamaya başladım bu işin bir meslek, hem de çok ciddi bir meslek olduğunu!&lt;/span&gt;"&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;O gündür, bugündür fotoğrafçı İsa Çelik... Yıllar sonra o dükkândaki fotoğrafların da kime ait olduğunu öğrenir; "Fotoğraf çalışmaları nedeniyle Almanya'nın Köln şehrinden fahri hemşehrilik alan Şinasi Barutçu..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;... "Ve kopya edilen işlerle dolu, sekiz klasör biriktirdim" diyor İsa Çelik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye standartlarının bu kadar düşük olması, yabancıların Türk fotoğrafçısına olan bakışını bile etkilemiş. Yabancıların bile artık "Bu Türk fotoğrafçıdır, nasıl olsa alışıktır para ödenmemesine, biz de ödemeyelim" demeye başladığını, gülerek anlatıyor:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;Geçtiğimiz dönemde dünyanın en büyük ajanslarından SIPA -ki sahibini tanırsınız,   Gökşin    Sipahioğlu'dur- Amerika ve Avrupa'yı dolaşacak devasa bir sergiyi organize etti, Türk fotoğrafçılığı' başlıklı iddialı bir sergi. Arşivler karıştırıldı ve Türkiye'deki ustaların en iyi kareleri toparlandı. Hemen herkes bir beklenti içindeydi, herhalde iyi bir telif verirler diye... Tek kuruş vermediler! Neden? Çünkü onlar bile biliyorlar artık bu ülkeyi, başka bir ülkenin fotoğrafçısına yapamayacakları bir şey yapıp, Türk fotoğrafçısını ucuza getirmeye çalışıyorlar! Bunu üstelik bir Türk'ün yaptığını düşününce daha da kötü oluyorum..."&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;Uludağ'a çıkın, teleferiğin yanında İsviçre dağlarının devasa fotoğraflarını göreceksiniz. Neden? Nedenini söyleyeyim, çünkü adamlar bir Türk fotoğrafçısına para vermektense, internetten bir yerden buldukları bedava fotoğrafları kullanmışlar! Böyle bir şey var mı?&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;Siz adamı dünyanın bir yerinden Uludağ'a turist olarak getirmeye çalışacaksın ama teleferiğin üstüne İsviçre resmini koyacaksın!&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;Sadece bu mu? Değil elbet. Bir de korsancılar var. Bu çok daha acıklı bir öykü. İsa Abi'nin anlattıkları bana kalsın, canınızı daha fazla sıkmayayım artık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Anıları yel üfürdü, su götürdü!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İsa Çelik'in Tünel'deki stüdyosu, Türkiye'deki muhtemelen en büyük antika fotoğraf makinesi koleksiyonlarından birini barındırıyor. Eski makinelerin çokluğu ve birçoğunun bugün bile çalışır olması şaşırtıcı. Koleksiyonda Leica'lar, Hasselblad'lar, Yashica'lar hatta eski KGB casus kameralarından bile var! Ama benim için asıl muhteşem parça, eski Arap denizcilerinin usturlablarını anımsatan pozometreler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece bunlar mı? Taş plaklar, ünlü fotoğraf ustalarının imzalı fotoğrafları, sokak tabelaları, arkasında ünlü Türk şairlerinin imzası bulunan boş rakı şişeleri... Osmanlıca tabelalardan bir tanesi, Cahit Arf'ın evinin istimlakından bir iki önce evinden sökülmüş! Üzerinde Fransızca ve eski alfabe ile "İstanbul Sular İdaresi" yazıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arkası imzalı şişelerden bir tanesini elime alıp okumaya çalışıyorum: "23 Nisan 1978, bu şişeyi de güzel içtik!" İmzalar: Fikret Otyam, Ara Güler, Aziz Nesin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsimlerin gerisi okunmuyor... Bunun gibi diğer 10-15 şişeyi süsleyen imzalar da silinmiş geçen haftaki(*) su baskınında! Evet, su baskını, çünkü İsa Abi'nin üçüncü kattaki stüdyosunu, yukarı katta patlayan bir boru harabeye çevirmiş! Ben röportaj için büroya geldiğimde, yan odada "çöpe atılacaklar''  bir kenara toplanıyordu... Maddi değerini bilemem ama manevi  değeri  ölçülemeyecek, fotoğraf, belge, kitap, hatıra, çöpe gidiyordu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/pencereden_bakan_cocuklar_isa_celik.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/pencereden_bakan_cocuklar_isa_celik.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Fotoğrafların anlattığı öyküler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İsa Abi'nin tüm fotoğraflarının ayrı bir öyküsü  var.  Her biri  bambaşka bir dünyayı anlatır. Bazı fotoğrafların ise öyküsü çok ayrı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taksim'deki o ünlü 1 Mayıs Yürüyüşü'nde çekilen karede olduğu gibi... Meydandaki tüm gazetecilerin yürüyen insanları çektiği anda, İsa Çelik'in gözü 'insana dair" bir başka kareyi yakalar. Şehre yeni gelen köylüler, "işçi-köylü bayramının" şaşkınlığını yaşamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hazreti İsa"nın en az her peygamberin olduğu kadar deli olduğunu söylemiş miydim size? Soğuk ve karlı bir şubat gecesi, Ankara-İstanbul otobüslerinin mola verdiği Varan Bolu Dağı Tesisleri'nde çekilir bir lambanın fotoğrafı. İsa Çelik, sabah otobüsle Ankara'dan İstanbul'a giderken konaklama tesisinde gördüğü sokak lambasını akşamüstü ışığında hayal etmiş, İstanbul'a döndüğünde dayanamayıp otobüsün bagajından üçayakı indirip kurmaya başlar! Otobüs, "İsa Peygamberi bekleyemediğinden" gider, İsa Çelik bir sonraki İstanbul otobüsünü bekler bu kare yüzünden :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukardaki kare ise Atatürk'ün eşi Latife Hanım'ın Karşıyaka'daki evinin penceresine ait. İçerdekiler artık yok olmuş bu virane evin küçük kiracılarıdır. O ev yok artık, Latife Hanım da, peki ya çocuklar? İsa Çelik, Latife Hanım'ı tanıyamamış olmaktan üzgün. Latife Hanım'ın o bir ömür boyu süren sessizliğini, "Ben bu sessizliğe Greta Garbo'luk diyorum" sözleri ile anlatıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir başka karedeyse Haliç'teki Camialtı Tersanesi'nde işçiler artık paydosa hazırlanmakta. Ereğli Demir-Çelik'teki işçi ise çeliğe su vermeye...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/tufekciler_isa_celik.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/tufekciler_isa_celik.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Kaybolan meslekler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bazı kareler vardır, çekerken belki de bunu bir daha kimsenin çekemeyeceğini düşündüğünüz... İsa Çelik'in 1970'lerde Anadolu'nun dört bir yanını dolaşarak çektiği "Kaybolan Meslekler" serisinin kareleri gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasırcılar, kaşıkçılar, tüfekçiler, kelleciler... Artık eskide kalan bir dünyanın parçaları oldular. İsa Çelik için hepsinin hüzünlü bir öyküsü var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Tam bir Fellini filmi gibiydi!" diyor İsa Abi, kaşıkçılar için. Kaşıkçıları çekmek için önce Konya'ya gitmiş İsa Çelik. Konya'ya vardığında kaşıkların orada yapılmayıp, "sadece boyandığı"nı öğrenmiş. Kısa bir araştırmanın ardından  ver elini  Akşehir!  Neyse, maceralı bir yolculuktan sonra bir tahta kapıyı açmış ki, bir de ne görsün! Ben diyeyim 100 metre boyunda, siz deyin ki 150 metre genişliğinde bir arsa... Arsanın üzerinde de güneşe serilmiş binlerce tahta kaşık!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sohbet geliştikçe İsa Abi'den fotoğrafçılığın hilelerini de öğreniyorum. Tüfekçilerde olduğu gibi "görüntülenmekten" hoşlanmayan meslek erbabı ile yarenlik fotoğraf makinesini öylece masanın üzerine kormuş İsa Abi... Arada bir çantadan bir objektifi çıkartıp onu siler, sonra da yerine, çantasına kaldırırmış. Hiç fotoğraf çekmezmiş, ta ki sokaktan bir horoz ya da inek geçinceye kadar... Alırmış eline kamerayı, çekermiş horozu! 10 dakika sonra yoldan bir topal kedi mi geçti? "Ne enteresan kedi!" deyip onu çekermiş. Normalde fotoğraf çektirmek için binbir naz yapacak olan ustalar alınmaya başlarmış: "Eee, horozu çektin, kediyi çektin... Bizi adam yerine koymaz mısın, be birader!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Semerci "Ali Osman Amca" da bunlardan biri. İsa Çelik, son semerci ustası Ali Osman Amca'yı Beykoz'da bulmuş. Fotoğrafları çekerken bu son semerci ustasının, "şeytan dürter" İsa Çelik'i; "Ali Osman Amca, nerden buluyorsun müşteriyi İstanbul'da?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Osman Amca şöyle bir süzer İsa Çelik'i; "Delinin sorduğuna bak, İstanbul'da eşek mi ararsın?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Uçurumun kenarında&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Madem Kazancakis ile açtık yazımızı, yine onunla bitirelim. Yunan yazar Kazancakis'in kilise tarafından aforoz edilen İsa'sı, bir umutsuzluk anında "&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;İnsan uçurumun kenarına varmadan kanatlanmaz&lt;/span&gt;" der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İsa Abi" neredeyse uçurumun kenarından, Toros'un fakir bir yörük ailesinden çıkarak kanatlanmış... Farkında değilsiniz ama o fotoğraflarıyla bize sadece insanları değil; kapıları, pencereleri, kedileri, İstanbul'u ile herşeyi sevmeyi öğreten kişi... Gerçek bir peygamber.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi ki varsın "Hazreti İsa"!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;(*) Not 1: &lt;/span&gt;Bu röportaj 2003 yılının Eylül'ünde yapıldı. Dolayısıyla yazıda bahsi geçen su baskını o tarihlerde gerçekleşti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Not 2:&lt;/span&gt; En yukardaki İsa Çelik fotoğrafı, Sevgi Çiçek'e ait. Diğer karelerse, fotoğrafların telif hakları çiğnenerek çoğaltılmasını engellemek amacıyla, "uzun kenarı 320 piksel" ile sınırlı olacak şekilde siteye konmuştur. Lütfen, yüksek çözünürlüklü hallerini talep etmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not 3: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/06/dostum-salgado.html"&gt;Sebastiao Salgado&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/08/partizan-deilim-sadece-asiyim.html"&gt;Henri-Cartier Bresson&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/en-iyi-daktiloya-sahip-fotoraf-cem.html"&gt;Cem Boyner&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/yamur-herkesi-slatr.html"&gt;Francesco Zizola&lt;/a&gt; derken "İsa Çelik" abimiz hakkında bir yazı yazmamak olmazdı. Bir şeyi 40 kere dilerseniz olurmuş, siz de katılın bu duaya: "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İsa Çelik albüm çıkarsın! İsa Çelik albüm çıkarsın! İsa Çelik...&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113952134926589223?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113952134926589223/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113952134926589223' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113952134926589223'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113952134926589223'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/02/iyi-ki-varsn-hazreti-isa.html' title='İyi ki varsın &quot;Hazreti İsa&quot;...'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113921029109032065</id><published>2006-02-06T09:08:00.000+02:00</published><updated>2006-02-07T06:31:42.286+02:00</updated><title type='text'>Berlusconi başkan, İtalya şampuan!</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/blogger" rel="tag"&gt;blogger&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/politika" rel="tag"&gt;politika&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22silvio%2Bberlusconi%22" rel="tag"&gt;silvio berlusconi&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/silfio_berluskoni_komikadam.0.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 0, 102); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/silfio_berluskoni_komikadam.1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir süredir yoğunluktan ve tembellikten ötürü &lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com"&gt;Burkina Fasa Fiso&lt;/a&gt;'ya ve &lt;a href="http://www.moleschino.org"&gt;Moleschino&lt;/a&gt;'ya yazamıyordum. Aslında anlatacak o kadar çok şey birikti ki... Hangi birinden başlasam?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğlenceli bir konuyla başlayalım. Konumuz, İtalyan demokrasisinin gülü; Fininvest'in başkanlığını yaptığı dönemde yargıçlara rüşvet verdiği ispatlanmış; mahkemede Gladio uzantısı &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Propaganda_Due"&gt;P2 locasına&lt;/a&gt; üye olmadığını söyleyen, 1826 nolu üye olduğu ortaya çıkınca hafızası yerine gelen; vergi kaçırdığı mahkeme kararları ile sabit, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Silvio Berlusconi&lt;/span&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünlerde dünyanın en demokratik seçim yasalarından birine dayanan İtalyan seçim sistemini olabilecek en adaletsiz hesaplamayla değiştirmekle uğraşan (Bizdeki sistemi bugün bir İtalyan'a verseniz, öpüp başına koyar, o kadar!) Silvio Berlusconi'den tüm İtalya'nın "sıtkı sıyrılmış" durumda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silvio Berlusconi'yi nasıl anlatabilirim ki size? Bir an için, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Aydın Doğan&lt;/span&gt;'ın Türk televizyon kanallarının yüzde 91'ini kontrol ettiğini; &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Ali Şen&lt;/span&gt;'in Fenerbahçe'ye ömürboyu başkan seçildiğini; Türk Gladiosu'nun gözbebeği ve "Susurluk kahramanı" &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Mehmet Ağar&lt;/span&gt;'ın iktidara geldiğini, üstelik &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;MHP&lt;/span&gt; ve &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;DEHAP&lt;/span&gt; ile koalisyon (Berlusconi'nin neo-faşist Gianfranco Fini ve ayrılıkçı Umberto Bossi ile yaptığı türden) kurduğunu hayal edin... Bu üç adamın üzerine bolca &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Cem Uzan&lt;/span&gt; şerbetinden gezdirip, oluşacak karışımı bir kapta "kulak memesi" kıvamına gelinceye kadar karıştırın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Voila! Ve işte karşınızda Silvio Berlusconi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle bir şey olsa gerek, Silvio Berlusconi tarafından yönetilmek... Aklı başında, orta zekâ seviyesinin üzerindeki her Türk için "bir kâbus" olabilecek bu senaryo, İtalya'da 1994'ten beri gerçek!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süre önce Burkina Fasa Fiso'da Silvio Berlusconi'nin "baş belası" olan bir blogger'dan &lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/07/bir-gpl-projesi-olarak-open-cola.html"&gt;bahsetmiştim&lt;/a&gt;  sizlere... Ünlü İtalyan komedyen Beppe Grillo, artık günde 200.000'e (yazıyla: iki yüz bin!) yaklaşan ziyaretçi sayısıyla, binlerce blogger'dan toplanan paralarla verilen tam sayfa &lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/09/deniz-olum-ltfen-evine-dn.html"&gt;gazete ilanlarından&lt;/a&gt; sonra İtalyan bloggerları yeni bir eyleme &lt;a href="http://www.beppegrillo.it/2006/01/post_11.html"&gt;çağırdı&lt;/a&gt;: &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Wikipedia'daki Silvio Berlusconi maddesini yeniden yazmak&lt;/span&gt;!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağrıyı izleyen gün içinde, İtalyan Wikipedia'sındaki Silvio Berlusconi &lt;a href="http://it.wikipedia.org/wiki/Berlusconi"&gt;maddesine&lt;/a&gt; tam &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;23.000&lt;/span&gt; kişi katkıda bulundu! Neler dökülmedi ki ortaya? Mahkeme kararları, P2 locasının sırları, Berlusconi'nin muhtemelen kendisinin bile unuttuğu ortaklıkları, eski gazete küpürleri... İşe bir süre sonra Berlusconi taraftarlarının da katılmasıyla inanılmaz bir "edit savaşı" yaşandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta, Wikipedia yönetimi olaya el koymak zorunda kaldı ve İtalya'da mart ayında yapılacak seçimleri etkileyebileceği gerekçesiyle, bu maddeye yapılan eklerin yüzde 95'ini silerek maddeyi dondurdu. Wiki'de çare tükenmez elbette, Berlusconi karşıtları hemen kendi özgür Wiki-media'larını kurdular :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba diyorum, münbit Anadolu topraklarından kaç tane böyle "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Kollektif Wiki araştırma dosyası&lt;/span&gt;" çıkar? Pardon, birileri "Tansu Çiller", "Susurluk", "12 Eylül", "Özal Ailesi" mı dedi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kötüsünüz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hadi, sizlere İtalya'dan birkaç Berlusconi fıkrasını anlatayım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İtalyan posta idaresi, üzerinde başbakan Silvio Berlusconi'nin resmi olan pullar bastırmış. Ancak birkaç gün sonra pulları piyasadan toplamak zorunda kalmışlar çünkü İtalyanlar pulun yanlış yüzüne tükürüyormuş!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Cennette kıyamet gününü bekleyen San Pietro (Katoliklerin en büyük azizi ve Roma Kilisesi'nin kurucusu) bir gezintiye çıkmaya karar vermiş. Diğer Katolik azizleri, melekleri tek tek ziyaret ettikten sonra tanrının  huzuruna çıkmış. Tanrı kocaman bir tahtta oturuyormuş ve arkasındaki duvarda milyonlarca saat asılıymış. San Pietro saygılı birkaç kelamdan sonra dayanamamış sormuş:&lt;br /&gt;- Efendim, arkanızdaki bu saatler nedir?&lt;br /&gt;- Onlar günahkâr kullarım için. Her günah işlediklerinde saniyeyi gösteren ok 'bir tık' ileri gidiyor.&lt;br /&gt;San Pietro saygıyla susmuş. Duvardaki saatleri sessizce seyretmeye devam etmiş. İki dakika sonra tekrar dayanamamış:&lt;br /&gt;-  Efendim, şimdilerde İtalya'yı yöneten kulunuz Silvio Berlusconi'nin saatini burada göremiyorum?&lt;br /&gt;- Ha, o mu?  Onu ofiste vantilatör olarak kullanıyorum!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not:&lt;/span&gt; Şimdi bazılarınız "Madem o kadar kötü, Berlusconi'yi neden seçiyor İtalyanlar?" diye soracak. Cevabını ilerde vereceğim.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113921029109032065?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113921029109032065/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113921029109032065' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113921029109032065'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113921029109032065'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/02/berlusconi-bakan-italya-ampuan.html' title='Berlusconi başkan, İtalya şampuan!'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113847111563503756</id><published>2006-01-28T19:52:00.000+02:00</published><updated>2006-01-28T21:44:01.350+02:00</updated><title type='text'>Panthera pardus tulliana</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/pardus" rel="tag"&gt;pardus&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/anadoluparsi.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 12); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/anadoluparsi.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/arka.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 12); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/arka.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sevgili Barış Metin'in Pardus'un geleceği ve önümüzdeki dönemde başlayacak tanıtım kampanyasına dair &lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Ebaris/blog/blog.cgi?file=marjinal-pardus.txt"&gt;yazdıklarını&lt;/a&gt; açıkçası sevinerek okuyorum. Ben de bu dönemde elimden gelen desteği, hem &lt;a href="http://sanat.uludag.org.tr/"&gt;sanat-pardus&lt;/a&gt; hem de basın tarafında  vermeye çalışacağım. Ama açıkcası canımı fena halde sıkan bir "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;küçük ayrıntı&lt;/span&gt;" var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pardus'un basın bültenlerinde, Pardus hakkında sağda solda çıkan tüm haberlerde şu ibareyi görmeye başladım: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(51, 51, 255);" class="bultenhaber"&gt;Türkiye'de yaşayan son büyük kedi olan Anadolu Parsı ile en son karşılaşma, resmi kayıtlara göre&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(51, 51, 255);" class="bultenhaber"&gt; 17 Ocak 1974'te Ankara Beypazarı'nda gerçekleşti.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;" class="bultenhaber"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak bu ibareyi, proje liderimiz Erkan'ın yazısında gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle düzeltelim. Anadolu Parsı ile 1974'ten sonra da "çok sayıda" karşılaşma yaşandı. İzleyen yıllarda Bey Dağları, Mut-Dandi Mevkii ve Kaçkarlar'da Anadolu Parsı'nın görüldüğüne dair köylülerden ve MTA mühendislerinden çeşitli ihbarlar alınmasına karşın, bu tanıklıklar bilimsel açıdan kabul edilebilecek verilerle desteklenememişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ta ki &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;2002&lt;/span&gt; yılına kadar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2002 yılında Kaçkar Dağları'nda &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Marmara Orman Bölge Müdür Yardımcısı Erkan Kayaöz&lt;/span&gt; ve &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;fotoğrafçı Cemal Gülas&lt;/span&gt;, yaşayan bir Anadolu Parsı'nı fotoğraflamayı başardılar. Bu kare, TRT 2'de yayınlanan "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Zamanın Tanığı&lt;/span&gt;" adlı belgeselde de gösterildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2004 yılında bir karşılaşma daha yaşandı. Bu seferki randevu, Doğu Karadeniz'de Pokut Yaylası'ndaydı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıkçası kızgınım. Bilinçsiz avcıların, cahil köylülerin, doğa talanının yok edemediği "Panthera pardus tulliana" konusunda herkesten önce bizim hassas davranmamız gerektiğini düşünüyorum çünkü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Google diye bir araç var elimizin altında. Buna da mı bakmadın Erkan?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113847111563503756?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113847111563503756/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113847111563503756' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113847111563503756'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113847111563503756'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/01/panthera-pardus-tulliana.html' title='Panthera pardus tulliana'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113811208809408509</id><published>2006-01-24T15:49:00.000+02:00</published><updated>2006-01-24T18:04:07.363+02:00</updated><title type='text'>Liquid Weather çevirisi bitti,  eylemlerimiz devam edecek!</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/linux" rel="tag"&gt;linux&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/gpl" rel="tag"&gt;gpl&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/pardus" rel="tag"&gt;pardus&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/masas%3F%3Fst%3F%3F2.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/masas%3F%3Fst%3F%3F2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ailenizin açık kaynak kodlu astronomi simülasyonu &lt;a href="http://stellarium.sourceforge.net/"&gt;Stellarium&lt;/a&gt;'u Türkçe'ye çevirecek .pot dosyasını Pardus hata listesine (hata &lt;a href="http://bugs.uludag.org.tr/show_bug.cgi?id=1892"&gt;1892&lt;/a&gt;) attım. SuperKaramba'&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt;nın gözbebeği &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Liquid Weather&lt;/span&gt;'ın çeviri dosyası ise temanın geliştiricisi &lt;a href="http://www.liquidweather.net/blog/"&gt;Matt&lt;/a&gt;'e gönderildi. Bir aksilik olmazsa 9.3 sürümünde diller arasına Türkçe de eklenecek :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi sırada ne olsun? &lt;a href="http://www.scribus.org.uk/"&gt;Scribus&lt;/a&gt;'a mı gireyim yoksa hazır elim değmişken birkaç SuperKaramba temasını daha mı yerelleştireyim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlayacağınız, kar tatili bana iyi geldi... :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113811208809408509?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113811208809408509/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113811208809408509' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113811208809408509'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113811208809408509'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/01/liquid-weather-evirisi-bitti.html' title='Liquid Weather çevirisi bitti, &lt;br&gt; eylemlerimiz devam edecek!'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113771351260611252</id><published>2006-01-19T23:59:00.000+02:00</published><updated>2006-01-20T02:42:10.503+02:00</updated><title type='text'>Don Kişot İstanbul'da! (2)</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/tarih" rel="tag"&gt;tarih&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/k%C3%BClt%C3%BCr" rel="tag"&gt;kültür&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/edebiyat" rel="tag"&gt;edebiyat&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/cervantes" rel="tag"&gt;cervantes&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/don%20ki%3F%3Fot-01b.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/don%20ki%3F%3Fot-01b.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;“Beni Konstantinopolis’e götürdüler”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ansızın bir sessizlik çökmüştü “Teslimiyet Kahvesi”ne. Uzun Donlu Kişot’un elindeki sigara titriyordu. Sesinde bu Osmanlı paşasına karşı hiçbir nefret tonu yoktu:&lt;br /&gt;&lt;blockquote style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;"Uluç Ali Paşa, padişahın esiri olarak 14 yıl kürek çekmişti; 34 yaşından sonra, kürek çekerken, bir Türk’ün kendisine tokat atması üzerine sinirlenip, dinini değiştirmişti. O kadar cesurdu ki, padişahın çoğu gözdesinin başvurduğu ahlaksızca yollara başvurmadan Cezayir beylerbeyi olmuş, sonra da hükümdarlığın en yüksek rütbelerinin üçüncüsü olan kaptan-ı deryalığa getirilmişti. Tunus’taki Halk-ül Vadi Kalesi’ni ele geçirip yıktıktan sonra, donanma Konstantinopolis’e muzaffer bir şekilde döndü.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslen Calabria’lıydı, ahlaklı ve iyi bir adamdı, esirlerine çok insanca davranırdı. Öldükten sonra, geriye kalan 3.000 esiri, vasiyetnamesine uygun şekilde, her ölenin mirasçısı kabul edilen ve ölenin diğer çocuklarıyla birlikte mirasını paylaşan padişah ile diğer dönme askerler arasında paylaştırıldı. Ben Venedikli bir dönmeye (Cezayir dayısı Hasan Ağa) düştüm...”&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Halatları ibrişimden, yelkenleri atlastan donanma&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;1536 yılında İtalyan asıllı, Luca Galeni isimli genç, papaz olmak hayaliyle Napoli’ye gitmek ister. Bindiği gemi Ali Reis tarafından ele geçirilince, esir alınır. Müslümanlığı seçtikten sonra, denizlerdeki kıvrak zekâsı ve cesaretiyle göz doldurarak kaptanlığa kadar yükselir. Luca Galeni adı Uluç Ali’ye çevrilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnebahtı Deniz Savaşı sırasında donanmanın 42 parçalık bir filosuna kaptanlık eden Uluç Ali Paşa, akıllıca yaptığı manevralarla Malta donanmasını batırarak İstanbul’a dönmeyi başarır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanuni’den sonra Sultan II. Selim’e de vezirlik eden Sokullu Mehmet Paşa, bu yürekli ve yetenekli denizcinin Uluç olan lakabını Kılıç’a çevirerek  onu donanmanın başına getirir. Sokullu, paşadan yeni bir donanma inşa etmesini şu sözlerle emreder: “Paşa, paşa! Sen bu devleti anlayamamışsın! Eğer bu devlet isterse, bu donanmadaki gemilerin halatlarını ibrişimden, yelkenlerini atlastan donatır! Eğer zamanında sana istediğin malzemeyi veremezsem, gel benden bunları iste!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve İnebahtı’dan beş ay sonra, Kılıç Ali Paşa kumandasında 300 parçalık bir donanma, yine İtalya açıklarında gezinmeye başlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İnşaatında Cervantes’in çalıştığı cami!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Uluç Ali Paşa görkeme de meraklıdır. Osmanlı padişahı III. Murat’ın oğlu şehzade Mehmet için Sultanahmet Meydanı’nda (At Meydanı) yapılan meşhur sünnet düğününde, paşa tarafından sunulan havai fişek ve ışık oyunları İstanbulluları büyülemiştir... Paşa, adının bir cami ve külliye ile yaşamasını ister. Ama, Sultan III. Murat bir türlü külliyeyi inşa edebileceği yeri gösterememiştir. Bunun üzerine Uluç Ali Paşa, o sırada bir koy olan Tophane sahilini doldurarak, Mimar Sinan’dan burada “eşi görülmemiş bir cami”yi inşa etmesini ister!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son seferinden sonra İstanbul’a döndükten sonra sayısı 3.000’i bulan kölelerinin önemli bir kısmını Mimar Sinan’ın emrine verdiği biliniyor. Kılıç Ali Paşa Camii’nin inşaatı sırasındaki harcamaların kaydının tutulduğu yevmiye defterlerinde, bir ilginç isim karşımıza çıkıyor: &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Miguel de Saavedra&lt;/span&gt;!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ünlü siyaset adamı ve tarihçi &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Nasuh Nuri İleri&lt;/span&gt;’nin bulduğu bu kayıt, gerçekten Cervantes’e ait olabilir mi? Akdeniz korsanları üzerine yaptığı araştırmalarıyla tanınan İtalyan tarihçi &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Roberto Damiani&lt;/span&gt;’ye göre bu “neredeyse kesin”! Roberto Damiani, daha da ileri giderek, kölelerine karşı merhameti ile tanınan Uluç Ali Paşa’nın, Venedik kayıtlarına göre, İtalyan ve İspanyol kökenli köleleri için caminin yanında bir de mahalle kurdurmasını anlatıyor. Uluç Ali Paşa’nın doğduğu kasabanın adını verdiği "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Calabria Nuova&lt;/span&gt;” mahallesi, bugün caminin hemen karşısındaki “Karabaş Mahallesi” olabilir mi acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/don%20ki%3F%3Fot-05.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/don%20ki%3F%3Fot-05.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;“Saavedra adındaki bir İspanyol askeri”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;“Teslimiyet Kahvesi”ndeki uzun donlu ihtiyarın sesi artık çok daha cılız çıkıyordu... Öykü, ailesinin 1.000 altın paralık fidyeyi son anda bir araya getirerek, onu beş yıllık esaretten kurtarması ile sona eriyordu. Uzun Donlu Kişot, hiçbir şey için üzgün değildi. Geride bıraktığı bir arkadaşı dışında:&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;blockquote&gt;“Eğer fidyem bir gün daha gecikseydi, yeni sahibim Hasan Ağa ile geldiğim Cezayir’den tekrar Konstantinopolis’e dönmek üzere yola çıkıyordum. Bu yüzden çok acı çektim. Beylerbeyinin fidye bekleyen esirleri, diğer forsalarla birlikte işe koşulmazlar. Ben de fidye bekleyenler arasındaydım. Açlık ve çıplaklık bazen, hatta her zaman bizi üzdüğü halde, sahibimin Hıristiyanlara karşı görülmedik, duyulmadık zulümlerini sürekli görüp duymak kadar canımızı sıkan başka bir şey yoktu. Her gün birini asıyor. Bir başkasını kazığa vuruyor, bir diğerinin kulağını kesiyordu; üstelik bunları öyle sebepsiz yere yapıyordu ki... Şerrinden kurtulabilen tek kişi, Saavedra adında bir İspanyol askeriydi...”&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu yaşlı ve yalnız ihtiyarın öyküsünün sonunu biz getirelim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Miguel de Saavedra Cervantes, esaretten kurtulup ülkesine döndükten sonra 1585’te evlendi. Kaybettiği sol eli yüzünden iş bulamadığı için, yazarlığa başladı ve ilk kitabını da evlendiği yıl yayımladı. Ama geçim sıkıntısı içindeydi. Karısını ve evini bırakıp gezici vergi memurluğu yapmaya başladı. 1587’de halktan topladığı vergiyi bir bankere kaptırınca, hapse girdi ve iki yıl hapiste kaldı. Daha sonra yeniden hapse düştü; ama, bu defa fazla yatmadı, aklandı. 1605’te tekrar devlet memuru oldu ve en önemli eseri Don Kişot’u yayımladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cervantes, Don Kişot'tan önce de kitaplar yazmış, ama başarılı olamamıştı. Ancak, Don Kişot sayesinde sadece İspanya'da değil, bütün Avrupa’da zirveye çıktı. Hatta eserinin, o dönemde bile taklitleri yayımlandı. Cervantes, 22 Nisan 1616’da Madrid'de öldüğünde artık şöhretinin doruğundaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir elini kaybettiği İnebahtı Savaşı’nın ve esir olarak geçirdiği beş yılın hatıraları, Cervantes'in bütün eserlerini derinden etkiledi. Anlayacağınız, İnebahtı’da bıraktığı sol eli, onun arkasında dünya çapında ve asırlar boyunca hatırlanacak iki eser bırakmasını sağladı: &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;La Mançalı Yaratıcı Asilzade Don Kişot&lt;/span&gt;’u ve İstanbul’daki &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Kılıç Ali Paşa Camii&lt;/span&gt;’ni...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not 1&lt;/span&gt;: Cervantes’in metinlerinde “Uluç Ali” olarak geçtiği için, yazı içinde Kılıç Ali Paşa’nın adını Kaptan-ı derya olmadan önceki haliyle kullandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not 2&lt;/span&gt;: Birinci bölümü geçen hafta &lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/01/don-kiot-istanbulda-1.html"&gt;yayınlanan&lt;/a&gt; bu "deneme" içindeki &lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;mavi renk&lt;/span&gt; ile işaretlenen bölgeler, Don Kişot romanından kısaltılarak alınmıştır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Kaynaklar---------------&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.proyectoquijote.com/"&gt;Proyecto Quijote&lt;/a&gt; - Madrid&lt;br /&gt;Cervantes: Su Obra y Su Mundo, Madrid 1981&lt;br /&gt;Vida de Miguel De Cervantes Saavedra, Espasa-Calpe, Madrid 1972&lt;br /&gt;Corsari del Mediterraneo, Roberto Damiani, 2004&lt;br /&gt;La Mancha’lı Yaratıcı Asilzade Don Quijote, YKY, İstanbul 2004&lt;br /&gt;“Don Kişot yazarının sol elini bir Türk güllesi götürmüştü”, Murat Bardakçı, Hürriyet (10.11.2003)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113771351260611252?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113771351260611252/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113771351260611252' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113771351260611252'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113771351260611252'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/01/don-kiot-istanbulda-2.html' title='Don Kişot İstanbul&apos;da! (2)'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113733905228451133</id><published>2006-01-15T16:51:00.000+02:00</published><updated>2006-01-15T18:15:13.866+02:00</updated><title type='text'>"Yeşil Bursa'da konuk bir garip kuş, otur denmiş oracıkta oturmuş"</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/edebiyat" rel="tag"&gt;edebiyat&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22naz%C4%B1m%2Bhikmet%22" rel="tag"&gt;nâzım hikmet&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/naz%3F%3Fm%20hikmet2.0.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/naz%3F%3Fm%20hikmet2.0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bugün &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Naz%C4%B1m_Hikmet_Ran"&gt;Nâzım Hikmet&lt;/a&gt;'in doğum günü. Eğer bu 10 günlük tatilden kendinize ayıracak bir yarım gününüz varsa, bugün &lt;a href="http://www.nazimhikmetkulturmerkezi.org/"&gt;Nâzım Hikmet Kültür Merkezi&lt;/a&gt;'nde açılan "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Dünya Çizerlerinden Nâzım Hikmet Portreleri&lt;/span&gt;" sergisine gidin derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişte, sizlere Nâzım'a dair hiç bilinmeyen bir  &lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/08/cittadino-nazim-hikmet-subito-ora.html"&gt;öykü&lt;/a&gt; anlatmıştım. Bugün çok azınızın bileceğini düşündüğüm bir başka öyküyü anlatayım dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cahit Sıtkı Tarancı'nın, 80'li yılların sonlarına doğru biz lise sıralarındayken, edebiyat dersi kitaplarında yer alan şu güzel şiirini hatırlarsınız herhalde:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;BİR ŞEY&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şey ki hava gibi ekmek gibi su gibi&lt;br /&gt;Lazım insana lazım onsuz yaşanılmıyor&lt;br /&gt;Ana baba gibi dost gibi yavuklu gibi&lt;br /&gt;Kalp titremeden göz yaşarmadan anılmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şey ki gözümüzde memleket kadar aziz&lt;br /&gt;Aşk ettiğimiz kendimize dert ettiğimiz&lt;br /&gt;Adını çocuklarımıza bellettiğimiz&lt;br /&gt;Bir şey ki artık hasretine dayanılmıyor.&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;1947'de yazılan bu şiirin "ikinci bölümü", elden ele dolaşıyor ama tek parti yönetiminin korkusundan 1950 yılına kadar hiçbir yerde yayınlanamıyordu... Bu "ikinci bölüm", 12 Eylül sonrasında bir kere daha sansürlenecek, bir süre sonra sansürlendiği dahi unutularak, o haliyle dönemin lise kitaplarına girecekti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, Cahit Sıtkı Tarancı'nın bu sansürlenen şiirinin devamında ne vardı? Cahit Sıtkı Tarancı, Bursa Cezaevi'nde yatan birisi için üzülmektedir bu şiirde:&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;blockquote&gt;II&lt;br /&gt;Bir şey daha var yürekler acısı&lt;br /&gt;Utandırır insanı düşündürür&lt;br /&gt;Öylesine başka bir kalp ağrısı&lt;br /&gt;Alır beni ta Bursa'ya götürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeşil Bursa'da konuk bir garip kuş&lt;br /&gt;Otur denmiş oracıkta oturmuş&lt;br /&gt;Ta yüreğinden bir türkü tutturmuş&lt;br /&gt;Ne güzel şey dünyada hür olmak hür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benerci Jokond Varan Üç Bedrettin&lt;br /&gt;Hey kahpe felek ne oyunlar ettin&lt;br /&gt;En yavuz evladı bu memleketin&lt;br /&gt;Nâzım ağbey hapislerde çürür.&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu şiir bir yerlerde yayınlanamasa da, kuş olur, elden ele dolaşan bir mektup olur ve bir şekilde Bursa Cezaevi'nde yatan Nâzım Hikmet'e ulaşır. Nâzım şiirden ötürü çok duygulanmış, ama kendisi için "bir garip kuş" diye bahsedilmesinden de bir parça üzülmüştür. Cevap olarak, en ünlü şiirlerinden biri olan "Yatar Bursa Kalesi"ni kaleme alır:&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;blockquote&gt;Sevdalınız komünisttir&lt;br /&gt;On yıldan beri hapistir,&lt;br /&gt;Yatar Bursa kalesinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hapis ammâ, zincirini kırmış yatar,&lt;br /&gt;En âlâ bir mertebeye ermiş yatar,&lt;br /&gt;Yatar Bursa kalesinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memleket toprağındadır kökü,&lt;br /&gt;Bedreddin gibi taşır yükü,&lt;br /&gt;Yatar Bursa kalesinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüreği delinip batmadan,&lt;br /&gt;Şarkısı tükenip bitmeden,&lt;br /&gt;Cennetini kaybetmeden,&lt;br /&gt;Yatar Bursa kalesinde.&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz "mavi gözlü dev"i çok sevdik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;"nâzım / sen bizi öyle çok sevdin / biz seni öyle çok sevdik ki / küçük adınla çağırır herkes seni / herkes sen der sana / fransa da rusya da yunanistan da / aragon da nâzım / neruda da nâzım / ben de nâzım / özgürlük ki adlarından biridir senin / o senin en güzel adın / merhaba nâzım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Yannis Ritsos)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113733905228451133?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113733905228451133/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113733905228451133' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113733905228451133'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113733905228451133'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/01/yeil-bursada-konuk-bir-garip-ku-otur.html' title='&quot;Yeşil Bursa&apos;da konuk bir garip kuş, &lt;br&gt;otur denmiş oracıkta oturmuş&quot;'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113729503249309575</id><published>2006-01-14T23:57:00.000+02:00</published><updated>2006-01-15T05:47:23.163+02:00</updated><title type='text'>Düş gücü denizlerinin korsanıdır oyuncular...</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/k%C3%BClt%C3%BCr" rel="tag"&gt;kültür&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/tiyatro" rel="tag"&gt;tiyatro&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22ali%2Bpoyrazo%C4%9Flu%22" rel="tag"&gt;ali poyrazoğlu&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/tiyatro.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 0, 102); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/tiyatro.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ali Poyrazoğlu, bir süredir oyuncuların, palyaçoların, kuklaların, canlı müziğin ve dansın iç içe geçtiği muhteşem bir güldürüyü sunuyor. Tiyatronun perdesinin, koltuklarının, kostümlerinin, anılarının, kulise asılı kalmış tiradların satıldığı bir açık arttırmanın öyküsü olan "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Ben Eskiden Küçüktüm&lt;/span&gt;" adlı oyunu Ali Poyrazoğlu şöyle &lt;a href="http://www.sabah.com.tr/cp/yaz1253-20-131-20051217-101.html"&gt;anlatıyor&lt;/a&gt; bizlere:&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;blockquote&gt;"Ben eskiden küçüktüm adlı yeni oyunumuz dün gece başladı. Herkes soruyor ne satıyorsunuz bu oyunda ne anlatıyorsunuz. Dedim ki bilet satıyoruz, sahnenin tozunu satıyoruz. Kardaki kuş izlerini satıyoruz. Satıyorum efendim, sahnenin tozunu satıyorum... Tozundan, tıpkı küllerinden yeniden dirilen Anka kuşu gibi dirilecek olan, sahnenin tozunu satıyorum. Sahnenin tozu da kar gibidir... Kar gibi bembeyaz ve büyülü. Gece simsiyah, içi kararmış bir ülkede yatarsın, sabah bir kalkarsın ki, her yer bembeyaz. Kar yağmış... Büyülü bir el bütün pisliklerin, çirkinliklerin üstünü örtmüş... Karın mucizesi pencerene el sallıyor... Sahnenin tozu da öyledir tıpkı kar gibi inanılmaz bir büyüyle örter her şeyi... Tiyatroya gittin mi içine tertemiz bir havayı çeker gibi olursun... Oyun izlemek kısa bir süreliğine de olsa yaşamdan tatile çıkmak gibidir... Kar yağdı mı serçeler ortaya çıkar, dolaşmaya başlarlar... Ben eskiden küçüktüm... Serçe olmak isterdim... Oyuncularda, seyircilerde bütün çocuklar küçükken serçe olmak ordan oraya uçmak isterler... İnsanoğlu hem yaşar hem de yaşadıklarını gözlemleyip hafızaya alır. Bir gün kullanmak için biriktiririz bizler gözlemlediklerimizi. Kar yağarken camın kenarına oturur, bir serçe olduğumu düşlerdim... Uçar giderdim evden dışarıya... Gider başka bir evin camının önüne konuverir içeriyi dikizlerdim. Ne olup bitiyor, içerdeki çocuk niye ağlıyor. Bir kalp kırılınca nasıl bir ses çıkarıyor. Ufak kanat çırpışıyla kalkar giderdim düğün evinin duvarına... Türkü yakan damada eşlik ederdim. Oradan ver elini ölü çıkan bir evin cumbasına... Üç kanat vuruşu yol... Yitirilen evden çıkarken, çığlıklar nasıl düğümlenir birbirine... Onu da kaydederdim hafızama. Bizim gibi kuşların kaderidir bu. Hem için acır, hem de dışardan bakan biri gibi acını izlersin, paramparça olursun. Gözyaşlarının ülkesi gizli bir ülkedir ki hepimizde anahtarı gizlidir. Biz tek kanatlı serçeler, siz tek kanatlı avare serçeler oradan oraya dolaşır dururuz... Gözyaşının sesi olur mu? Olur, bilirim... Biz duyarız gözden akan yaşın sesini. Kırılan kalbin sesini... Hepsini toplar oyunlara dönüştürürüz... Serçenin şakıması boşuna değildir. Duyan kulağa öykü anlatmaktadır serçe. Serçelere benzer oyuncular biriktirdikleriyle, gözlemledikleriyle öyküler kurar, anlatırlar... "Ben bu dünyadan geçerken dinledim, durdum baktım, biriktirdim... Öykülerinizden öykülerimi, şarkılarınızdan şarkılarımı yarattım" der dolaşan benim gibi avare serçeler. Tek derdim bu anlamsız, saçma küçük dünyalarımıza bir serçenin kanat çırpışının, şakımasının sesini izini bırakmak. Yaşamın kasvetini dağıtmak, azıcık içinizi açmak istemez mi bütün sanatçılar. Eh, ben de öyle yaptım işte. Arabalarınızın camına konarsam, sevgilinize sarılırken omzunuza ilişiverirsem, mahpushanedeyken camınızın kenarında bitiverirsem... Bilin ki tekbaşınalıktan. Ayrılıklarda gidenin arkasından sizinle ağlıyorsa bilin ki hep yalnızlıktan... Hep yalnızlıktan korktuğum içindir şakımalarım. Onun için yalnızlığıma, yalnızlığınıza arkadaş olun diye öyküleri paylaşırım sizlerle... Hep paylaşmak isterim... Bir iz kalsın diye... Bir serçenin ayak izleri kalsın sahnenin tozunun üstünde diye... Sevdiğimiz insanlar, oyuncular, yazarlar, şairler, seyirciler hep iz bırakırlar... Giderken iz bırakırlar. Kar yağıp izleri örtse de izlerin zihnimizdeki uzantısı kalır. Bıraktığımız izler sizin içindir, sizlerindir... Hepimiz uçmak isteyen tek kanatlı serçeleriz, ancak birbirimize sarılarak uçabiliriz. Var mı ötesi? Düş gücü denizlerinin korsanıdır oyuncular, seyirciler... İstedikleri limana demir atar... Satıyorum bayanlar baylar, "Ben Eskiden Küçüktüm" oyununda sahnenin tozunu satıyorum..."&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ben Eskiden Küçüktüm"ü &lt;a href="http://www.biletix.com/live/wtsevent.php?Eventcd=FIST5"&gt;kaçırmayın&lt;/a&gt; derim. Oyunda Ali Poyrazoğlu, 23 ciltlik Anıtkabir Özel Defteri'nden seçtiği bazı bölümleri seyircilerle paylaşıyor. Örneğin aşağıdaki sayfa, bu ülkede başbakanlık yapmış ve Anıtkabir defterine beş kere yazı yazan (ilk dördü ne yazık ki tüm çabalara rağmen okunamıyor!) &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Tansu Çiller&lt;/span&gt;'e ait:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;blockquote&gt;"&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Yüce önder. Ulu ve büyük Atam!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Doğru Yol Partisi'nin 14'üncü yılını idrak ediyoruz (Sonra 14'ün üzerini karalamış, 15 yapmış). Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin ve demokrasinin bekçileri olarak 16'ıncı yılımızda huzurundayız... Davamız yarım asırlık yani 65 yıllık bir davadır. Milliyetçilik ve çağdaşlık yolunda yarım asırdır yani tam kırk yıldır yürüyoruz. Bu ülkenin çimentosu olmanın sevinci içindeyiz. Biz bu ülkenin çimentosuyuz. Bizimle tuğlaları yapıştıracaklar, duvar örecekler, bina yapacaklar, içimize girecekler. İlkelerinin ışığı altında partimizin 17'nci yılını kutluyor saygılar sunuyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Görüşmek üzere...&lt;/span&gt;"&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="down" style="display: block;" id="formatbar_CreateLink" title="Link" onmouseover="ButtonHoverOn(this);" onmouseout="ButtonHoverOff(this);" onmouseup="" onmousedown="CheckFormatting(event);FormatbarButton('richeditorframe', this, 8);ButtonMouseDown(this);"&gt;.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113729503249309575?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113729503249309575/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113729503249309575' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113729503249309575'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113729503249309575'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/01/d-gc-denizlerinin-korsandr-oyuncular.html' title='Düş gücü denizlerinin korsanıdır oyuncular...'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113694345502997268</id><published>2006-01-12T18:18:00.000+02:00</published><updated>2006-01-12T18:44:16.970+02:00</updated><title type='text'>Don Kişot İstanbul'da! (1)</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/tarih" rel="tag"&gt;tarih&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/k%C3%BClt%C3%BCr" rel="tag"&gt;kültür&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/edebiyat" rel="tag"&gt;edebiyat&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/cervantes" rel="tag"&gt;cervantes&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/don%20ki%3F%3Fot%20ve%20san%3F%3Fo%20panza.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/don%20ki%3F%3Fot%20ve%20san%3F%3Fo%20panza.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Yeldeğirmenleriyle savaşan şövalyeyi, yani Don Kişot’u yazan &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Cervantes"&gt;Miguel de Cervantes Saavedra&lt;/a&gt;, Türk korsanlarının eline esir düşmüş ve Tophane’deki Kılıç Ali Paşa Camii’nin inşaatında çalışmıştı. Bu ihtiyar şövalye, 400 yıl sonra geri döndü ve  sigara dumanından camları buğulanan Teslimiyet Kahvehanesi'nde hikâyesini tekrar anlatmaya başladı...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Sanço, bu gibi amaçsız, anlamsız yolculukları sevmemekle birlikte, elinde binilemeyen bir bisikletle, eli mecbur olarak; Uzun Donlu Kişot ise Trabzon'a ulaşıp oranın başkanı olmak, orada bulacağına inandığı, hayalindeki sevgilisi Dürdane’ye kavuşmak ve dünyadaki bütün &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;kötülükleri yok etmek soylu amacıyla donanmış olarak, La Mança’dan yola çıkarlar. Cep telefonundan internete girip yön tayin ederek, dağları tepeleri aşıp, baz istasyonları ile savaşarak, yorgun argın ve yaralı bereli ulaşırlar Madrid Havalimanı’na...&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Uzuuun bir yolculuğun ardından, kolları kırık ve çıkık, Ordulu bir şoför ve muavininden sıkı dayak yemiş olarak ulaşırlar, Trabzon’daki Teslimiyet Kahvesi’ne. Temel, Tursun ve Teslim ile çay içip sohbet ederken şikâyetleri dinleyen Uzun Donlu Kişot, Trabzon’un bağımsızlığı düşüncesini ortaya atar, fikir hemen benimsenir...&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Ortaoyuncular Sahnesi - “Uzun Donlu Kişot” adlı oyundan)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, La Mançalı yaratıcı asilzade Don Kişot ile Sanço’nun “Teslimiyet Kahvesi”ne ilk gelişleri değildi elbet... Çok çok uzun zaman önce, artık iyice yaşlanmış şövalyenin bile anımsamakta zorlanacağı bir zaman diliminde, bu topraklara bir kez daha gelmişlerdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mançalı ihtiyar, oturduğu köy kahvesi taburesinin üzerinde kaykılarak, Camel  sigarasından uzun bir nefes çekti. Gözü sigara paketinin üzerindeki deve resmine ilişti. Ağzından çıkan mavi-gri dumanlar kahvenin puslu havasında dağılırken, geçmiş yılların üzerindeki sis perdesi de açılıyordu yavaş yavaş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk deveyi nerede görmüştü? Galiba Cezayir’de, Türk korsanlarının elinde tutsak iken... Ne de çok şaşırmıştı! O günden sonra, yaşam öyküsü de tıpkı bir devenin hörgüçleri gibi inişli çıkışlı bir yol izlemişti. Bu Türklerin ne güzel bir deyimleri vardı öyle: “Nerem düzgün ki?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sigara daha yakmaya hazırlanan uzun donlu ihtiyarın çenesi açılmıştı bir kere:&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;blockquote&gt;“Ailemin kökü, Leon dağlarında bir yerlerdedir. O yoksul köylerde babama zengin gözüyle bakılmakla birlikte, tabiat aileme doğadan daha cömert davranmıştı. Yine de babam, servetini harcamakta gösterdiği başarıyı tasarrufta gösterseydi, gerçekten zengin olurdu. Babamın, üçü de erkek üç evladı vardı; hepsi de mesleklerini seçebilecek yaştaydılar. Babam, kendi deyimiyle can çıkar huy çıkmaz diye düşünerek, bu kadar müsrif ve savurgan olmasına yol açan şeyi ortadan kaldırmak, yani servetinden vazgeçmek istedi; servet olmayınca, İskender’e bile cimri denilebilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün üçümüzü bir odaya çağırıp, bizimle baş başa konuşarak şu aktaracağım sözleri söyledi: ‘Benim sizden istediğim, her birinizin, servetimden payına düşeni aldıktan sonra, söyleyeceğim yollardan birini izlemenizdir. İspanya’mızda bir deyiş vardır; der ki: Ya kilise, ya deniz, ya saray! Daha açıkça söylemek gerekirse; güçlü ve zengin olmak istiyorsan, ya Kilise’ye gir ya denizlere açılıp tüccarlık sanatını icra et veya sarayda krala hizmet et. Kısacası, benim istediğim, aranızdan birinin tahsil görmesi, birinin tüccar olması, birinin de savaşta krala hizmet etmesidir. Şimdi söyleyin bakalım, size yaptığım teklifi kabul ediyor musunuz?’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz anlaşıp mesleklerimizi seçtikten sonra, babamız hepimizi kucakladı ve söylemiş olduğu gibi, sözünü yerine getirdi. Her birimiz payımıza düşeni, yanlış hatırlamıyorsam, üçer bin altını alıp, aynı gün hepimiz sevgili babamızla vedalaştık...”&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/inebaht%3F%3F.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/inebaht%3F%3F.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;br /&gt;İnebahtı yolunda bir garip şövalye&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;“Teslimiyet Kahvesi” yavaş yavaş kalabalıklaşıyordu... Artık iyice duman altı olmuş kahvede, bu uzun donlu ihtiyarın konuşmasını dinleyenler, yeni gelenlere sessiz olmalarını işaret ederek, yavaşça boşta kalan taburelere geçmelerini işaret ediyordu. Sanço Panza, efendisinin gördüğü bu itibardan, belli etmemeye çalışsa da, gizli bir kıvanç duyuyordu. Memleketleri İspanya’da artık kimse bu “yarı kaçık” ihtiyarın maceralarını dinlemeye hevesli değildi ne de olsa!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun Donlu Kişot, yaşlı bir aslan misali, kükreyerek anlatıyordu:&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;blockquote&gt;“Alicante’den gemiye binip rahat bir yolculuk yaparak Cenova’ya vardım; oradan Milano’ya gidip silah ve askeri üniformalar temin ettim. Kısa bir süre sonra, Papa Hazretleri V. Pius’un, ortak düşman Osmanlılara karşı, Venedik ve İspanya’yla ittifak yaptığı müjdesi geldi. Osmanlı donanması, o sırada Venediklilerin yönetimindeki meşhur Kıbrıs Adası’nı ele geçirmişti; çok acı, hazin bir kayıp...”&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İhtiyar, kahvedeki gerilimin arttığını hissetse de, geri çekilme hissini uyandırmamak için, ince belli bardaktaki çaydan bir yudum aldıktan sonra, ses tonunu değiştirmeksizin, kaldığı yerden anlatmaya başladı:&lt;br /&gt;&lt;blockquote style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;“Büyük savaş hazırlıklarının yapıldığı konuşuluyordu; bütün bunlar beni etkiledi, harekete geçirdi, beklenen sefere katılmaya heveslendirdi. Her şeyi bırakıp İtalya’ya gitmek istedim ve öyle yaptım! Talihim varmış, Senor Don Juan de Austria, Cenova’ya yeni gelmişti, Venedik donanmasıyla birleşmek üzere Napoli’ye geçiyordu, daha sonra donanmalar Messina’da toplandı. Kısacası, o şanlı seferde ben de, başarılarımdan ziyade talihim sayesinde, şerefli piyade yüzbaşısı rütbesine getirilerek yer aldım. Bütün dünya milletlerinin, Osmanlıların kibir ve küstahlığının kırıldığı, Hıristiyan âleminin o mutlu gününde, İnebahtı açıklarında bulunan onca talihli insan arasında, bir ben talihsizdim!”&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Kaybedilen sol el ve “esaret”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Papa V. Pius’un Osmanlı’ya karşı yeni bir haçlı seferi için bir araya getirdiği donanma, Osmanlıların elinde bulunan Kıbrıs’ı geri almak için yola çıkmıştı. Donanmadaki askerler arasında genç Cervantes de vardı ve İspanyol gemisi Marquesa ile kaderinden habersiz, Türklere karşı savaşa katılmıştı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haçlı donanması, 7 Ekim 1571’de Yunanistan'ın Patras Körfezi’nde, Türklerin “İnebahtı”, Avrupalıların “Lepanto” dedikleri yerde Osmanlı donanması ile karşılaştı. Savaş birkaç saat sürdü ve Kaptan-ı derya Müezzinzade Ali Paşa’nın hatası neticesinde, Osmanlı donanması büyük ölçüde yok edildi. Cervantes de büyük bir heyecanla savaşa katılmış; ama, göğsüne iki kurşun yemiş, sol elini de bir gülle götürmüştü! Bu yüzden ileride “El Manco de Lepanto” yani “İnebahtı’nın sakatı” diye anılacaktı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Miguel de Cervantes Saavedra&lt;/span&gt;’nın talihsizliği, sol elini kaybetmekle bitmedi. Cervantes, 26 Eylül 1575’te Malta açıklarında yine bir İspanyol gemisindeyken Arnavut asıllı Türk korsanı “Deli Memi” tarafından esir alındı. Deli Memi, İnebahtı Savaşı’nda 42 parçalık filosunu Haçlıların eline geçmekten kurtaran Uluç Ali Reis’in yardımcılarındandı. Cervantes’in “yeni sahibi”, artık &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Uluç Ali Paşa&lt;/span&gt;’ydı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not 1: &lt;/span&gt;Miguel de Cervantes Saavedra yani Uzun Donlu Kişot'un Türklerin elindeki esareti kaç yıl sürecek? Teslimiyet Kahvehanesi'nde ihtiyar şövalyenin anlattıklarını, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;pazar&lt;/span&gt; günü öğreneceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not 2:&lt;/span&gt; Bu "deneme" içindeki &lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;mavi renk&lt;/span&gt; ile işaretlenen bölgeler, Don Kişot romanından kısaltılarak alınmıştır.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113694345502997268?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113694345502997268/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113694345502997268' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113694345502997268'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113694345502997268'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/01/don-kiot-istanbulda-1.html' title='Don Kişot İstanbul&apos;da! (1)'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113650004603414576</id><published>2006-01-06T00:05:00.002+02:00</published><updated>2006-01-06T00:27:26.036+02:00</updated><title type='text'>Karamba karambita!</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/pardus" rel="tag"&gt;pardus&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/masa%C3%BCst%C3%BC" rel="tag"&gt;masaüstü&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/masa%3F%3Fst%3F%3Fm.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/masa%3F%3Fst%3F%3Fm.0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Etrafımdaki o kadar çok insan "hayatı boyunca hiç Linux görmediğini" söylüyor ki! Resmini şuraya koyayım da, &lt;a href="ftp://ftp.uludag.org.tr/pub/pardus/kurulan/1.0"&gt;neler&lt;/a&gt; kaçırdığınızı anlayın... :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113650004603414576?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113650004603414576/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113650004603414576' title='13 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113650004603414576'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113650004603414576'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2006/01/karamba-karambita.html' title='Karamba karambita!'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>13</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113576365560718216</id><published>2005-12-30T11:27:00.000+02:00</published><updated>2005-12-30T22:12:10.343+02:00</updated><title type='text'>Süleyman</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/k%C3%BClt%C3%BCr" rel="tag"&gt;kültür&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/etimoloji" rel="tag"&gt;etimoloji&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Suleyman??n"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 12); margin: 2px;" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Suleyman%3F%3Fn%20h%3F%3Fkm%3F%3F.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Süleyman. Kökenini M.Ö. 8. ve 9. yüzyıl İbranice'sinden alan bu kelimenin kökeni "Şelomoh"dan geliyor. "Barış" anlamına gelen bu kelimenin izlerini Ortadoğu coğrafyasında kullanılan pek çok dilde görebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsraillilerin kullandığı "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Şalom&lt;/span&gt;" yani barış sözcüğü, kanlı bıçaklı oldukları Arap komşularının dilinde "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Selamün Aleyküm&lt;/span&gt;"lü terennümlere dönüşür. "Selamün Aleyküm" derken temenna çekmek makbuldür, sağ elinizin parmaklarının ucuyla önce göğüse ardından da dudaklara ve alna dokursunuz. Anlamı, "Kalbimde yeriniz var, isminiz ağzımda ve hep aklımdasınız"dır. Birazdan sizi şaşırtacak başka bir etimolojik açıklamaya giriş olsun diye yazalım. &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Temenna&lt;/span&gt; kelimesi "temenni" ve "amenna" kelimelerinin üleşmesiyle oluşmuştur. Anadolu'da yolcu uğurlayanların ağzından da aynı kelime dökülür: "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Selametle!&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süleyman'ın kökenini "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Şelomoh&lt;/span&gt;"tan aldığını söylemiştik. Peki, ya Şelomoh kökenini nereden alıyor? Şimdi sıkı durun: Antik Mısır dilinde "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Şe-el&lt;/span&gt;" (huzur) "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Amon&lt;/span&gt;" (Antik Mısır'ın rüzgâr ve güneş tanrısı) kelimelerinin bileşiminden oluşmuştur bu isim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir peygamberin adını bir Mısır tanrısından alması size inandırıcı gelmedi mi? O da bir şey mi? Dualardan sonra söylenen "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Amen&lt;/span&gt;/&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Amin&lt;/span&gt;" kelimelerinin nereden geldiğini sanıyorsunuz? Aynı Mısır tanrısının adından! Peki, ya üçüncü halife "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Osman&lt;/span&gt;"ın adının etimolojik kökeni?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, sanırım bugünlük bu kadarı yeter. Daha fazlasını anlatırdım ama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Süleyman'ların en ünlüsü hiç kuşkusuz &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Hazreti Süleyman&lt;/span&gt;'dır. Eski Ahit'e göre İsrail'in büyük krallarından biri olan Hz. Süleyman, Hz. Davut'un oğludur ve doğaüstü güçlerle donatılmıştır. Ateşe, rüzgâra, kuşlara ve cinlere hükmetmektir onun mucizesi. Kuran'ı Kerim'de Hz. Süleyman'a verilen güçler şöyle anlatılır:&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;blockquote&gt;Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: "Ey insanlar, bize kuşların konuşma-dili öğretildi ve bize herşeyden (bol bir nimet) verildi. Gerçekten bu, apaçık bir üstünlüktür". Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı ve bunlar bölükler halinde dağıtıldı. (Neml 16-17)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;Efsaneler ve kutsal kitaplar, Hz. Süleyman'a bugüne dek kimseye bahşedilmeyen bir krallık verildiğinden bahseder. Nil Nehri'nden Fırat'a kadar olan topraklarda 40 yıl boyunca hüküm süren bu kral/peygamberin, temelleri şimdi Kudüs'te Mescid-ül Aksa'nın altında kalan Kudüs Tapınağı'nı inşa ettiği iddia edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazreti Süleyman'dan daha büyük bir krallığa sahip olan bir Süleyman daha vardır elbet. Osmanlı padişahı &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Kanuni Sultan Süleyman&lt;/span&gt; 1566 yılında öldüğünde, ardında Viyana kapılarından Azerbaycan'a, Yemen'den Fas'a kadar uzanan devasa bir imparatorluk bırakmıştı. "Sultan Süleyman'a bile kalmadı dünya" sözü, onunla anlamlanmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İster asıl adı Amon olsun ister Şelomoh, "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Süleyman&lt;/span&gt;" tüm dinlerde, tüm zamanlarda gücün, barışın ve ölümsüzlüğün semboldür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'un terkedilmiş bir mezar taşından seslenir bize ölümsüzlük:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;"Bir zamanlar ben de Süleyman idim,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Ateşe rüzgâra hükümdar idim,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Sanma ki Hazreti Süleyman idim,&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Galata'da Ateşci Süleyman idim!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;Bir Süleyman daha var elbet. "Üs yok tesis var" diyen; darbelerde tankın üzerine çıkmaya cesaret edemeyen; Cavit Çağlar, Kamuran Çörtük, Yahya ve Murat Demirel'li aile fotoğrafı bize ilelebet gülümseyen, "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Gayri Kanuni Süleyman&lt;/span&gt;" var ama... Neyse, o da başka bir yazının konusu olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Resim: &lt;/span&gt;Süleyman'ın Hükmü / Nürnberg yazmaları (1470'ler)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113576365560718216?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113576365560718216/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113576365560718216' title='10 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113576365560718216'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113576365560718216'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/12/sleyman.html' title='Süleyman'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>10</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113564405531365448</id><published>2005-12-27T02:32:00.000+02:00</published><updated>2005-12-27T02:42:57.163+02:00</updated><title type='text'>En güzel huzursuzluk</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/linux" rel="tag"&gt;linux&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/pardus" rel="tag"&gt;pardus&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/pardus.1.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/pardus.2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Acaba sabah uyandığımda tamamı inmiş olur mu? Erken uyansam acaba daha mı erken iner? Hangi paketleri kurmalıyım? Son dakika hataları ile karşılaşmayız, değil mi? Hepimiz "Yatcaz-kalkcaz Pardus'u &lt;a href="ftp://ftp.uludag.org.tr/pub/pardus/kurulan/1.0"&gt;kuracaaz&lt;/a&gt;" değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En güzel huzursuzluk, bu olsa gerek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emeği geçen herkese binlerce teşekkür...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113564405531365448?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113564405531365448/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113564405531365448' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113564405531365448'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113564405531365448'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/12/en-gzel-huzursuzluk.html' title='En güzel huzursuzluk'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113526296499770250</id><published>2005-12-22T15:37:00.000+02:00</published><updated>2005-12-22T17:41:23.463+02:00</updated><title type='text'>Meksika'dan bir mektup var!</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/zapatista" rel="tag"&gt;zapatista&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/subcomandante" rel="tag"&gt;subcomandante&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/blogger" rel="tag"&gt;blogger&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/sexta-intergalactica.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 0, 102); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/sexta-intergalactica.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tam 11 gün önce, bana çok uzaktan, Meksika Chiapas'tan bir mektup geldi :). Özetle söylemek gerekirse, Zapatista hareketi (EZLN) isim değiştiriyor ve tüm dünyadan Zapatistalar hakkında yazı yazmış "çeşitli bloggerları", yeni bir mücadelenin parçası olmaya davet ediyorlar. Bu kampanyanın henüz kesinleşmemiş adı "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Zapatistas InterGalactica&lt;/span&gt;". Subcomandante Marcos yine bol bol internetten, futboldan, edebiyattan, Meksikalı yerli halklardan, felsefeden ve "rüyaların hızı"ndan&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;*&lt;/span&gt; bahsedecek :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve böylelikle de Marcos aynı anda dünyanın tüm dillerinde yazan "ilk bloggerı" olacak. Bu, bana da yapılan ve beni açıkçası çok onurlandıran bir teklifti... Diğer Moleschino üyeleri ile mail grubumuzda tartıştıktan sonra; bunu Burkina üzerinden değil ama, &lt;a href="http://www.moleschino.org/"&gt;Moleschino&lt;/a&gt; aracılığı ile hayata geçirmeye karar verdik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, doğru duydunuz! Bir süre sonra "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Su&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;bcomandante&lt;/span&gt;" üyemiz olacak :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece bu kadar mı? Değil elbette :). Aramıza bir de "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;büyük bir yazar&lt;/span&gt;" katılıyor. RSS üzerinden, kendisinin bir öyküsünün her gün bir bölümünü yayınlayacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yılbaşından sonra Moleschino epey bir hareketlenecek anlayacağınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;* Not:&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; Ah, Evet! Ağzımdan kaçırdım :). "&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Rüyaların Hızı&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;" Subcomandante Marcos'un eğer yanılmıyorsam Türkçe'ye hiç çevrilmemiş bir yazısının adı. İspanyolca aslından çevirisine başlandı, yakın bir gelecekte &lt;a href="http://www.moleschino.org/"&gt;Moleschino&lt;/a&gt;'da yerini alacak. Ama önce birkaç ısınma yazısı...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113526296499770250?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113526296499770250/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113526296499770250' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113526296499770250'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113526296499770250'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/12/meksikadan-bir-mektup-var.html' title='Meksika&apos;dan bir mektup var!'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113485323704129226</id><published>2005-12-17T22:16:00.000+02:00</published><updated>2005-12-17T23:00:37.980+02:00</updated><title type='text'>Pardus bizi diskoya götür!</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/linux" rel="tag"&gt;linux&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/pardus" rel="tag"&gt;pardus&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/OpenSUSE_10.0.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/OpenSUSE_10.0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bilgisayarıma Suse Linux 10.0'ı kuralı 24 saat olmadan silip, üzerine Pardus'un "sıfır nolu" aday sürümünü kuracağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yanda  arkasına Novell'i alan ve "su içinde" değeri &lt;a href="http://news.zdnet.com/2100-3513_22-5101680.html"&gt;210 milyon doları&lt;/a&gt; bulan Suse; diğer yandaysa yarın akşam birisini evine yemeğe gideceğim, salı sabahı da belki de bir diğeriyle beraber kahvaltı yapacağım adamların iki yıl boyunca çalışıp hazırladıkları Pardus...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Taraflardan biri 10'uncu dağıtımını çıkarıyor ve sadece yazılımları YaST ile paketlemek için -yanılmıyorsam- 42 kişiyi görevlendirmiş durumda :)...  Diğeriyse ilk sürümünü daha çıkarmamış ve tüm çekirdek kadrosu 10-12 kişiden ibaret olmasına rağmen, KDE 3.5'un kararlı yerelleştirmesini tamamlayan "dünyanın üçüncü dağıtımı" Pardus.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat çok garip...&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not:&lt;/span&gt; Blogger'da edit edilen eski yazılar neden Gezegen'de yukarı çıkıyor? Valla istemeden oluyor, yazılarımı editlemeye utanır hale geldim. Bunun bir çaresi yok mudur?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113485323704129226?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113485323704129226/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113485323704129226' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113485323704129226'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113485323704129226'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/12/pardus-bizi-diskoya-gtr.html' title='Pardus bizi diskoya götür!'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113465750665172170</id><published>2005-12-16T21:13:00.000+02:00</published><updated>2005-12-16T22:17:34.030+02:00</updated><title type='text'>Firefox neden 3.0'ı geliştirmeye başladı?</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/mozilla" rel="tag"&gt;mozilla&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22internet%2Bexplorer%22" rel="tag"&gt;internet explorer&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/macosx" rel="tag"&gt;mac os x&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/firefox%20ie.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/firefox%20ie.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Mozilla Firefox&lt;/span&gt; cephesinden iyi haberler gelmeye devam ediyor. İlk iyi haber, bir süre önce Internet Explorer'ın 7'nci sürümünde kullanılacak RSS ikonu için, bir oylama &lt;a href="http://blogs.msdn.com/rssteam/archive/2005/10/08/478505.aspx"&gt;başlatan&lt;/a&gt; Microsoft yazılımcılarının gelen tepkiler üzerine Firefox'da yer alan simgeyi devam ettireceklerini &lt;a href="http://http//blogs.msdn.com/rssteam/archive/2005/12/14/503778.aspx"&gt;açıklamaları&lt;/a&gt; oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki çok küçük bir ayrıntı, ama bu bile Firefox'un artık bazı standartları nasıl belirlediğine ilişkin önemli bir gösterge. Bu olayı bir başka yüzünden okumak gerekirse, Firefox'un etrafında toplanan "kullanıcı grubu"nun artık Microsoft üzerinde bile bir baskı oluşturacak güce eriştiğini görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Firefox 1.5'in duyurulmasından sonraki ilk 24 saat içinde gerçekleşen 2.ooo.ooo adeti aşan  indirme (download) sayısıysa, 1.0 sürümünü geride bırakan bir rekora imza attı. Nitekim bağımsız ölçüm şirketi Onestat'a göre, ekim ayının son haftasından itibaren hızlı bir yükselişe geçen Firefox'un pazar payı, ilk defa çift haneli rakamlara ulaşarak &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;yüzde 11,5&lt;/span&gt;'e erişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/firefox%202.0-3.0%20roadmap.png"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/firefox%202.0-3.0%20roadmap.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Mozilla geliştiricilerinin 2.0 ve 3.0 için hazırladıkları yol haritasının bu ilk taslağında, 2.0 ve 3.0 için iki farklı gelişim yolunun izlenmesi dikkat çekici. Firefox 1.5'ta da kullanılan Gecko 1.8 motorunu kullanacak olan &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Firefox 2.0&lt;/span&gt;, bazı önemli yenilikleri getirecek olmasına karşın, asıl büyük değişiklikler bir sonraki sürüme saklanacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Firefox 3.0&lt;/span&gt;'ın hazırlanmasına 1.5'tan itibaren başlandığını söylemek mümkün. Şaşırtıcı ama  böyle, çünkü Gecko motorunun mimarisinde yapılacak yani "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Trunk&lt;/span&gt;" içine atılacak tüm büyük değişiklikler, 1.8.x "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Branch&lt;/span&gt;"i üzerinden geliştirilmesine karar verilen Firefox 2.0'da yer al(a)mayacak! Bu kararın epey tepki alacağını tahmin etmek zor değil. Mozilla ekibi, böylelikle 2.0'ın "en az" 1.5 kadar kararlı bir sürüm olmasını hedefliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mozilla yazılımcılarının bu kararı almasında bir neden daha var elbet: 2006'nın 23 Temmuz'unda çıkması beklenen Vista ve &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Internet Explorer 7.0&lt;/span&gt;'ı daha güçlü bir ürünle karşılamak. Nitekim, Firefox 2.0 için öngörülen çıkış tarihi 27 Temmuz 2006.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, Firefox 2.0'da ne tür yeniliklerle karşılaşacağız? Mozilla Wiki'de yer alan ve üzerinde tartışılan "taslak metinler" ışığında, şu özelliklerle tanışabiliriz:&lt;br /&gt;&lt;ul style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;RSS Reader/Viewer (Firefox'un en önemli eksiklerinden biri),&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Dosyaların indirilme oranlarının grafiksel olarak durum çubuğunda gösterilmesi,&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Adres çubuğunda yeni güvenlik seviyeleri, anti-phishing detektörü (Opera, Firefox, Konqueror ve IE 7.0'da &lt;a href="http://blogs.msdn.com/ie/archive/2005/11/21/495507.aspx"&gt;uygulanacak&lt;/a&gt;),&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Geçmiş içinde arama yapabilme, oturum bazında "geçmiş" bilgilerini takip edebilme,&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Yer imlerinde (bookmark) sekmelere dayanan yeni bir yönetim arayüzü, &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;Tüm yer imlerini "canlı yer imi" (live bookmark) haline getirebilme (Bence bu çok ilginç. Yer iminiz size kendi sitesinde birşeylerin yenilendiğini söyleyecek),&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;Adres çubuğunun yanındaki arama motorlarına yükleme/silme/güncellenme yeteneği kazandırılması.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;Arayüzde bazı kozmetik düzenlemelerin de yer almasını bekleyebileceğimiz 2.0 sürümünden sadece yedi ay sonra, yani 2007'nin şubatında "asıl bomba" &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Firefox 3.0&lt;/span&gt; gelecek. Üçüncü sürümde çok daha ciddi değişiklikler var:&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Gecko 1.9 motoru&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Javascript 2.0 desteği&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Yeni bir öntanımlı Firefox teması&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kapatılan sekme ve pencereleri geri getirebilme&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Oturum kaydetme (Opera'daki "session saving" özelliği)&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;XUL için Phyton dil desteği&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Yazım denetimi&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sayfayı ekrana otomatik sığdırma (Opera'da var olan bir diğer özellik)&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;SVG 1.1 elemanlarının &lt;a href="http://www.mozilla.org/projects/svg/status.html"&gt;tamamına&lt;/a&gt; destek.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;Bana öyle geliyor ki, Temmuz-Ağustos aylarında epey hareketli günler yaşayacağız. Aynı tarihlerde Apple, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Mac OS X 10.5&lt;/span&gt; "Leopard"ı çıkarırsa hiç şaşmam... Steve Jobs yine yapacağını yapıp, ilk "sonsuz çözünürlüklü" grafik arayüze sahip işletim &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Mac_OS_X_v10.5"&gt;sistemini&lt;/a&gt; çıkarabilir. Bir yanda Microsoft ve korkunç PR gücü; karşısında en büyük "şovmen" Steve Jobs ve Intel işlemcileri destekleyecek olan Leopard; öte yandaysa gürültü çıkarmakta onlardan pek de aşağı kalmayan Mozilla ekibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bakalım kim kazanacak?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113465750665172170?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113465750665172170/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113465750665172170' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113465750665172170'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113465750665172170'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/12/firefox-neden-30-gelitirmeye-balad.html' title='Firefox neden 3.0&apos;ı geliştirmeye başladı?'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113460742286206838</id><published>2005-12-15T01:28:00.000+02:00</published><updated>2005-12-19T23:39:59.926+02:00</updated><title type='text'>Gülay Göktürk'ün sınırları var mı?</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/politika" rel="tag"&gt;politika&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/atat%C3%BCrk" rel="tag"&gt;atatürk&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/gazi.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 12); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/gazi.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"Atatürk Fenerbahçeli miydi yoksa Galatasaraylı mı?" tartışmasının gazı yetmemiş olacak ki, Türk neo-liberalizminin mümtaz temsilcilerinden Gülay Göktürk, &lt;a href="http://www.bugun.com.tr/2005/12/13/yaz1498-70002-130.html"&gt;köşesinden&lt;/a&gt; "şu minvalde" bir salvo atış yaptı:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;blockquote&gt;"&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Atatürk yaşasaydı, 1950'lerde Adnan Menderes tarafından alaşağı edilirdi. 27 Mayıs ihtilalcileri ile muhtemelen işbirliği yapacak ve belki de 70'lerde Bülent Ecevit'in ortanın solu hareketi karşısında yenilip köşesine çekilecekti!&lt;/span&gt;"&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Gülay Göktürk kimdir?&lt;/span&gt;" diye soracaklara hatırlatalım, kendileri 70 öncesi &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;FKF&lt;/span&gt; (Fikir Kulüpleri Federasyonu) kadrosu içinde bulunan, sonra bu gruptan ayrılarak Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan ile &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Dev-Genç&lt;/span&gt;'in çekirdek kadrosu içinde yer alan, 12 Mart sonrasındaysa Doğu Perinçek, Gün Zileli, Cengiz Çandar ile birlikte "maocu" &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;TİİKP&lt;/span&gt;'yi (Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi) kuran "profesyonel devrimci" bir ablamızdır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Eylül'ün işkence tezgâhlarından da geçen Göktürk, 1989'da Berlin Duvarı'nın yıkılması ile Türk sosyalist solunda yaşanan çöküntü sonrasında, çareyi "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;solculuğun kızgın kumlarından neo-liberalizmin serin sularına&lt;/span&gt;" atlamakta bulan ekip içinde yer aldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni Yüzyıl'da çalıştığı dönemde köşe yazılarını The Observer'un yazarlarından Erica Jong'dan arakladığı anlaşılınca, "&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Siz hiç mi komşunuzun bahçesinden erik çalmadınız?&lt;/span&gt;" diyerek kendini savunan bir düşünürümüzdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülay Göktürk'ün "&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım? Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım!&lt;/span&gt;" dediği yazısıysa hiç kuşkusuz, pedofiliyi (sübyancılık) savunan makalesiydi... Sübyancıların sübyanlara zarar vermedikleri sürece, "cinsel tercihlerini" özgürce yaşayabilmesini savunan Gülay Göktürk, animasyon filmler ile yapılacak "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;çocuk pornosu&lt;/span&gt;"nun kimseye rahatsızlık vermemesi gerektiğini savunmuştu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilerde "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;profesyonel devrimcilik&lt;/span&gt;" kariyerine Nazlı Ilıcak, Aykut Işıklar ve Cengiz Çandar'lı "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Bugün&lt;/span&gt;" gazetesinde (eski Tercüman) devam eden Gülay Göktürk'ün Türk düşün hayatına yaptığı katkılar saymakla bitmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yalan söyleyeyim, benim için Gülay Göktürk, kendi düşünürlerini "yaratamamış" Türk neo-liberalizminin "omurgasızlığının" bir sembolüdür...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;br /&gt;Atatürk&lt;/span&gt;'ü mü tartışmak istiyorsunuz? Bu adama "çok şey" borçluyuz ama madem istiyorsunuz, tartışalım! Ama adam gibi, saçmalamadan ve "teyzemin testisleri olsaydı tıpkı amcam gibi olurdu" türünden faraziyeler üreterek değil!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Atatürk'ü putlaştırmayalım" mı demek istiyorsunuz? Evet, bence de putlaştırmayalım, bu ülkede Atatürk'e en büyük kötülüğü "Ben Atatürkçüyüm" diyenler yaptı! Sanırım "en azından" burada birleşiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktrin tartışalım, tarih tartışalım, siyaset tartışalım! Ama bunu lütfen "namusluca" yapalım. Bunu yapmadığınız sürece, bir zamanlar "&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Atatürk yaşasaydı, Refah Partisi'ne oy verirdi!&lt;/span&gt;" diyen Erbakan kadar komik olursunuz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklıma bir fıkra geldi, anlatmadan olmayacak:&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;blockquote&gt;Tanrı dünyayı yaratırken, halklara da şekil vermeye karar vermiş. Cebrail'i çağırmış yanına:&lt;br /&gt;-Gel bakalım, şimdi seninle halklara bazı özel yetenekler vereceğiz! Herkese eşit davranmak için her ülkeye sadece iki özellik vereceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrı biraz düşünmüş:&lt;br /&gt;-Önce Fransızlarla başlayalım işe. Onlar hem romantik olsun hem de iyi yemek yapmayı bilsinler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cebrail önündeki kağıda bunu not almış.&lt;br /&gt;- İngilizlere kurnazlığı ve çalışkanlığı verelim!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cebrail önündeki kağıda bunu da not almış.&lt;br /&gt;- İtalyanlar hem neşeli olsunlar hem de sanatçı ruhuna sahip olsunlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cebrail önündeki listeye bakmış, "Efendim" demiş, Türkleri unuttunuz..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrı uzun uzun düşünmüş...&lt;br /&gt;- Türkler dürüst, zeki ve sağcı olsunlar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cebrail şaşırmış: "Efendim, Türklere üç özellik birden verdiniz..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrı omzunu silkmiş:&lt;br /&gt;- Amaaan, içlerinden işlerine gelen iki tanesini seçsinler işte!&lt;/blockquote&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Türk sağının en büyük sorunu budur. Türklerden "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;hem zeki hem dürüst hem de sağcı&lt;/span&gt;" çıkmıyor; sağcı olanlarsa ya "zeki" ya da "dürüst" değiller...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gülay Göktürk hangi sınıfa giriyor sizce?&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113460742286206838?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113460742286206838/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113460742286206838' title='26 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113460742286206838'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113460742286206838'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/12/glay-gktrkn-snrlar-var-m.html' title='Gülay Göktürk&apos;ün sınırları var mı?'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>26</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113425231544513091</id><published>2005-12-13T17:04:00.000+02:00</published><updated>2005-12-13T20:21:34.026+02:00</updated><title type='text'>Ürün stratejisi yenir mi?</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/linux" rel="tag"&gt;linux&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/strateji" rel="tag"&gt;strateji&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/minicom.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/minicom.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;E-kolay.net'in geçtiğimiz hafta duyurusunu yaptığı &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Minicom&lt;/span&gt;, maddi gücü bilgisayar satın almaya yetmeyen geniş kitleleri hedefleyen bir ürün. AMD Geode işlemcili bir anakarta entegre DDR bellek, ses aygıtları, dört adet USB çıkışı, monitör ve klavye çıkışı ile küçük bir sistemi içeren bir internet aygıtı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Minicom'u 24 ay boyunca &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;16,99 YTL +KDV&lt;/span&gt;'lik ödemelerle alabileceğiniz gibi, dilerseniz yukardaki resimde görülen 15 inçlik LCD monitörle birlikte 24 ay boyunca &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;29,99 YTL +KDV&lt;/span&gt; ödeyerek de sahip olabilirsiniz. Bu ödemeler süresince e-kolay.net'den ücretsiz internet erişimi sağlandığını da bir kenara not edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bir soluk alalım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelir düzeyinin düşük olduğu pazarlara yönelik bu tür "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;kompakt&lt;/span&gt;" ürünlerin çıkması, "doğru ve yerinde" bir ürün stratejisidir. Burada belirleyici iki faktör vardır: Pazara sunulan ürünün "pahalı rakiplerini" ikâme edip edemeyeceği yani rakip bilgisayarların "işlevlerini taşıyıp taşımadığı" ve ürünün tüketiciye olan maliyeti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu iki temel faktör ışığında, Minicom'u inceleyelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Minicom'un &lt;a href="http://www.cominicom.com/"&gt;web sitesinde&lt;/a&gt;, bu sistem ile "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;internete bağlanıp, oyun oynayabileceğiniz, film ve video oynayabileceğiniz&lt;/span&gt;" anlatılıyor. Minicom'un sitesinde yazılanları okuyunca insanın aklına ünlü Bektaşi fıkrası gelmiyor değil:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Bektaşi'nin biri hocaya gitmiş: &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;- Hoca bak, Kuran'da açık açık yazıyor: "Namaz kılmayın!"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Hoca köpürmüş:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;- Nerede yazıyor, göster bakayım!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Bektaşi almış eline Kuran'ı, Nisa suresinin olduğu sayfayı açmış ve göstermiş hocaya ayeti!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Hoca şaşırmış elbet... Biraz dikkatli bakmış ayete:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;- İyi de bunun başında "sarhoşken" var! Burada "Sarhoşken namaz kılmayın" diyor!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Bektaşi arkasına yaslanmış:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;- Valla ben o kadarını bilmem!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;E-kolay.net'in davranışı da bundan farklı değil. Bir kere bu bilgisayarın işletim sistemi Windows CE 4.2! Bırakın Civilization ya da Solitaire gibi bir oyunu, masaüstü sistemler için tasarlanmış hiçbir yazılımı -CE için compile etmediğiniz sürece- bu sistemde çalıştıramazsınız! Varsayalım ki compile ettiniz, peki neyle yükleyeceksiniz? Dikkat edin, sistemde ne bir CD ne de bir DVD okuyucu var!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CD ve DVD sürücünün olmadığı bir sistemde, dolayısıyla işin "film ve video oynatma" ayağı da biraz havada kalıyor :)... Hadi bir şekilde sisteme bir CD okuyucu bağladığınızı farzedelim, aslında avuçiçi bilgisayarlar için tasarlanan bu işletim sisteminin hangi "video encoding"lerini destekleyeceği de belli değil!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternette sörf yapma kısmına gelince. İşin en komik kısmı da burada, çünkü Minicom hakkında bilgi verilirken, 24 ay boyunca ücretsiz sağlanacak internet bağlantısının "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;dial-up&lt;/span&gt;" olduğu ilanlarda "özellikle" söylenmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Monitörsüz, CD sürücüsüz, Windows CE işletim sistemli ve internet bağlantısının "saniyesi parayla" olan bir sistem? Herhalde "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;sudan ucuz&lt;/span&gt;" olsa gerek! Gerçekten de öyle mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayda 16.99 YTL'lik 24 taksitte satın alacağınız bu sistem, KDV dahil toplamda &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;517 YTL&lt;/span&gt;'ye geliyor. Yanına bir de 15 inçlik LCD monitör eklemeyi isterseniz, maliyet bir anda &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;914 YTL&lt;/span&gt;'ye yükseliyor! Bir başka deyişle; DVD yazıcılı, 3 GHz işlemcili, 17 inç monitörlü, hatta Nvidia 3D ekran kartlı bir bilgisayar fiyatına :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah, e-kolay.net'e ve bu firmanın pazarlama stratejisi sorumlusu Marjinal'e "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;akıl fikir&lt;/span&gt;" versin, gayrı ne diyelim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii, Allah'a yönelmeden önce bu muhteşem ikiliye başka bir şeyi daha öğretmeliyiz: &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Linux'u&lt;/span&gt;!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşımızdaki sorun, "sadece ve sadece", doğru donanımsal tercihler üzerine yanlış yazılım platformunun konmasından ibarettir. Minicom'un asıl beyni olan &lt;a href="http://www.amd.com/us-en/ConnectivitySolutions/ProductInformation/0,,50_2330_9863_9864%5E10846,00.html"&gt;AMD Geode GX DB 533&lt;/a&gt; anakartı, teknik özellik listesinden de görüleceği üzere, 2.4 kernele sahip tüm Linux dağıtımlarını destekliyor. Bir Linux dağıtımı ile Windows CE platformunun yetersizliklerinden  kurtulmakla kalmaz, her türlü donanım üzerinde çalışabilen, çok daha ucuz sistemlere sahip olabilirlerdi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek mi? Sempron 2600+ işlemcili, CD sürücülü, 100 Mbit ethernet kartlı ve Xandros 3.0 yüklü bu "&lt;a href="http://www.microtelpc.com/Default.aspx?tabid=281"&gt;masaüstü bilgisayarı&lt;/a&gt;" sadece &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;299 dolar&lt;/span&gt;! Yok, bu da pahalı diyorsanız size &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;100 dolarlık&lt;/span&gt;&lt;a href="http://laptop.media.mit.edu/"&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://laptop.media.mit.edu/"&gt;olanlardan&lt;/a&gt; verelim...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113425231544513091?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113425231544513091/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113425231544513091' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113425231544513091'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113425231544513091'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/12/rn-stratejisi-yenir-mi.html' title='Ürün stratejisi yenir mi?'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-112379740795588133</id><published>2005-12-12T17:56:00.000+02:00</published><updated>2005-12-12T23:41:27.253+02:00</updated><title type='text'>İstanbul'un Venediklileri</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/istanbul" rel="tag"&gt;istanbul&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/hayat" rel="tag"&gt;hayat&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/img/200/5111/1024/uzak.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 0, 102); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/img/200/5111/320/uzak.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hadi, bugün size kendimden bir şey anlatayım. Burası, "Uzak" filminin afişindeki bu esrarengiz yer, benim doğduğum, büyüdüğüm ve aklımı bıraktığım yerdir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaşırdınız mı? Siz de mi burasının "hayali" bir yer olduğunu sanıyordunuz? Hayır, burası İstanbul içindeki başka bir İstanbul'dur. Burada, "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İstanbul'un Venediklileri&lt;/span&gt;" yaşar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sakinleri belki fakir ya da orta hallidir; çoğunun bir arabası bile yoktur ama varını yoğunu küçük balıkçı sandallarına, evlerinin bahçesinde yaptıkları yelkenli teknelere harcayan insanlardır hepsi. Tek ya da iki katlı bahçeli evlerinde oturan bu insanların tek bir basketbol sahaları yoktur ama Türkiye'nin ilk "mahalle yelken kulübü" de burada kurulmuştur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komşuluk ilişkileri bile farklıdır burada. Bembeyaz gür pala bıyıklarıyla &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Balıkçı İhsan Amca&lt;/span&gt; kapınızı çalar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Mümtaaaz Bey! Bak sana barbun getirdim, demin tuttum!&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Barbunlar gerçekten de tavada oynamaktadır. Mümtaz Bey barbunların karşılığını, İhsan Amca'nın gömleğinin cebine "kavga dövüş" koyduğu parayla ödeyecektir. İhsan Amca, atölyesinde alamatrasının kaynak işlerini yaptığı bu adamdan para almamak için yeminler billahlar eder:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Bak şu çocuğun için getirdim balıkları! Allasen delirdin mi sen!&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Marangoz Yunus&lt;/span&gt; ise daha az "gürültülü" bir adamdır. Az konuşur, çok içer. Ama tüm sarhoşlar gibi özünde çok iyi bir insandır. &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Berber Nihat&lt;/span&gt; vardır sonra, İhsan Amcası kadar sevmez küçük çocuk onu. Yoksul mahallenin çocuklarının saçlarını "olması gerektiği" gibi kısacık, neredeyse üç numara traş eder her seferinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük çocuğu mahallede  akranlarından ayırdeden en büyük farkı, babasının evinin bahçesinde "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;dünyanın en büyük yelkenlisi&lt;/span&gt;"ni yapmış olmasıdır. Tam "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;8 metre 30 santim&lt;/span&gt;"lik bu fiberglass/ahşap karışımı tekne, gerçekten de mahalleli için "dünyanın en büyük yelkenlisi"dir. Çünkü dünyaları küçüktür, bir de teknenin suya ineceği "bokludere"n&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt;in derinliği daha fazlasına izin vermez :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada size afişte görünen "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;bokludere&lt;/span&gt;"den bahsetmezsem olmaz. "Boklu" dediğime bakmayın siz, küçükken ellerimizle içinden karides yakaladığımız bu dere, bizim gözümüzde doğanın bize kocaman bir armağanıydı... Nasıl olmasın ki? Akranlarımız apartman arasındaki iki karışlık boşluklarda kirli bir topun peşinde koşarken, bu mahallenin çocukları iskeleye bağlı sandalları çözerek en bi harbisinden  "deniz savaşı" yapardı! Hem de ne savaş... En büyük silahınız, suyun üst kısmına hızlıca sürttüğünüz küreğin 10 hatta 20 metreye fırlattığı sulardır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annelerimizden iyi birer dayak yememize -ki benimki iyi döverdi-  mal olan bu deniz savaşlarından sonra, mahallenin en büyük eğlencesi, bizim "8 metre 30 santimlik" dünyanın en büyük yelkenlisinin suya indirilme günüdür. Bütün mahalleli yardım etmek için oradadır.  Teknenin yağlı kızaklar üzerinde kayarak denize ulaşması tam 4,5 saatlik bir iştir... "8 metre 30 santim" sadece tekneyi iten bizlere değil, itenlerin o telaşlı çabasını izlemeye gelen tüm mahalleliye "daha bir uzun" görünür o gün...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Haydi hop! Bi daha! Haydi hop! Bi daha!&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonunda suya iner tekne... Ve bütün mahalleli sevinçle bağırır, avuçlar patlayıncaya kadar alkışlanır tekne. Bu arada âdettendir, tekneye Türk bayrağı ancak tamamı suya indikten sonra çekilir. Ve alelacele bayrağı göndere çekilen "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;dünyanın en büyük yelkenlisi&lt;/span&gt;"nin tüm cakası da o küçük dere içindedir, çünkü derenin dışına çıktığı andan itibaren Marmara Denizi'nin en küçük yelkenlisi olacaktır! Öyle ki, bazı marinalara bordasının alçaklığından ötürü yanaşamayacaktır bile :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Canı burnunda" olan Mümtaz Bey etrafındakilere laf yetiştirir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Tekne sahibi hayatında iki kez mutlu olurmuş. Birincisi, teknesi suya indiğinde. İkincisi ise teknesini satıp kurtulduğunda!&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hikâyedeki "küçük çocuk" benim. Mümtaz Bey ise babam. Gülmeyin ama bu "bokludere"nin bana çok şey kattığını söyleyebilirim. Yüzmeyi, iskeleden teknenin kıç aynasına atlarken düştüğüm bu "bokludere"de öğrendim bir kere... &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Iskota kilidi&lt;/span&gt;, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;usturmaça&lt;/span&gt;, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;ıstralya anahtarı&lt;/span&gt;, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;gurcata&lt;/span&gt;,  &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;kalafat murçu&lt;/span&gt;, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;ıskarmoz&lt;/span&gt;, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;ayı bacağı&lt;/span&gt; gibi deyimlerin hepsini orada öğrendim. Benim gibi kardeşlerim Hüseyin ve Melek de tüm bunları orada öğrendiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neresi mi burası? Küçükçekmece Gölü'nün Marmara Denizi'ne bağlandığı derenin kenarında, gözlerden ve gönüllerden ırak bir yer: &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İçkumsal&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedrettin Dalan'ın Haliç kıyı şeridine beton dökerek Ayvansaray ve Balat civarındaki balıkçı barınaklarını yıkmasından sonra İstanbul'un geriye kalan tek denizci semti olan İçkumsal, şimdilerde büyük bir tehdit altında. Güzel ve denize âşık insanlarıyla İstanbul'un denizci bu "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;son semti&lt;/span&gt;"; balıkçı sandalları, yelkenlileri ve kanallarıyla büyük bir ihtimalle, tarihe karışacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden mi? Hemen anlatayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçükçekmece'nin AKP'li belediye başkanı, "tapulu-imarlı ve ruhsatlı" evleri yıkıp; yerlerine lüks teknelerin yanaşacağı, alışveriş merkezleri ve zenginler için "prestij konutları" (bu deyim ona aittir) inşa etmenin hayallerini kuruyor bugünlerde... Bu semtin adı da, kötü bir şaka gibi ama "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Aquacity&lt;/span&gt;" olacakmış!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, ama nasıl? Tapulu ve ruhsatlı taşınmaz mülklerin istimlakı "sadece ve sadece" &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;yol, baraj, köprü, okul, yeşil alan&lt;/span&gt; gibi kamusal alanlar için yapılabilir değil miydi bu ülkede? Bir belediye, üzerindeki binalarıyla birlikte "Doğal SİT ve Koruma Alanı" ilan edilen bir bölgeye nasıl göz dikebilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasılı "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;çooook ama çooook ilginç&lt;/span&gt;" bir hikâye... Bu hikâyenin ucu Karaköy'deki Galataport'a, Dubai şeyhinin Levent'e dikilmesi planlanan ucube gökdelenine kadar uzanıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaş mı istiyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buyrun size savaş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Not: &lt;/span&gt;Devamı yakında...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-112379740795588133?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/112379740795588133/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=112379740795588133' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112379740795588133'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112379740795588133'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/12/istanbulun-venediklileri.html' title='İstanbul&apos;un Venediklileri'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113391184570633418</id><published>2005-12-10T17:01:00.000+02:00</published><updated>2005-12-10T17:57:13.523+02:00</updated><title type='text'>"Anarchist's Cookbook"</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/blogger" rel="tag"&gt;blogger&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22insan%2Bhaklar%C4%B1%22" rel="tag"&gt;insan hakları&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/sivil%20itaatsizler2.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/sivil%20itaatsizler2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dünya'da interneti sansürlemenin olimpiyat oyunları düzenlenseydi altın madalyayı kim kazanırdı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü&lt;/span&gt;'ne göre bu gerçekten dişli bir mücadele olurdu...  Nasıl olmasın ki? Bir yanda 400.000 siteyi bloke eden ve vatandaşlarına bir form ile bu listeye yenilerini ekleme fırsatını sunan "interaktif" &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Suudi Arabistan&lt;/span&gt; var. Diğer yandaysa, son 10 ay içinde 20 genci kendi bloglarında yazdıklarından dolayı hapse atan &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Çin&lt;/span&gt;!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, Irak'ta askerlik yaptıktan sonra eve dönen askerlerinin "orada yaşadıklarını" anlatmasına izin vermeyen &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;ABD&lt;/span&gt;'nin bu yarışta olmasına ne dersiniz? Bir de "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt;devrim" yapan ama internet devrimini kaçıran,  komünist partisinin hâlâ kontrol etmeye çalıştığı &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Küba&lt;/span&gt; var elbet...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü'ne göre en azılı internet düşmanlarının bir diğeri, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Tunus&lt;/span&gt;. 1987'den beri Zeynelabidin Ben Ali'nin yönettiği Tunus'un tek internet şirketi kime ait dersiniz? Zeynelabidin Ben Ali'nin ailesine elbet! İnternet erişimini veren şirket Cumhurbaşkanı'nın "teyzesi ve kayınçosu"na ait olunca, Yahoo!'nun açılması elbet 20 dakika sürer!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, internet üzerindeki sansürleri ve engellemeleri aşmanın yolu yok mu? Var elbet, dünyanın baskı altındaki tüm gazetecilerine birer "blog sayfası" açmalarını tavsiye eden Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, dünyanın tüm yasaklı içeriklerine erişimin yollarını ve insan hakları savunucularının sansürcü devletlere karşı kurduğu sistemleri anlattığı bir e-kitap hazırladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.moleschino.org/"&gt;Moleschino&lt;/a&gt;'da içeriğini daha ayrıntılı bir şekilde &lt;a href="http://www.moleschino.org/2005/12/siber-itaatsizler-iin-el-kitab.html"&gt;anlattığım&lt;/a&gt; bu kitapçık, internetin neden "geleceğin medyası" olduğunu bize ispatlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu 98 sayfalık e-kitabı kesinlikle okumalısınız! Neden bu başlığı attığımı o zaman daha iyi anlayacaksınız :)...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113391184570633418?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113391184570633418/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113391184570633418' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113391184570633418'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113391184570633418'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/12/anarchists-cookbook.html' title='&quot;Anarchist&apos;s Cookbook&quot;'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113372967696367080</id><published>2005-12-04T19:22:00.000+02:00</published><updated>2005-12-05T00:00:21.003+02:00</updated><title type='text'>Blog durumları, "Gezegen" ve ıvır zıvır</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/blogger" rel="tag"&gt;blogger&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/buzdagi%20newfoundland.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/buzdagi%20newfoundland.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sevdiğim blog siteleri var, bunların önemli bir kısmının &lt;a href="http://gezegen.linux.org.tr/"&gt;Gezegen Linux&lt;/a&gt; üzerinde toplandığını söyleyebilirim. &lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Emeren/blog/"&gt;A. Murat Eren&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Ebaris/blog/"&gt;Barış Metin&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://nightwalkers.blogspot.com/"&gt;Serbülent Ünsal&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://bahadirkandemir.blogspot.com/"&gt;Bahadır Kandemir&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.ileriseviye.org/blog/"&gt;Emre Sevinç&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://pinguar.blogspot.com/"&gt;Pınar Yanardağ&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.sonofnights.com/blog/"&gt;Mehmet Büyüközer&lt;/a&gt; gibi ilginç kişiler var, teorik olarak Linux üzerinde dönse de muhabbet, çok farklı konularda yazı yazan birileri hep oluyor. Gezegen Linux'un bu yönüyle de epey "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;algı açıcı&lt;/span&gt;" bir yönü olduğunu söyleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gezegen Linux'un bazı üyelerini daha yakından tanımak isteyenlere &lt;a href="http://www.moleschino.org/"&gt;Moleschino&lt;/a&gt;'yu salık vereceğim. &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Pardus&lt;/span&gt; beta sürümünü de çıkardığına göre, bu arkadaşları gelecekte Moleschino'da daha sık göreceğiz... :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi içerikli blog sitelerini bir araya getiren bir diğer oluşumsa, geçtiğimiz günlerde sessiz sedasız yayına giren &lt;a href="http://www.blogkardesligi.com/gazete/"&gt;Blog Kardeşliği Gazetesi&lt;/a&gt;. Son derece yaratıcı bir düşünceyle kurulan bu e-gazete'de, çeşitli bloglardan derlenen ve "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;gündem oluşturacak&lt;/span&gt;" türden yazılar bir araya getirilmeye çalışılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Test amaçlı ilk sayısında yer alan bazı yazılar, bence çok iyiydi:&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a href="http://indianblogtrick.blogspot.com/2005/09/iran-grafik-sanat-zerine.html"&gt;İran Grafik Sanatı Üzerine&lt;/a&gt;: Indianblogtrick&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a href="http://www.unbf.ca/altiustu/arsiv/2005/05/tavus_kusundan.php"&gt;Tavus Kuşundan Değil, Tarihten Öğrenin&lt;/a&gt;: Altı Üstü Tasarım&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a href="http://acemiblogcu.blogspot.com/2005/11/masast-blog-ynetim-programlar.html"&gt;Masaüstü Blog Yönetim Programları&lt;/a&gt;: Acemi Blogcu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;Blogların artık bir &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;gazetesi&lt;/span&gt; var, içeriğinin ikinci sayıda daha da zenginleştirmesini dilediğim bu &lt;a href="http://www.blogkardesligi.com/gazete/"&gt;e-gazete&lt;/a&gt;'nin bugüne dek Türkiye'de bloglara dair yapılmış en anlamlı iş olduğunu düşünüyorum...&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113372967696367080?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113372967696367080/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113372967696367080' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113372967696367080'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113372967696367080'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/12/blog-durumlar-gezegen-ve-vr-zvr.html' title='Blog durumları, &quot;Gezegen&quot; ve ıvır zıvır'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113365757063276835</id><published>2005-12-03T23:52:00.000+02:00</published><updated>2005-12-04T04:20:32.870+02:00</updated><title type='text'>Dünyanın en devrimci balığı</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/iran" rel="tag"&gt;iran&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/edebiyat" rel="tag"&gt;edebiyat&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/behrengi" rel="tag"&gt;behrengi&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/640/kucuk%20kara%20balik.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 12); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/kucuk%20kara%20balik.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Oysa küçük kara balık hasta değildi, onun bambaşka bir derdi vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sabah erkenden, daha gün doğmadan, küçük kara balık annesini uyandırdı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Anneciğim, seninle konuşmalıyım" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annesi, uyku sersemliği içinde:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Acelen ne sevgili yavrum?" diye sordu "Önce sabah gezintimizi yapalım, sonra konuşuruz."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Olmaz anne, artık ben bu gezintilere çıkmak istemiyorum. Buralardan gideceğim."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sabahın bu erken saatinde nereye gideceksin yavrum?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu derenin bittiği yeri merak ediyorum" diye karşılık verdi. "Ah anne, bu soru beni aylardır düşündürüyor. Derenin nerede bittiğini öğrenmem gerek. Bugüne kadar bu soruya bir karşılık bulamadım. Geceleri gözüme uyku girmiyor. Sürekli bunu düşünüyorum. Kararımı verdim anne, gidip derenin nerede bittiğini öğreneceğim. Orada neler var, başka yerlerde neler var, görmek bilmek istiyorum."&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: right; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Küçük Kara Balık, sayfa 10-11)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Samed Behrengi&lt;/span&gt;, benim hayata bakışımı belirlediğini söyleyebileceğim üç adamdan biridir. 1939'da, Azerbaycan'ın fakir bir köyünde, sayısını bilmediği kadar çok kardeşinin bulunduğu bir evde doğdu. Doğduğunda, annesinin yanı başında ne bir doktor ne de bir ebe vardı. İlk ayakkabısına altı yaşında, ilkokula başlayacağı hafta sahip oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlkokulu birincilikle bitirdi. İşçi kökenli bir aileden geliyordu ve dünyanın en eski üçüncü komünist partisine sahip olan İran'da sosyalist eğilimlerle büyüdü. Liseyi bitirdiğinde, Tudeh'e (İran Komünist Partisi) olan sempatisini saklamıyordu. 1957'de yani öğretmenlik okulundan 18 yaşında mezun olur olmaz, İran'ın en fakir köylerinde öğretmenlik yapmak için gönüllü olur. Doğup büyüdüğü Azerbaycan'ın fakir köylerine geri döndüğünde, yine tek bir çift ayakkabısı vardır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18 yaşındaki bu genç, Azerbaycan'ın henüz elektrik girmemiş fakir köylerinde öğretmenlik yapmaya, çocuklara okuma yazmayı öğretmeye başlar. Öğretmenlik yapsın diye gönderildiği bazı köylerde bırakın sırayı, karatahta ve hatta okulun kendisi bile ortada yoktur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi ama karatahtasız nasıl ders verilebilir ki? Samed Behrengi zorluklardan yılmaz. Azeri çocuklarına "dünyanın en güzel masallarını" anlatmaya başlar. Masallarında derenin ötesindeki nehri, nehrin ötesindeki denizi hayal eden kara balık; bir karga ailesiyle dost olan küçük çocuklar; karıncalarla güneşle konuşan bir şeftali ağacının öyküsü vardır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behrengi'nin masallarında kötüler de vardır elbet... Bir varmış bir yokmuşlarda, aslında uzun süre var olmayacak "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;kötü yürekli şah&lt;/span&gt;"lar vardır, hain testere balıkları, kötü büyük adamlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Behrengi'nin masallarındaki "kötü adam"ın kendisine benzediğini düşünen İran şahı &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Muhammed Rıza Pehlevi&lt;/span&gt;, 1968'in sonbaharında ajanlarına bu masal anlatan adamı öldürtür. Aras Nehri'nin kıyısında boğulmuş olarak bulunan Samed Behrengi, sadece ve sadece &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;29&lt;/span&gt; yaşındadır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Samed Behrengi'nin biyografisine bu cinayet, çok can yakıcı bir deyim ile geçer: "...Bir kaşık suda boğuldu."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Samed Behrengi'den geriye, sadece masallar kaldı. &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Küçük Kara Balık&lt;/span&gt;, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Bir Şeftali Bin Şeftali&lt;/span&gt;, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Kargalar&lt;/span&gt;, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Bu Gelen Köroğlu'dur&lt;/span&gt; gibi çok sayıda masal kitabı 70 kadar dile çevrilip, dünyanın dört bir yanında yayınlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ece Ayhan'ın "Meçhul Öğrenci Anıtı" şiiri, Behrengi için yazılmış gibidir:&lt;br /&gt;&lt;blockquote style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında&lt;br /&gt;Bir teneffüs daha yaşasaydı&lt;br /&gt;Tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür&lt;br /&gt;Devlet dersinde öldürülmüştür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:&lt;br /&gt;-Maveraünnehir nereye dökülür?&lt;br /&gt;En arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:&lt;br /&gt;-Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!dir.&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;Arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:&lt;br /&gt;Aldırma 128! İntiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında&lt;br /&gt;Her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır&lt;br /&gt;Bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek.&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/640/samed%20behrengi-01.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 12); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/samed%20behrengi-01.1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Küçüklüklerinde Behrengi okuyan insanları, bir bakışta tanıyabilirsiniz. Garip bir şekilde, hepsi iyi insanlardır... Yalan söylemeyi beceremezler, sessizdirler ve garip bir şekilde toprağı, "doğu"yu severler. Bir kitap bu kadar mı etkiler insanları? Bu kadar mı benzeştirir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoksa, yoksa siz de mi Behrengi ile büyüdünüz? Denize ulaşmaya çalışan Küçük Kara Balık'ı okuduktan sonra, bir yarım ömürdür merak ettim bu sorunun cevabını:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizde de mi hep "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;denizlere çıkar sokaklar&lt;/span&gt;"?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;blockquote style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;..."Onu da yarın akşam anlatırım" dedi Balık Nine "uyku saati geldi, iyi geceler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On iki bin küçük balık iyi geceler dileyerek yatmaya gittiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;On bir bin dokuz yüz doksan dokuz küçük balık iyi geceler diledikten sonra yuvalarına gidip uzandılar, hemen de uykuya daldılar. Balık Nine de uyudu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama küçük bir kırmızı balığın gözüne uyku girmedi. Bütün gece boyunca hep denizleri düşündü, düşündü…&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: right; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Küçük Kara Balık'ın son sayfasından)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113365757063276835?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113365757063276835/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113365757063276835' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113365757063276835'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113365757063276835'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/12/dnyann-en-devrimci-bal_03.html' title='Dünyanın en devrimci balığı'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113328705464558363</id><published>2005-12-01T19:29:00.000+02:00</published><updated>2005-12-02T01:19:11.120+02:00</updated><title type='text'>KDE 3.5: "Daha bir janjanlı"</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/linux" rel="tag"&gt;linux&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/masa%C3%BCst%C3%BC" rel="tag"&gt;masaüstü&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/macosx" rel="tag"&gt;mac os x&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/vista" rel="tag"&gt;vista&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/konqueror.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/konqueror.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Madem kimse yazmamış, ben yazayım. KDE 3.5 nihayet çıktı. Şöyle bir göz attıktan sonra &lt;a href="http://www.gorkemcetin.com/"&gt;Görkem Çetin&lt;/a&gt;'in yorumu, "Daha bir janjanlı olmuş" yönünde oldu. Benim edindiğim izlenimse, -eğer yanılıyorsam düzeltin lütfen- artık belirli bir kararlılığa ulaşan KDE'nin büyük ve devrimsel değişiklikler yapmak yerine yazılımlarının kullanışlılığını artıran düzeltme/müdahalelere yönelmiş olması. Hatta ne yalan söyleyeyim, şöyle bir &lt;a href="http://www.kde.org/announcements/visualguide-3.5.php"&gt;yenilikler listesine&lt;/a&gt; baktığımda, bir an sanki Apple'ın Mac OS X'in dördüncü sürümü olan "Tiger"ın yeniliklerinin anlatıldığı &lt;a href="http://www.apple.com/macosx/newfeatures/"&gt;sayfaya&lt;/a&gt; baktığımı sandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/superkaramba.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/superkaramba.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://http//images.apple.com/macosx/features/dashboard/images/dashboardanim.gif"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://images.apple.com/macosx/features/dashboard/images/dashboardanim.gif" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece işin mantığında değil, teknik tarafında da şaşırtıcı benzerlikler mevcut. Örneğin &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;SuperKaramba&lt;/span&gt; desteği. Masaüstüne web tabanlı küçük programcıkları taşıyan bu yapı, Mac tarafında &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;widget&lt;/span&gt; adıyla çağrılıyor. Web tabanlı bilgilendirme araçları, Mac OS 10.4'ün en önemli silahları &lt;a href="http://www.apple.com/macosx/features/dashboard/"&gt;arasındaydı&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Konqueror&lt;/span&gt;, KDE'nin bu yeni sürümüyle, Acid2 adındaki zorlu CSS uyumluluk testinden geçen ikinci internet tarayıcısı olmuş. Birinci tarayıcının "Tiger" ile gelen &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Safari&lt;/span&gt; olduğunu, yine KDE'nin listesinden öğreniyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Apple'ın iChat AV aracı ile Kopete arasındaki gelişim süreci de benzerlikler taşıyor :)...  iChat AV Jabber istemcileri ile olan çift taraflı iletişimini güçlendirirken; KDE 3.5 ile Kopete'nin MSN ve Yahoo Messenger ile video chat iletişiminin geliştirilmiş olduğunu görüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada Kicker'da da bazı yenilikler var. Artık bir masaüstünden diğerine pencere taşımak mümkün. Henüz Mac'in &lt;a href="http://www.apple.com/macosx/features/expose/"&gt;Exposé&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.apple.com/macosx/features/inkwell/"&gt;Inkwell&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.apple.com/macosx/features/automator/"&gt;Automator&lt;/a&gt; gibi yeteneklerinin yanına yaklaşabilen bir masaüstü yönetim sistemi olmasa da, KDE'nin kullanımının gün geçtikçe kolaylaştığını söyleyebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KDE projesinin geleceğine baktığımda, özellikle de &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;KDE 4.0&lt;/span&gt; için sağda solda yazılanları okuduğumda, Linux'un "masaüstü"nün bugünkünden çok daha oyuncaklı, çok daha etkileşimli olacağını görüyorum. Bu nedenle de Linux masaüstünün gün geçtikçe Mac'e yaklaşması çok doğal...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, kötü bir şey mi peki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bence değil. İnsanların yani "pazar"ın isteği bu yönde... Mac'in janjanı ile Linux'un hızı ve "özgürlüğü" bir araya gelebilirse, bu bence "kitleselleşme" adına büyük bir adım olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece şuna yanacağım: Microsoft, Vista çıktığında, Apple'ın ve Linux'un çoktan hayata geçirmiş olacağı bir sürü yeniliği dünyaya "devrim" diye yutturmaya çalışacak! :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113328705464558363?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113328705464558363/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113328705464558363' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113328705464558363'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113328705464558363'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/12/kde-35-daha-bir-janjanl.html' title='KDE 3.5: &quot;Daha bir janjanlı&quot;'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113322926882570571</id><published>2005-11-29T03:45:00.000+02:00</published><updated>2005-11-29T03:55:39.596+02:00</updated><title type='text'>İhtiyaçtan acilen satılık site! :)</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/blogger" rel="tag"&gt;blogger&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border: 1px solid rgb(204, 204, 204); padding: 0pt 0pt 10px; background-color: white; width: 115px; text-align: center;"&gt;&lt;p style="margin: 0pt;"&gt;&lt;img src="http://static.flickr.com/23/25822676_789bf55448_t.jpg" style="border: 0pt none ;" /&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-size:11;"&gt;My &lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/"&gt;blog&lt;/a&gt; is worth &lt;b&gt;$53,631.30&lt;/b&gt;.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:10;"&gt;&lt;a href="http://www.business-opportunities.biz/projects/how-much-is-your-blog-worth/"&gt;How much is your blog worth?&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.technorati.com/" style="border: 0px none ;"&gt;&lt;img src="http://technorati.com/pix/tech-logo-embed.gif" style="border: 0px none ;" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Kazancım bilek zoru,&lt;br /&gt;Yarabbim sen beni koru...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113322926882570571?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113322926882570571/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113322926882570571' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113322926882570571'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113322926882570571'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/11/ihtiyatan-acilen-satlk-site.html' title='İhtiyaçtan acilen satılık site! :)'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113309568351946822</id><published>2005-11-27T14:45:00.000+02:00</published><updated>2005-11-27T15:12:04.616+02:00</updated><title type='text'>Venezüela ve Hiçbiryer Ülkesi arasında</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/politika" rel="tag"&gt;politika&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/galeano" rel="tag"&gt;galeano&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/640/j.%20borges%20-as%20palavras%20andantes.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/j.%20borges%20-as%20palavras%20andantes.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İlginç bir diktatör bu Hugo Chavez&lt;/span&gt;. Mazoşist ve intihar eğilimli: halkın kendisini iktidardan indirmesine izin veren bir anayasa yarattı ve görevden alınabileceği bir referandum düzenleyerek böyle bir şeyin gerçekleşmesini göze aldı. Venezüella’da olan bu referandum dünya tarihinde ilk kez meydana geliyordu. İktidardan indirilmedi. Ve bu Chavez’in beş yıl içerisinde, sevgili Bush’u tatile gönderecek bir şeffaflıkla kazandığı sekizinci seçim oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi anayasasına bağlı olan Chavez, muhalefet tarafından teşvik edilen referandumu kabul etti ve kendini halkın iradesine tabi kıldı: “&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Siz kendiniz karar verin.&lt;/span&gt;” Şimdiye kadar başkanlar sadece ölüm, hükümet darbesi, ayaklanma veya parlemento kararıyla iktidarlarına son verdiler. Referandum, yenilikçi bir doğrudan demokrasi biçimini gündeme getirdi. Olağanüstü bir hesap verebilirlik ve sorumluluk: Dünyanın hangi ülkesinde kaç tane başkan buna izin vermeye hevesli olabilirdi? Ve kaç tanesi sonrasında başkan olmaya devam edebilirdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük medya şirketleri tarafından yaratılan tiranlığı, korkutucu zalimliği sadece Latin Amerika’da değil dünyanın pek çok yerinde kolayca tökezleyip düşen ve enerjiye ihtiyaç duyan demokrasiye müthiş miktarda vitamin enjekte etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ay önce, Tanrı'nın küçük meleği, büyük medya şirketlerinin hayranlık duyduğu demokrat Carlos Andrés Pérez açıkça bir hükümet darbesi ilan etti. Kibar ve açık bir şekilde “şiddet yolunun” Venezüela’da tek olanaklı yol olduğunu doğruladı ve “Latin Amerika’nın kendine özgü yapısının bir özelliği olmadığı için” referandumu küçümsedi. Latin Amerika’nın kendine özgü yapısı, yani bizim eski mirasımız: Sağır ve dilsiz halklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen yıllara kadar, seçimler varken Venezüelalılar denize girmeye gidiyordu. Oy kullanma bir zorunluluk değildi ve halen de değil. Fakat ülke tam bir ilgisizlikten tam bir coşku durumuna geçti. Seçimlerin şiddeti, şafak vaktine kadar bekleyen insanların oluşturduğu kocaman kuyruklar, saatlerce süren gergin bekleyiş, oylama aygıtının bütün yapılarını bir sel gibi kuşattı. Demokrasi çökeltileri, ölülerin oy kullanmak gibi kötü bir geleneğine sahip olduğu, bazı yaşayanların ise -belki de Parkinson hastalığından dolayı- her seçimde birkaç kez oy kullandığı bu ülkedeki sahtekârlıktan kaçınmak için kullanılan en son model teknolojinin uygulanmasını da zorlaştırdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam bir ifade özgürlüğüne sahip olan televizyon ekranları, radyo dalgaları ve günlük gazetelerin sayfaları “Burada ifade özgürlüğü yok!” diye iddiada bulunuyorlar. Chavez rutin olarak hakaret ve yalanlar yağdıran bu ağızların birini bile kapatmadı. Kamuoyunun fikrini zehirlemek için düzenlenmiş, cezalandırılmayan kimyasal savaş devam ediyor. Venezüela’da kapatılan tek televizyon kanalı -Kanal 8- Chavez’in kurbanı değildi. Nisan 2002’de birkaç günlüğüne başkanlığı ele geçirenlerin, hükümet darbesi sırasında çabucak geçiveren saatlerinde yaptıkları bir şeydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve Chavez hapisten çıktığında ve çok yoğun bir kalabalığın arasında başkanlık koltuğuna yeniden oturduğuna büyük medya şirketleri haberleri vermediler. Özel televizyon tüm günü Tom ve Jerry çizgi filmlerini oynatarak geçirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kral çalkantılı nisan günlerinin çekildiği görüntüleri ödüllendirince, bu ibretlik yayınlar İspanya Kralı’nın kaliteli gazetecilik ödülüne layık görüldü. Bu görüntülerin çekilmesi bir dümendi. Vahşi Chavez yanlılarının masum silahsız hasımlarının yaptığı bir toplantıya ateş açtığını gösteriyordu. Çürütülemez kanıtlarla gösterilen şeylere göre böyle bir toplantı hiç yapılmamıştı. Fakat görünüşe göre bu ayrıntının önemi yoktu, çünkü ödül geri alınmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok kısa bir süre öncesine kadar petrol cenneti &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Suudi Venezüela&lt;/span&gt;’da yapılan nüfus sayımı resmi olarak bir buçuk milyon kişinin okuma-yazma bilmediğini ve medeni haklardan mahrum kayıtsız beş milyon Venezüelalı olduğunu tespit etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar ve başka pek çok görünmez insan, kimsenin ikâmet etmediği &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Hiçbiryer Ülkesi&lt;/span&gt;'ne geri dönmeye istekli değil. Bu kadar yabancı olan ülkelerini fethettiler: Bu referandum bir kez daha burada kalacaklarını kanıtladı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Eduardo Galeano&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;(Uruguaylı gazeteci, yazar ve serseri)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Kaynak: &lt;a href="http://www.zmag.org/Turkey/eg300804.htm"&gt;ZMag Türkiye&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113309568351946822?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113309568351946822/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113309568351946822' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113309568351946822'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113309568351946822'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/11/venezela-ve-hibiryer-lkesi-arasnda.html' title='Venezüela ve Hiçbiryer Ülkesi arasında'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113302198375753419</id><published>2005-11-26T22:46:00.000+02:00</published><updated>2005-11-27T21:52:59.270+02:00</updated><title type='text'>Savaş meydanlarından Pembe Panter'e...</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/motosiklet" rel="tag"&gt;motosiklet&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/k%C3%BClt%C3%BCr" rel="tag"&gt;kültür&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22ikinci%2Bd%C3%BCnya%2Bsava%C5%9F%C4%B1%22" rel="tag"&gt;ikinci dünya savaşı&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Piaggio%20fabrikasi.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Piaggio%20fabrikasi.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:78%;" &gt;1930'larda Piaggio uçak fabrikası&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında tüm hikâye, tam olarak 121 yıl önce, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;1884&lt;/span&gt;'de, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Rinaldo Piaggio&lt;/span&gt;'nun İtalyan demiryolu şirketine "lokomotif kazanı" üretmek için bir atölye kurmasıyla başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Lokomotif kazanı üreten piston yapmayı, piston üreten de uçak yapmayı öğrenir&lt;/span&gt;" mantığı ile bu küçük atölye, 1915'de uçak motoru üretimine geçer. Sadece 10 yıl sonra, Finale Ligure kasabasındaki bu atölye, "seri uçak üretimi"ne geçecekti... &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;(*)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki şaşıracaksınız ama dünyanın ilk helikopterlerinden biri, eskiden "lokomotif kazanı" üreten bu atölyede imal edilmişti! 1930'da &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Corradino D'Ascanio&lt;/span&gt; tarafından üretilen bu helikopter, dünyanın ilk çift rotorlu (birbirinin aksi yöne dönen çift pervaneli sistem) uçan aracıydı. Çift rotor sistemi ve türbülans kanatçıkları (&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Winglet"&gt;winglet&lt;/a&gt;) sistemleri de bu küçük atölyede doğdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/D%27Ascanio.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/D%27Ascanio.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:78%;" &gt;Corradino D'Ascanio'nun kullandığı DAT 3.  Kanatçıklar net bir şekilde görünüyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci Dünya Savaşı'nın patlamasıyla birlikte, Piaggio firması için zor zamanlar başlıyordu... İtalya'nın faşist lideri Benito Mussolini, Hitler'in yanında savaşa girmişti ve ülkeye acilen savaş makineleri lazımdı. İkinci Dünya Savaşı'nın hava muharebeleri tarihine geçmeyi hakeden "tek İtalyan", son derece başarılı bir bombardıman uçağı olan Piaggio P-108'di. Ve bu uçağın şasisine şekil veren presler, ilerde "bir motosiklete" hayat verecekti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piaggio'nun ürettiği dikine havalanan helikopterler, Alman genelkurmayının ilgisini çekmekte gecikmez. Luftwaffe'nin İkinci Dünya Savaşı'nın son günlerine sadece birkaç adet yetiştirebildiği dünyanın ilk muharebe amaçlı helikopterinin &lt;a href="http://www.centennialofflight.gov/essay/Dictionary/Fa_223/DI52.htm"&gt;Focke Ackgelis FA-223&lt;/a&gt;'in tasarımı da, yine Piaggio mühendisleri tarafından yapılmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1944 yılı boyunca Amerikan hava kuvvetleri tarafından bombalanan fabrika, İtalya'nın teslim bayrağını çekmesi üzerine, İngiliz ve Amerikalı mühendisler tarafından didik didik edildi. Amerikalılar inceliklerine henüz vâkıf olmadıkları pek çok teknolojiyi ülkelerine götürdükleri gibi, Piaggio'nun uzun bir süre hava taşıtı üretmesine de izin vermeyeceklerdi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, ne yapmalı? Elde, savaş döneminden kalma yüzlerce torma tezgâhı ve pres makinesi vardı... Piaggio ailesinin ikinci nesil temsilcisi &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Enrico Piaggio&lt;/span&gt; kritik bir karar vermek zorunda kalır. Savaş yorgunu İtalyan halkına araba üretemeyeceğine göre, onun yerine "satın alabilecekleri" bir şeyi yani motosiklet üretmeliydi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/enrico%20piaggio-01.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/enrico%20piaggio-01.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:78%;" &gt;Enrico Piaggio ve İtalya'nın sembolü olacak Vespa'lar...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Savaştan hemen sonra, 1946 yılında üretimine başlanan bu motosiklete, aerodinamik yapılarından ötürü yuvarlak hatlar taşımak zorunda olan uçakların pres makineleri şekil vermişti. Eldeki tüm presler eğimli olduğu için bu motosikletin şasisi de yuvarlak hatlara sahipti. Hatta bu motosiklete adını da, bir arının gövdesini anımsatan şasi verecekti: &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Vespa&lt;/span&gt; yani "eşek arısı"...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, bu motosikletin en ünlü kullanıcısı kimdi dersiniz? "&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/1/19/RomanHolidayHepburnPeck.jpg"&gt;Roma Tatili&lt;/a&gt;"nde arkasına Audrey Hepburn'ü alan Gregory Peck mi? Yarışmadığı zamanlar Vespa'sını kullanan F1 pilotu Michael Schumacher mi? Umberto Eco mu? Ya da "vahşi batı" filmlerinin atından inmeyen kovboyu John Wayne'in ta kendisi mi dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbiri değil. Doğru cevap, "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Pembe Panter&lt;/span&gt;" olacaktı... :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;(*) Not 1:&lt;/span&gt; Dünyanın savaş uçağı seri üretimine geçen ilk atölyelerinden biri de ilginçtir, Türkiye'deydi! &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Vecihi Hürkuş&lt;/span&gt;'un 1920'lerde önce Kayseri'de, ardından da işadamı &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Nuri Demirağ&lt;/span&gt; ile İstanbul-Beşiktaş'ta kurdukları fabrikanın acıklı öyküsünü, gelecek yazıda anlatacağım. Piaggio'nun öyküsü, benim için Vecihi Hürkuş'a destek verilmesi halinde neler olabileceğinin bir göstergesidir. Neyse, bu ikinci hikâyeyi salı günü anlatacağım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not 2: &lt;/span&gt;Vespa'ya dair bir süre önce yazdığım bir yazı daha &lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/vespa-satn-alanlar-gnah-iler.html"&gt;vardı&lt;/a&gt;. Bana  meraklılarından Vespa'ya ilişkin çok sayıda soru gelmeye başlayınca, bu motosikletin "cemaziyelevvel"ini anlatmak şart oldu.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113302198375753419?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113302198375753419/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113302198375753419' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113302198375753419'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113302198375753419'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/11/sava-meydanlarndan-pembe-pantere.html' title='Savaş meydanlarından Pembe Panter&apos;e...'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113269734630998337</id><published>2005-11-22T23:53:00.000+02:00</published><updated>2005-11-23T01:10:07.653+02:00</updated><title type='text'>Summer Of Code'un faydaları</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/gpl" rel="tag"&gt;gpl&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/tasar%C4%B1m" rel="tag"&gt;tasarım&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/inkscape%200.43%20tango.1.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 12); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/inkscape%200.43%20tango.1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir süre önce "kafayı taktığımı" ilan ettiğim Inkscape yazılımından, yine burada &lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/09/kim-korkar-hain-freehanddan.html"&gt;bahsetmiştim&lt;/a&gt;. Görünüş o ki, Inkscape'e olan aşkım, daha da büyüyecek. 0.01'lik bir artışla &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;0.43&lt;/span&gt; sürümüne ulaşan bu muhteşem yazılım, o "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;yüzde 1'lik kısıma&lt;/span&gt;" inanılmaz yenilikler yüklemiş! Yenilikler içinde en çok sevindiğim, hiç kuşkusuz "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Connectors&lt;/span&gt;" aracı oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Inkboard&lt;/span&gt;" aracından da bahsetmeden olmayacak. Eskiden "Netmeeting" kullananlar hatırlayacaktır, "Whiteboard"a kalemle çizilen tüm resimler karşı tarafta görünürdü... Şimdi bunun bir de Freehand üzerindeki halini düşünün! Jabber'ın kullandığı XMPP protokolünü kullanan bu modül sayesinde Inkscape'de çizdiklerinizi "eşzamanlı olarak" internet ortamındaki diğer Inkscape kullanıcıları ile paylaşabilecek ve hatta ortak çalışma yapabileceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Freehand, Illustrator ve diğer Adobe ürünlerinde olmayan bu özellikleri, peki neye borçluyuz?  Google'ın "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Summer Of Code&lt;/span&gt;" programı çerçevesinde Inkscape'e verdiği desteğe elbet! Google bir süredir, dört genç yazılımcının tüm masraflarını Inkscape adına karşılıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madem bir yazılım duyurusu yaptık, tam yapalım. 0.43 sürümündeki yenilikler şunlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;ul&gt;&lt;li style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Connectors:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;A new Connector tool implements creation, editing, and autorouting (object-avoiding) of connector lines between objects. Indispensable for diagramming. (A Google SoC project.)&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Inkboard collaborative editing:&lt;/span&gt; You can now connect to other Inkscape users over the Net and edit a shared document together, watching others' changes and making yours! (A Google SoC project.)&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Pressure and tilt sensitivity:&lt;/span&gt; the Calligraphy tool can now use a tablet pen with pressure/tilt support to vary the width and angle of the calligraphic stroke.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Better node editing:&lt;/span&gt; You can freely drag/bend/stretch a Bezier curve by any point (not only by a node), as well as add a new node at any point on the curve.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;New extensions for envelope distortion, whirling, and adding nodes.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Improved precision, expanded limits, many usability improvements and bugfixes.&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Inkscape'in Linux masaüstlerinde sık kullanılan &lt;a href="http://tango-project.org/Tango_Desktop_Project"&gt;Tango&lt;/a&gt; gibi birçok simge setinin yaratılmasında kullanılan yazılım olduğunu biliyoruz. Merak etmedim değil; Pardus'un grafik tasarımını hazırlayan Umut Pulat, &lt;a href="http://svn.uludag.org.tr/uludag/trunk/icons/"&gt;Tulliana&lt;/a&gt; simge setinde Inkscape'i mi kullandı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada güzel haberler bitmiyor. Xara firması &lt;a href="http://xaraxtreme.org/"&gt;Xara Extreme&lt;/a&gt;'i Linux'a port edeceklerini ve bundan sonra bu yazılımı &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;GPL&lt;/span&gt; ile dağıtacaklarını açıkladı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Not: &lt;/span&gt;Inkscape'in Türkçeleştirilmesi henüz tamamlanmadığından, yenilikler listesinin İngilizcesini koydum. Kusuruma bakmayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not 2:&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;Elalem Inkscape ile &lt;a href="http://www.tigert.com/archives/2005/10/27/free-software-for-designers/"&gt;uçağını boyuyor&lt;/a&gt;! Açık yazılımı seviyorum :)...&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113269734630998337?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113269734630998337/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113269734630998337' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113269734630998337'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113269734630998337'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/11/summer-of-codeun-faydalar.html' title='Summer Of Code&apos;un faydaları'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113226416998127962</id><published>2005-11-18T15:01:00.000+02:00</published><updated>2005-11-18T17:48:37.393+02:00</updated><title type='text'>Çekik gözlü ölüm</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/%C3%A7in" rel="tag"&gt;çin&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22insan%2Bhaklar%C4%B1%22" rel="tag"&gt;insan hakları&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/laogai-01.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 0, 102); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/laogai-01.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta yazdığım Amerikan Ordusu'nun Felluce'de kimyasal silah kullanma &lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/11/gznze-grnemem-gze-grnmez-ller.html"&gt;hikâyesi&lt;/a&gt;, Türkiye gündemine epey gecikmiş bir şekilde de olsa, nihayet düştü... Haber dün &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/349802.asp"&gt;NTV&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://www.cnnturk.com/DUNYA/haber_detay.asp?PID=319&amp;HID=1&amp;amp;haberID=139912"&gt;CNN Türk&lt;/a&gt; haber bültenlerinde üçüncü haber olarak geçti. Pentagon sözcüsü Yarbay Barry Venable,  doğruluğu tartışılamayacak bu görüntüler karşısında "Savaşan düşmana karşı yangın bombası olarak kullandık" derken, fosfor bombasının bir kimyasal silah değil, konvansiyonel bomba olduğunu söylemiş. Eskilerin "secaat arzederken sirkatin söylemek" dedikleri tam bu olsa gerek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Burkina Fasa Fiso Halk Cemahiriyesi&lt;/span&gt; "vatandaşları" olarak madem gündemi bir hafta öncesinden izliyoruz, bildiğimiz yolda devam edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benden duymamış olun ama önümüzdeki günlerde, Çin'de varlığı uzun bir süredir kulaktan kulağa fısıldanan ama artık reddedilemez bir noktaya varan bir gerçeği konuşmaya başlayacağız: "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Çok uluslu şirketlerin toplama kampları&lt;/span&gt;"nı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, yanlış okumadınız... Dünyanın bir köşesinde çalışma kampları hâlâ var! Tıpkı Nazilerin Yahudiler, Polonyalılar, Çingeneler ve eşcinseller için açtığı kamplar gibi! Hatta Auschwitz kampının girişindeki ünlü "Arbeit Macht Frei" (&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Çalışmak özgürleştirir&lt;/span&gt;) mottosunun yerini "Laodong Gaizao" (&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Çalıştırmak dönüştürür&lt;/span&gt;) almış. Bu kampların tek bir farkı var: Yahudi ve Çingenelerin yerini, burada Çinliler almış durumda!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, ne yapılıyor bu kamplarda? Çin Komünist Partisi'nin 1950'lerde aldığı bir kararla kurulan&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Laogai"&gt;LaoGai&lt;/a&gt; çalışma kamplarında bugün önemli bir kısmı "politik suçlu" olmak üzere, çeşitli sebeplerden dolayı hüküm giymiş &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;4 ila 6 milyon tutuklu&lt;/span&gt; mevcut. Tam sayısı bir "devlet sırrı" olan bu kamplardan tüm Çin Halk Cumhuriyeti'nde 1.100 kadar olduğu &lt;a href="http://www.wcl.american.edu/hrbrief/v7i2/laogai.htm"&gt;tahmin ediliyor&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1990'ların sonunda Çin Halk Cumhuriyeti'nin kapılarını dünyaya açmasıyla beraber, bu kamplar "ucuz işgücü" arayışındaki çok uluslu dünya devleri için bulunmaz bir fırsat oldu. "Çin Mucizesi", kulaktan kulağa anlatılan ve "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;ayda 15-20 dolara çalışan ve hiç şikayet etmeyen işçiler&lt;/span&gt;"in sırtı üzerinde yükseliyordu. Çin malı tekstil ürünleri, bir milyon liralık elektronik saatler, 30-40 milyona satılan iş makineleri herkesin işine geliyordu. Ve kimsenin de işine gelmiyordu sormak: "Nasıl?" Çok uluslu firmalarsa Çin Hükümeti ile yatırım pazarlıklarını, kendilerine sağlanacak "LaoGai" işçilerinin sayısı pazarlığına çoktan dökmüşlerdi bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, bu hapishanelerin kapısında yazan "Çalışmak dönüştürür" sloganı bir doğruyu işaret ediyor: Çinli mahkûmların elinde basit bir deri parçası önce bir &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Adidas topuna&lt;/span&gt;, sonrasında ise dünya pazarında çil çil dolarlara dönüşüyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/LaoGai%20iscileri.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 0, 102); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/LaoGai%20iscileri.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortalıkta, LaoGai fabrikalarına dair korkunç &lt;a href="http://www.laogai.org/news/newsdetail.php?id=2293"&gt;raporlar&lt;/a&gt; dolaşmaya başladı. Avrupa Parlamentosu'nun dünkü birleşiminde de gündeme gelen bu konu, önümüzdeki günlerde tartışılacak konuların ilk sıralarına yerleşecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, hangi uluslararası firmalar, üretimlerini her biri "bir şirkete" dönüşen LaoGai çalışma kamplarında yaptırıyor? Uluslararası insan hakları örgütlerinin raporlarında pek çok dev firmanın adı geçiyor: &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;PepsiCo&lt;/span&gt;, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Gatorade&lt;/span&gt;, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Coca-Cola Company&lt;/span&gt;, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Kellogg&lt;/span&gt;, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Bosch&lt;/span&gt;, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Puma&lt;/span&gt;, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Adidas&lt;/span&gt; ve bu satırlara sığmayan diğerleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acaba "bu liste" de NTV ve CNN Türk'de yer alır mı dersiniz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113226416998127962?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113226416998127962/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113226416998127962' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113226416998127962'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113226416998127962'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/11/ekik-gzl-lm.html' title='Çekik gözlü ölüm'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113198536014824763</id><published>2005-11-14T18:19:00.001+02:00</published><updated>2005-11-16T14:04:51.200+02:00</updated><title type='text'>Akıl defteri: Moleskine</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/blogger" rel="tag"&gt;blogger&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Mona%20Moleskine.0.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Mona%20Moleskine.0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Fransızların Moleskin, İtalyanların ise Moleschino dedikleri "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;akıl defterleri&lt;/span&gt;", bugüne dek Van Gogh'dan Ernest Hemingway'e, Paul Eluard'dan Pablo Picasso'ya kadar pek çok ünlü yazar ve sanatçının notlarını almasını sağladı. Moleskine'lerin ilk sayfasında şöyle bir ifade yer alır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;"In case of loss, please return to:&lt;br /&gt;.........................................................&lt;br /&gt;.........................................................&lt;br /&gt;.........................................................&lt;br /&gt;As a reward: $ ........."&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Emeren/blog/?file=Moleskine.txt"&gt;A. Murat Eren&lt;/a&gt;'in de söylediği gibi, uzun süre kullanılanların üzerinde öncekilerin üzerini çizerek giderek artan meblağlar görebilirsiniz :). Moleskine kullanıcıları için, bu "akıl defterleri" üzerine not alınacak basit kağıt parçalarından çok fazlasıdır. Öyle ki, Moleskine'leri avuçiçi bilgisayarlar ile bir tutup, onlara özel "hack" &lt;a href="http://www.google.com.tr/search?client=firefox-a&amp;rls=org.mozilla%3Atr-TR%3Aofficial_s&amp;amp;hl=tr&amp;q=moleskine+%2Bhack&amp;amp;meta=&amp;btnG=Google%27da+Ara"&gt;geliştirenler&lt;/a&gt; bile var!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Bu defterlerde ne var bu kadar anlatacak?&lt;/span&gt;" diyebilirsiniz elbet. Aslında fazla bir şey yok, bizi o defterin kendisinden çok, içini birbirinden ilginç yazı ve resimlerle dolduran beyinler ilgilendiriyor. Düşünsenize: Düz, asitsiz, hafif sarı renkte ve bir lastikle bağlanan bir "garip" defter! Ama içine bugüne dek onlarca şair, şiirlerinin ilk mısralarını yazmış; sayısız ressam tablolarının ilk taslaklarını üzerine çiziktirmiş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz Moleskine'i biraz da bunun için seviyoruz. Anlatacak şeyi olanların "defteri" olan Moleskine'ler, yaklaşık 200 yıldır insanoğlu belleğinin önemli bir parçası oldu. "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Düşünce ile kağıdın arasına&lt;/span&gt;" klavye, LCD ekran, avuçiçi bilgisayar kalemi (stylus) ya da ruhsuz yazıcıları sokmaksızın kullandığınız bir araç...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgisayarların çıkmasından sonra kalemi kullanmayı unutmayanların, masasında ya da üstünde bir yerlerde hep bir kurşun kalem ve silgisi olanların defteridir Moleskine. Onu bu nedenle de çok seviyoruz. Çünkü anlatacak çok şeyimiz var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nedenle &lt;a href="http://moleschino.org/"&gt;yeni bir site&lt;/a&gt; kurduk. Adını da bu defterlerin ilk adlarından biri olduğu varsayılan&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt; Moleschino&lt;/span&gt; koyduk. Şimdilik pek bir yazı yok ama inanın, anlatacak çok şeyimiz var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer siz de kafanıza sık sık bir şey takılıp, onu araştırıp öğreninceye kadar rahat edemeyenlerdenseniz, sizi de &lt;a href="mailto:isingor@gmail.com?subject=bahcelerde%20borulce,%20oynar%20gelin%20gorumce"&gt;aramıza&lt;/a&gt; bekliyoruz. Popüler kültüre dair, edebiyata dair, bilime dair, çizgiromana ya da ne bileyim işte hayata dair anlatmak istediklerini yazacağınız bir "akıl defteri"miz var artık. Arada sırada, gerçek defterlerden sayfalar da koyacağız elbet :)...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113198536014824763?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113198536014824763/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113198536014824763' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113198536014824763'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113198536014824763'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/11/akl-defteri-moleskine.html' title='Akıl defteri: Moleskine'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113180174011959258</id><published>2005-11-12T14:50:00.000+02:00</published><updated>2005-11-12T23:52:39.156+02:00</updated><title type='text'>Gözünüze görünemem, Göze görünmez ölüler...</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/%C4%B1rak" rel="tag"&gt;ırak&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/felluce-01.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/felluce-01.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıyı yazmadan önce çok düşündüm. Yazmalı mıydım? Belki kahvaltınızı boğazınıza dizeceğim, belki de "Ne gereği vardı?" diyeceksiniz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazmalıydım. Ölüler kapımızı birer birer çalıyor, siz görmüyor olabilirsiniz onları, çünkü göze görünmezmiş ölüler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Felluce'de yaklaşık bir yıldır dünya basınının sözünü etmediği sivil kayıpları, "göze görünmeyen ölüleri" nihayet bir İtalyan gazeteci, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Sigfrido Ranucci&lt;/span&gt; gördü. Irak'ı "kitle imha silahları"na sahip olduğu gerekçesiyle işgal eden ama sonrasında bu silahları bulamayan Amerika Birleşik Devletleri, bir süredir Felluce'de "kimyasal silah" kullanıyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu silahın adı, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Beyaz Fosfor&lt;/span&gt;. Amerikan askerlerinin taktığı adla söylemek gerekirse, "&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Willy_Pete"&gt;Willy Pete&lt;/a&gt;"... Napalm bombasının oğlu da diyebilirsiniz. Tek farkı, bu yangın bombasının Amerikan ordusu için "ekonomik değer" anlamına gelen binalara, petrol tesislerine ve hatta insanların giysilerine bile zarar vermeksizin, sadece canlı dokuları yakması. Felluce sokaklarındaki, günlük kıyafetlerinin içinde kömürleşen cesetler, "Beyaz Fosfor"un marifeti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtalyan &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Rai24&lt;/span&gt; televizyonu muhabiri &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Sigfrido Ranucci&lt;/span&gt;'nin Felluce'ye gizlice girerek çektiği bu &lt;a href="http://www.rainews24.rai.it/ran24/inchiesta/body.asp"&gt;görüntüler&lt;/a&gt;, 1980 tarihli &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Convention_on_Conventional_Weapons"&gt;Konvansiyonel Silahlar Konvansiyonu&lt;/a&gt; ile yasaklanan bu kimyasal silahın Irak'ta sivil halk üzerinde nasıl kullanıldığını belgeliyor. ABD'nin kara mayınları dışındaki maddelerini imzalamayı reddettiği bu konvansiyon, sivil halka karşı misket bombası, yakıcı silah ve lazerin kullanımını engellemeyi amaçlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amerika Birleşik Devletleri ordusu Irak'ta hâlâ kimyasal silah arıyor... Felluce'ye bakmaları yeterli halbuki. Onlar kimyasal silahları, dünyanın geri kalanı ise ölüleri görmemeye devam ediyoruz...&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;br /&gt;Kapıları çalan benim&lt;br /&gt;kapıları birer birer.&lt;br /&gt;Gözünüze görünemem&lt;br /&gt;göze görünmez ölüler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiroşima'da öleli&lt;br /&gt;oluyor bir on yıl kadar.&lt;br /&gt;Yedi yaşında bir kızım,&lt;br /&gt;büyümez ölü çocuklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saçlarım tutuştu önce,&lt;br /&gt;gözlerim yandı kavruldu.&lt;br /&gt;Bir avuç kül oluverdim,&lt;br /&gt;külüm havaya savruldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim sizden kendim için&lt;br /&gt;hiçbir şey istediğim yok.&lt;br /&gt;Şeker bile yiyemez ki&lt;br /&gt;kağıt gibi yanan çocuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalıyorum kapınızı&lt;br /&gt;teyze, amca, bir imza ver.&lt;br /&gt;Çocuklar öldürülmesin&lt;br /&gt;şeker de yiyebilsinler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Nâzım Hikmet - Ölü Kızcağız&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum. Bu güzel hafta sonunuzu belki de mahvettim... Yoksa gerçekten de "göze görünmez" mi ölüler?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113180174011959258?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113180174011959258/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113180174011959258' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113180174011959258'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113180174011959258'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/11/gznze-grnemem-gze-grnmez-ller.html' title='Gözünüze görünemem, &lt;br&gt;Göze görünmez ölüler...'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113145534592545035</id><published>2005-11-11T23:37:00.000+02:00</published><updated>2005-11-12T13:08:43.200+02:00</updated><title type='text'>Pardus RootFS 0.2 ve sonrası</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/linux" rel="tag"&gt;linux&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/macintosh" rel="tag"&gt;macintosh&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/pardus" rel="tag"&gt;pardus&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/masa%C3%BCst%C3%BC" rel="tag"&gt;masaüstü&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/pardus.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/pardus.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yoğun bir dönemdeyim. Geçen hafta ofisimize yeni oturma grupları, duvarlara asılacak mimari çizimler, posterler, IKEA'dan alışveriş, kablosuz ADSL erişimi derken, ofisteki mevcut bilgisayarları da baştan aşağı elden geçirdik. Bu yazıyı, demin geçici bir masa ile yerleştiğim yeni odamdan yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni bir ofisin altyapısını kurmak, son derece ilginç bir deneyim. Özellikle de ofisinizde medya ve yayıncılık temelli bir iş yapıyorsanız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelde bu tür ofislerde en büyük sorun; Windows ile Macintosh tabanlı sistemleri birbirleriyle eşleştirmektir. Özellikle "konuşturmak" demiyorum çünkü bir şekilde birbirini görmeyi başaran bu sistemler arasındaki asıl sorun, çok daha girifttir. Mesela şöyle bir örnek verebilirim, çoğu zaman Truetype fontlar bile iki sistemde farklı şekillerde görünür... İşin kötüsü, Macintosh tarafında sistem 9.x'e dek azalan bu tür sorunların, Mac OS X ile tekrar azmış olması!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, gelelim en çok merak edilen sorunun cevabına... &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Pardus&lt;/span&gt; bu iki sistem ile ne kadar uyumlu? Gerçek bir ofis ortamında, özellikle de medya ve yayıncılık temelli bir çalışma ortamında nasıl bir alternatif sunuyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sorunun cevabını merak edip, Linux'u iyi bilen bir arkadaşla bunun deneyini yaptık. Pardus Çalışan CD 1.0b ve RootFS 0.2 ile yaptığımız testlerin sonuçları son derece ilginçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelime işlemci tarafında &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;OpenOffice&lt;/span&gt;'in gösterdiği uyumun, beni şaşırtacak derecede iyi olduğunu söyleyebilirim. Linux altında OpenOffice ile yaratılan tüm dosyalar, Macintosh altında rahatlıkla açılıyordu. Macintosh için &lt;a href="http://www.neooffice.org/"&gt;NeoOffice/J&lt;/a&gt; adıyla geliştirilen OpenOffice 2.0 portu, henüz alpha aşamasında olmasına rağmen tatmin edici bir performans gösterdi. Ne yalan söyleyeyim, Windows'tan Mac ortamına taşınan dosyalarda yaşanan problemlerin çok daha azı, Linux ile Mac arasında karşımıza çıktı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, en az sorunu yaşatacağını düşündüğümüz &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;PDF&lt;/span&gt; formatında bazı uyumsuzluklar ile karşılaştık... &lt;a href="http://kpdf.kde.org/"&gt;KPDF&lt;/a&gt; çok hafif ve hızlı bir yazılım olmasına rağmen, bazı dosyalarda yazı karakterlerini boyutlamada ve resimleri doğru yere yerleştirmede bazı sorunlar yaratıyor. Sanırım doğrudan Acrobat Reader'ın Linux sürümünü  kullanmamla bu sorun da çözülecek... OpenOffice yazılımındaki PDF kaydetme özelliği, bir yayınevi için muhteşem bir avantaj!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternet tarayıcısı ve elektronik posta istemcisi tarafındaysa Pardus'un fazlası var, eksiği yok. RootFS 0.2'de garip bir şekilde görev çubuğundan kaldırılan &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Mozilla Firefox&lt;/span&gt;, internet tarafındaki tüm ihtiyaçları karşılıyor. &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Thunderbird&lt;/span&gt; ise Outlook Express'in pabucunu dama fırlatan bir yazılım. Uzun bir süredir Windows ortamında iyi bir adres defteri uygulaması arayan eşimin, &lt;a href="http://kontact.org/"&gt;Kontact&lt;/a&gt;'a aşık olması ise bizim için günün sürprizi oldu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masaüstü deneyiminde ise, Pardus'un Windows'tan çok daha kolay bir arayüz ile geldiğini söyleyebilirim. Özellikle de yapılandırma yöneticisi Çomar'ın neredeyse "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;sezgisel&lt;/span&gt;" diyebileceğim bir kullanımı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak, Pardus şu haliyle bile, rahatlıkla bir yayınevinin ihtiyaçlarına cevap verebilecek durumda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, Pardus RootFS 0.2'nin en alışamadığım kısmı, programlar menüsünün son derece kalabalıklaşmış olmasıydı. Geliştiricilerin, RootFS üzerinde olabildiğince çok sayıda yazılımın uyum sorunlarını görebilmek için böyle bir yol izlediklerini tahmin ediyorum. Nitekim, Pardus &lt;a href="http://www.uludag.org.tr/yol-haritasi-1.0.html"&gt;yol haritasında&lt;/a&gt; açıklanan planı eğer "yanlış okumadıysam", ayın 14'ünde yani üç gün sonra çıkacak olan Alpha sürümünde, kurulu paket sayısı azaltılacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pardus'un ilk sürümünün çıkışına, alpha, beta ve aday sürümler dahil sadece 45 gün kaldı. RootFS 0.2'de gördüğüm kadarıyla, gelinen aşama "işin kabasının" bittiğini, bundan sonraki sürecin son düzenlemelere ve testlere kaldığını gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pardus 1.0 Alpha sürümüyle önümüzdeki bilgisayarlara kurabileceğimiz bir ISO'ya sahip olacağız. Artık bundan sonra işin önemli bir kısmı, Türkiye'nin yeni işletim sisteminin "resmi testçi"lerine düşecek... Eğer siz de "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Pardus resmi testçisi&lt;/span&gt;" olmak istiyorsanız, proje yöneticisi Erkan Tekman ile &lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Etekman/blog/?file=Pardus_Testcileri_Araniyor.txt"&gt;buradan&lt;/a&gt; iletişime geçebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not 1:&lt;/span&gt; Pardus'un benim açımdan en güzel yanlarından biri, &lt;a href="http://bugs.uludag.org.tr/"&gt;Uluzilla&lt;/a&gt;'ya girdiğim hemen hemen tüm hata girdileri ve geliştirme/düzeltme taleplerimin ciddiye alınarak, üzerinde çözüm üretilmiş olmasıydı. Bir işletim sistemi tasarlanırken "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Üç boyutlu modellendirme yazılımı&lt;/span&gt; &lt;a href="http://www.blender.org/cms/Home.2.0.html"&gt;Blender&lt;/a&gt;'ı &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;paketlere koyalım, isteyenler Windows ortamında muadili birkaç bin dolar olan bu yazılımı sistemlerine kurabilsinler&lt;/span&gt;" gibi bir uç talebin bile ciddiye alınarak bu yazılımın depoya eklenmesi, Linux platformunun demokratik yapısını ortaya koyuyor.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113145534592545035?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113145534592545035/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113145534592545035' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113145534592545035'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113145534592545035'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/11/pardus-rootfs-02-ve-sonras.html' title='Pardus RootFS 0.2 ve sonrası'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113165592228881603</id><published>2005-11-10T22:03:00.000+02:00</published><updated>2005-11-10T23:50:32.963+02:00</updated><title type='text'>Yağmur yağdı, sen bana ördek dedin!</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/tarih" rel="tag"&gt;tarih&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/k%C3%BClt%C3%BCr" rel="tag"&gt;kültür&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/abd%C3%BClhamit" rel="tag"&gt;abdülhamit&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/abdulhamid.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 12); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/abdulhamid.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir süredir benden &lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/07/ne-kendi-etti-rahat-ne-leme-verdi.html"&gt;Malumatçı Baba Tahir&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/07/kelp-ile-tahir.html"&gt;Nef'i&lt;/a&gt; hikâyelerinin devamını isteyenler var. Baba Tahir'e dair bir hikâye fırında ama önce bir Sansürcü Kara Kemal Bey anektotu patlatalım :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı tarihinin en karanlık dönemlerinden biri, hiç kuşkusuz, "İstibdat dönemi" de denen, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Abdülhamit&lt;/span&gt;'in 30 yıllık diktatörlük rejimidir. Abdülhamit döneminin basına karşı uyguladığı baskılar, muhteşem sansür kararnamelerinin doğmasına neden olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burkina Fasa Fiso yine yapacağını yapıyor ve "muhteşem bir belge" yayınlıyor. Mabeyn'den  yani Yıldız Sarayı Başkâtipliği'nden Matbuat Müdürlüğü'ne gönderilen bir talimatnameyi, yani tarihi bir sansür kararnamesini sizlerle paylaşıyoruz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yıldız Sarayı Hümayunu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Başkitabet Dairesi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;1- &lt;/span&gt;Her şeyden önce Padişah'ın değerli sağlığına, ürünlerin durumuna, ticaretin ve sanayinin gelişmesini bildiren haberlere öncelik verilmesi;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;2-&lt;/span&gt; Milli Eğitim Bakanlığı'nın ahlak açısından onaylamadığı hiçbir romanın ve yazı dizisinin (&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Örneğin, parklarda dolaşan genç çiftler- AI&lt;/span&gt;) veya yazı dizisinin yayınlanmaması;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;3-&lt;/span&gt; Bir sayıda yayınlanamayacak kadar uzun ve edebi ve bilimsel yazılara yer verilmemesi. "Devamı var", "Devamı yarına" gibi deyimlerin kullanılmaması;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;4-&lt;/span&gt; Yazıda boşlukların bırakılmaması, çünkü bunlar bir takım kötü sanılara (&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Sansür gibi! -AI&lt;/span&gt;) ve kafaları karıştırmaya yol açabilir;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;5- &lt;/span&gt;Kişilere sataşılmaması; bir vali ya da mutasarrıfın hırsızlık yaptığı, para yediği, adam öldürdüğü veya ayıplanacak bir iş yaptığı söylenecek olursa bunun saklanması gerektiği;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;6-&lt;/span&gt; Kişilerin ve vilayet ahalisinin bazı yolsuzlukları bildirmek için hükümdara verdikleri dilekçelerin yayınlanması kesinlikle yasaktır;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;7-&lt;/span&gt; Tarihte ve coğrafyada özelliği olan bazı adların kullanılmamaması, örnek Ermenistan;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;8- &lt;/span&gt;Yabancı hükümdarlara karşı her ne biçimde olursa olsun, girişilen suikastleri veya yabancı ülkelerdeki kışkırtıcı gösterileri yazmak yasaktır. Çünkü yasalara saygısı olan barışsever halkımızın bunları duyması iyi olmaz.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;9-&lt;/span&gt; Bazı kötü niyetli kişilerin yersiz yorum ve gözlemlerine yol açabileceği için bu talimatnamenin de gazetelerde yayınlanması yasaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Serkâtibi Hazreti Şehriyari Tahsin&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun gibi pek çok talimatname Babıali gazetelerine ulaşacaktı... Kararnamelerde yazılmayan, ama Kara Kemal Bey gibi ünlü sansürcülerin ellerinden kurtulmayan bir diğer yasak listesi daha vardı: Yasaklı kelimeler listesi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O dönemden kalma belge ve anılarda yasak kelimelerin şunlar olduğu belirtiliyor: Grev, suikast, ihtilal, dinamit, dinamo (&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;dinamiti anımsattığı için&lt;/span&gt;), infilak, kargaşalık, hal (&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;hükümdarın halli yani tahttan indirilmesi anlamına gelebilir!&lt;/span&gt;), Kanunu Esasi (&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Anayasa&lt;/span&gt;), hürriyet, vatan, Bosna, Hersek, Makedonya, Girit, Kıbrıs (&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Çünkü bu eyaletler elden gidiyordu!&lt;/span&gt;), Yıldız, Murad (&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Mutluluk anlamına gelen bu kelime insanlara Sultan Murat'ı anımsatabilir&lt;/span&gt;), istibdat, cumhuriyet, burun (&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Abdülhamit'in burnu büyük olduğu için bu kelime yasak edilmişti&lt;/span&gt;), mebuslar, bomba, tahtakurusu (&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Yanlışlıkla "tahtı kurusun" diye okunabileceği için!&lt;/span&gt;), anarşi, sosyalizm, kardeş (&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Bu kelime de Sultan Murat'ı anımsatabilir!&lt;/span&gt;), veliaht, müsavat (&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;eşitlik&lt;/span&gt;), Mithat Paşa...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Servetifünun gazetesinin sahibi ve başyazarı Ahmet İhsan sansürle ilgili anılarında şöyle diyordu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sansür son dereceyi bulmuştu. Hamidiye suları yeni akıtılmış ve çeşmeler açılmıştı. Dr. Besim Ömer Paşa, sular hakkında bir makale yazdı. Çeşme başında bir ihtiyar adamın dua ettiğini gösteren artistik bir renkli resim de basılacaktı. Sansür dairesinden Kara Kemal Bey buna bir soru işareti koydu ve ben şaşırdım. Başsansürcü Kara Kemal Bey'e bir tezkere yazdım. Ondan gelen cevap şuydu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;"Azizim,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çeşme resmi hakikaten pek güzel ve dua herkesin nazarında şüphesiz ki kutsaldır. Lakin bu günlerde gazetelerden neyi çıkartacağımı, neyi bırakacağımı bilmiyorum. Çünkü kötü niyetli kişiler bu güzel resmi görür görmez "Hah, işimiz duaya kaldı" demek istediğinizi sanabilirler!"&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, "Ramazan Sohbetleri" tadında bir yazı oldu bu. Bugünlerde inanılmayacak şekilde yoğun olduğumdan -ki bu da son zamanlarda siteye yazamamamdan belli oluyordur- Pardus arayüzü ve TDK veritabanına ilişkin yazımı yarına bıraktım. Bir aksilik olmazsa, yarın buradan Zemberek'in veritabanına ilişkin bir müjdeli haber vereceğim. Bugünlük bununla idare edin, site yakında eski ruhuna ve zihin açıklığına kavuşacak :)...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113165592228881603?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113165592228881603/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113165592228881603' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113165592228881603'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113165592228881603'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/11/yamur-yad-sen-bana-rdek-dedin.html' title='Yağmur yağdı, sen bana ördek dedin!'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113112982363112502</id><published>2005-11-06T23:40:00.000+02:00</published><updated>2005-11-07T14:10:20.260+02:00</updated><title type='text'>Karl Marx ve mahdumları</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/felsefe" rel="tag"&gt;felsefe&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/marx" rel="tag"&gt;marx&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/marx%20durkheim%20comte.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 0, 102); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/marx%20durkheim%20comte.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Teoriden sonra hayat var mı?&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında yazmak istediğim ilk yazının başlığı buydu. Marx'ı anlamaya çalışmakla, marksist olmanın ayrımının bile bilinmediği ülkemizde, Karl Marx'a dair bir blog yazısı yazmak çok tehlikeli olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazının tam da burasında, Karl Marx'ı Marks&amp;Spencer mağazasının Lorel'i sanan yüzde 80'lik bir okuyucu profili, siteden kaçacak mesela :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, kalanlarla yola devam edelim... Akşamın bu saatinde, politik tartışmalara girmeksizin, "insan Karl Marx"a dair birkaç anekdot anlatmak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karl Marx'ın “&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;İnsanların maddi yaşam koşullarını belirleyen, onların bilinçleri değildir; bu maddi koşullar, onların bilinçlerini belirler&lt;/span&gt;” sözü, onun hayatını da özetler gibidir... Prusya hükümeti tarafından Fransa'ya, oradan Belçika'ya, Belçika kralının da "ricasıyla" İngiltere'ye postalanmıştı. Londra'da ilk kaldığı mahalle, şimdilerde petrol zengini bir Rus'un futbol takımına başkanlık ettiği, Chelsea mahallesidir. İşin garibi, Karl Marx'ın şöhretinin doruklarında olduğu 1849 yılında, onunla aynı sokakta oturan bir de ilginç komşusu vardı: "Vatan şairi" &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Namık Kemal&lt;/span&gt;!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Namık Kemal'in o dönem yazdığı mektuplardan, o sıralar Avrupa'yı sarsan sosyalizm akımının varlığından, en azından haberdar olduğunu biliyoruz. Gariptir, "kapı komşusu" Karl Marx'a dair tek bir satır yer almaz mektuplarında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse, Karl Marx ve ailesi, Chelsea'deki daire için komisyoncuya verdikleri kira bedeli, ev sahibine ulaşmayınca, onur kırıcı bir şekilde evlerinden atılırlar. Tek çare, kentin en fakir semtlerinden olan Soho'ya taşınmaktır. Parasız günler başlayacaktır artık. Sekiz çocuğundan Heinrich süt alacak parayı bulamadığından, Franziska bronşitten, Edgar ise "nedeni bilinmeyen" bir hastalıktan öldü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edgar'ın neden öldüğü, on yıllar sonra anlaşılacaktı: 19. yüzyılın başlarında Londra kentini saran &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;veba salgınında&lt;/span&gt; ölenler, Soho mahallesinin bulunduğu yere gömülmüştü ve bu civara yerleşenlerin sonradan açtığı kuyulardan çekilen mikroplu suyu kullananlar, aynı hastalıktan on yıllar boyunca öleceklerdi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;18 yıl boyunca gündüzleri çeşitli işler yaparak ailesinin geçimini kazanmaya çalışan Marx, akşamları arkadaşı Fredrich Engels'in de yardımıyla Das Kapital'i yazdı. Sadece Das Kapital mi? Değil elbet, bir düzine kitap ve yüzlerce makale yazdı ama bu yazdıklarından kazandığı telif, onun deyimiyle, "&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;İçtiği tütünün parasını bile karşılamıyordu...&lt;/span&gt;" Nitekim, Das Kapital'in ilk baskısı sadece 200 adet satacaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marx'ın "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;aile babalığı&lt;/span&gt;" ise çok tartışmalı bir konu. Kimilerine göre mükemmel bir babaydı. Çocukları okuma yazmayı öğrenmeden önce, Shakespeare'in sonelerini ezbere biliyordu. Hayatta kalan çocukları, gelecekte İngiliz ve Fransız sosyalist hareketlerine yön verecek, peşlerinden milyonları sürükleyeceklerdi... Kimilerine göreyse, Karl Marx, politik mücadele yüzünden ailesini açlığa mahkum eden, karısı Jenny ölüm döşeğindeyken arka odada hizmetçi ile kırıştıran, içkiyi ve kadınları çok seven zayıf bir adamdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek, ikisi arasında bir yerlerde olmalı. Marx'ın zayıf bir kişi olmadığını, tam tersine son derece baskın bir karaktere sahip olduğunu düşünüyorum. Öte yandan, pek de örnek bir aile babası olmadığı bir gerçek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marx'ın ortodoks marksistler tarafından en sevilmeyen lafı, bir tartışma sırasında söylediği, "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Beyler, kusura bakmayın ama ben marksist değilim!&lt;/span&gt;" olsa gerek. Fetişleştirilmekten korkan Karl Marx, hayattayken bunu görme talihsizliğine uğramıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karl Marx'ın -bence- asıl büyük talihsizliğiyse, "artıdeğer" ve "sınıfsal çatışma" gibi paradigmalarından çok, insanlığın gelişiminin komünizm ile son bulacağı gibi "tarihsel determinist" öngörülerinin ciddiye alınması oldu. Marx'ın ideolojisinin eksik yanı, kapitalizmin her yerde aynı şekilde yaşanacağı varsayımıyla, toplumsal gelişme ve modernleşmeyi gözardı etmesiydi. Bu yanıyla, Marx'ın, tarihin sonunun geldiğini ve kapitalizmin nihai zaferini ilan eden &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Francis Fukuyama&lt;/span&gt; ile aynı yanılgıya düştüğünü söylemek olası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marx'ın son derece eğlenceli bir adam olduğunu söyleyebilirim. Hatta bizlere çok benzeyen bir adam. 18-20 yaşlarındayken Marx, hemen hepimizin geçirdiği ergenlik problemlerini çok yoğun bir şekilde yaşar. Önce Hıristiyan olur, ardından da satanist! Hatta bu dönemde birkaç &lt;a href="http://www.marxists.org/archive/marx/works/1837-pre/verse/verse21.htm"&gt;satanik şiir&lt;/a&gt; bile yazar! Bu bunalımlı dönemi, Marx çabuk atlatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi, ben bunu burada yayınladım ya... Yarın birileri çıkar, "Marx satanistti!" diye haber de yapar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her neyse... Eşitsizliğin kaynağını bize muhteşem bir şekilde veren Karl Marx'a bugün hepimiz çok şey borçluyuz. Onun ortaya attığı politik kavramlar etrafında gelişen 150 yıllık politik mücadele sonrasında; hafta sonu tatili, 35 saat çalışma süresi, yaygın sağlık sigortası sistemi, emeklilik hakkı gibi "lükslere" sahip olduk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, çok sevdiğim bir anektod var. Onu size anlatayım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Hikâye bu ya, modern sosyolojinin babalarından olan Émile Durkheim'e biri soracak olmuş:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Efendim, siz kitaplarınızda hep Karl Marx'dan alıntılar yapıp, onun ortaya koyduğu kavramları inceliyorsunuz. Ama Marx'ın adını bugüne kadar hiç anmadınız. Ona karşı mısınız?"&lt;br /&gt;- Fizikçiler, yerçekimini buldu diye her seferinde Newton'u neden anmaya gerek görmüyorlarsa, ben de o yüzden Marx'ın adını anmıyorum.&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıssadan hisse... Karl Marx bugün yaşasa, karşılıklı birer kadeh rakı içmekten hoşlanacağımız bir ihtiyar; insanlığın gelişimi ve toplumsal eşitsizliklerin kaynağı üzere kafayı yormuş ve bu sorulara bugüne kadar verilebilmiş en iyi yanıtları sağlayan filozof; kadını ve içkiyi seven bir çapkın; ölmeden önce Türkçe'yi öğrenmeye  niyetlendiği rivayet edilen bir "tatlı adam"dır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrimlerden önce birer doz alınması, tavsiye olunur. Aşırı dozda kullanımı, şiddete yatkınlık, totalitarizm ve en kötüsü "hayal kırıklığı" gibi kontrendikasyonlara yol açabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, dünyada ve Türkiye'de solun haline bakıp bakıp üzülmeyin, olur mu? Merak etmeyin, bu dünya kimseye &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Karl Marx&lt;/span&gt;... :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not: &lt;/span&gt;Başlık, Derrida'nın bir kitabının başlığıdır. Sakin kafayla, iki ay gibi bir zaman dilimine yaymadan okunursa, körpe bünyelere zarar verebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not 2: &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Hayatım boyunca yazdığım en savruk yazılardan biri oldu bu. Yarın bir aksilik olmazsa, Pardus RootFS 0.2'ye dair gözlem ve önerilerimi yazıp, kendimi affettireceğim...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113112982363112502?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113112982363112502/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113112982363112502' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113112982363112502'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113112982363112502'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/11/karl-marx-ve-mahdumlar.html' title='Karl Marx ve mahdumları'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113114719859299277</id><published>2005-11-04T23:56:00.000+02:00</published><updated>2005-11-05T01:33:18.653+02:00</updated><title type='text'>FreeBSD 6.0 çıktı</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/freebsd" rel="tag"&gt;freebsd&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/freebsd.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/freebsd.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kimsenin yazmadığını görünce, hadi ben yazayım dedim... FreeBSD 6.0 sürümünü nihayet &lt;a href="http://www.freebsd.org/releases/6.0R/announce.html"&gt;duyurdu&lt;/a&gt;. 5.4 sürümüne kıyasla, en önemli gelişmenin kablosuz erişim ayağında gerçekleştiği ifade ediliyor. WPA (Wi Fi Protected Access), daha fazla donanım desteği,  dhcpcd istemcisine entegrasyon ve Power PC platformu için deneme amaçlı destek gibi bazı yeniliklerden bahsediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FreeBSD kullanan/deneyen birileri, sanırım daha etraflıca bilgi verecektir. Bu arada FreeBSD'nin yeni logosu da hoş olmuş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ISO dosyalarını indirmek için gerekli adres &lt;a href="http://www.freebsd.org/where.html"&gt;burada&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayırlı olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113114719859299277?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113114719859299277/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113114719859299277' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113114719859299277'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113114719859299277'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/11/freebsd-60-kt.html' title='FreeBSD 6.0 çıktı'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113096334737627717</id><published>2005-11-02T23:59:00.000+02:00</published><updated>2005-11-03T01:14:36.580+02:00</updated><title type='text'>Şerefinize usta!</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/tasar%C4%B1m" rel="tag"&gt;tasarım&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22ihap%2Bhulusi%22" rel="tag"&gt;ihap hulusi&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/t%C3%BCrkler" rel="tag"&gt;türkler&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/ihap%20hulusi%20imza.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/ihap%20hulusi%20imza.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Dünyanın en büyük markaları onun yarattığı amblemleri kullanıyor bugün. Bayer firması gibi birçok ünlü şirketin ambleminde onun imzası var. Kulüp Rakı’nın etiketinde Atatürk ile Orhan Veli'yi karşılıklı resmettiği iddia edilen meçhul ressamdır İhap Hulusi...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Fonda kimi zaman Almanya'nın gri ve puslu sabahı, kimi zaman upuzun Nil Nehri boyunca beyaz yelkenlileriyle süzülen teknelerin silueti, kimi zaman İstanbul’un henüz aydınlanmaya başlayan göğüne yükselen ezan sesleri vardı. Önüne eğilmiş, çıkık elmacık kemikleriyle duran uzun boylu yakışıklı adam, boğumları belirgin ince uzun parmakları ile önündeki kâğıdın üzerinde uçuşuyor, çiziyor, boyuyor, yazıyordu."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanıyanlar böyle anlatıyor &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İhap Hulusi Görey&lt;/span&gt;'i. Küçük aile kuruluşları, amblemleri olan büyük müesseseler haline İhap Hulusi'nin fırçasında dönüştü. Kurukahveci Mehmet Efendi ve Mahdumları, Konyalı Lezzet Lokantası, Sümerbank onun çizgileri sayesinde kurumsal kimlik sahibi oldu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhap Hulusi, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılıp yerine tek uluslu bir cumhuriyetin kurulduğu bir dönemde yaptıklarıyla yeni yaşam biçimini yorumladı ve önerdi. Bir yandan özel sektör yaratmaya çalışan ancak bir süre sonra devletçiliğe yönelen yeni ekonomi anlayışı, yeni yaşam biçimi ve alfabe...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhap Hulusi’nin afişleri yeni kurulan bir ülkenin resimli tarihi gibidir: Atatürk ve Küçük Ülkü'nün karatahta önünde durduğu "alfabe"nin kapak kompozisyonu, Ziraat Bankası için yaptığı "köylü dayı" afişi ve "her mahallede bir milyoner" yetiştirilen çok partili dönemdeki Tayyare Piyangosu illüstrasyonları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/ihap%20hulusi%20-beykoz%20kunduralari.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/ihap%20hulusi%20-beykoz%20kunduralari.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1898'de Kahire’de doğan İhap Hulusi, ilk ve orta öğrenimini Mısır’da yaptıktan sonra ailesi ile İstanbul'a göçer. Ailesi onu dönemin en iyi okulu Galatasaray’da okutmak istese de, o yurtdışında resim tahsil etmeyi kafasına koymuştur. Bu yüzden, 1920'lerin Türkiye’sinde grafik sanatı nedir, afiş nedir kimse bilmezken Münih’e resim ve grafik öğrenimi görmeye gider.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İhap Hulusi, 1925'te Türkiye’ye döndüğünde ilk savaşını ailesine karşı vermek zorunda kalır. İngilizce, Almanca, Fransızca ve Arapça'yı mükemmel derecede bildiği için ailesinin ve dönemin dışişleri bakanı Tevfik Rüştü'nün zorlaması ile hariciye vekâletine verilir. Ama onu sanatından farklı bir yere bağlamak mümkün değildir. İhap Hulusi, çareyi işi bırakıp Yusuf Ziya Ortaç’ın Akbaba dergisine kaçmakta bulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada Münif Fehim ve Ramiz gibi ustalarla çalışan sanatçı, daha sonraları ofis çalışmalarına ağırlık vererek; 45 yıl Tayyare Piyangosu'na, 35 yıl da tekel idaresine hizmet verdi. Türkiye'ye geldiği günden itibaren tam 67 yıl boyunca aralıksız çalıştı İhap Hulusi Görey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1986'da vefat ettiğinde ise, geride ünlü ilaç firması &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Bayer'&lt;/span&gt;in amblemi, İngilizlerin ünlü &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;John Haigh&lt;/span&gt; viskisinin etiketi, İtalyanların &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Cinzano&lt;/span&gt;'sunun reklam kampanyası gibi bugün reklamcılık tarihinin kilometre taşları sayılan işler bıraktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Kulüp Rakı&lt;/span&gt;’nın etiketine çizdiği ve günümüzde de kullanılan kompozisyon yıllarca içki sofralarının en büyük tartışma konusu oldu. Rivayet muhtelifti: kimisi &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Atatürk&lt;/span&gt; ile &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Orhan Veli&lt;/span&gt;'nin karşılıklı rakı içtiğini iddia ederken, bazıları ise ressamın kendisi ile şair &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Orhan Seyfi Orhon&lt;/span&gt;’u resmettiğini söyledi. Radikal gazetesinde yer alan bir başka iddia ise Galata Köprüsü üzerinde öldürülen bir Bangladeşli gazeteciyi adres gösteriyordu. Gerçekte ise İhap Hulusi, şair &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Fazıl Ahmet Aykaç&lt;/span&gt; ile kendisini karşılıklı rakı içerken resmetmişti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galiba son sözü onu iyi tanıyan birine, Fazıl Ahmet Aykaç'ın torununa bırakmak lazım: "Dedem, annem ve ben İhap Hulusi’yi yakından tanıdık. Dedem, Anadolu Kulübü’ndeki özel masasında onunla sabahlara kadar oturup sohbet ederdi. &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Hâlâ da oturuyorlar...&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/ihap%20hulusi%20-saygisizlikla%20savas.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/ihap%20hulusi%20-saygisizlikla%20savas.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Not 1:&lt;/span&gt; İhap Hulusi Görey'i anıp da, bu büyük sanatçının afişlerini yok olmaktan kurtaran, üç de güzel kitap yazan "güzel insan" &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Ender Merter'&lt;/span&gt;i anmamak olmaz. İhap Hulusi için çok güzel bir de &lt;a href="http://www.ihaphulusi.gen.tr/"&gt;site&lt;/a&gt; yapılmasını sağlayan Ender Merter Bey, varını yoğunu İhap Hulusi'yi yaşatmak için harcıyor. İhap Hulusi benim için, şair Orhan Veli'yi kıskandırırcasına, rakı şişesinde ölümsüzleşmeye en yaklaşan adamdır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Not 2:&lt;/span&gt; Bir sürü rakı üreten firma var. Bir seriye Orhan Veli'nin adı verilse, şairi yattığı yerde mutlu etmezler mi acep?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Not 3:&lt;/span&gt; Bugün evde bayram temizliği vardı ve ben yaklaşık 10 yıldır göze alamadığım bir işe girişerek, yıllardır bir kenarda biriktirdiğim disket ve CD'lerin temizliği işine girdim. Neler buldum neler! Aldus Pagemaker 2.0'lar mı istersiniz, disketle yüklenen Windows 3.0'lar mı? Örneğin bu yazı, 1997 yılında çalıştığım dergiden ayrılırken tüm yazılarımı kaydettiğim bir disketten çıktı! O zamanlar çalıştığım dergide, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;X-write&lt;/span&gt; programını çalıştıran aptal terminaller kullanıyorduk. Orada kaydettiğim dosyayı bugün açabiliyorum ama hâlâ bu siteyi Internet Explorer'da düzgün göstertemiyorum! Seni öpüyorum Bill Gates...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113096334737627717?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113096334737627717/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113096334737627717' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113096334737627717'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113096334737627717'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/11/erefinize-usta.html' title='Şerefinize usta!'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113077100238358275</id><published>2005-10-31T23:47:00.000+02:00</published><updated>2005-11-01T00:00:07.943+02:00</updated><title type='text'>"Yağmur herkesi ıslatır"</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/foto%C4%9Fraf" rel="tag"&gt;fotoğraf&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22francesco%2Bzizola%22" rel="tag"&gt;francesco zizola&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/hayat" rel="tag"&gt;hayat&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/francesco%20zizola%20-ucurtma.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 12); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/francesco%20zizola%20-ucurtma.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;1998 kışı. Hatta tam bir tarih vermek gerekirse, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;30 Ekim 1998&lt;/span&gt;... İstanbul'da bugün yağan yağmurun çok daha beteri, o gün üstümüze üstümüze yağıyordu. Üç hafta kadar önce, mesleki yaşamımın en büyük başarısını gerçekleştirmiş, Benetton'un Türkiye'deki tekstil fabrikalarına sızarak, içerde çalışan çocuk işçilerin fotoğraflarını çekmeyi başarmıştık. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Bildirgesi'nin 50. yıldönümü dolayısıyla, 1998 yılı "zero-dodici" (0-12 yaş grubu)  koleksiyonunun gelirinin önemli bir kısmını dünya üzerindeki kimsesiz çocuklara bağışlayan Benetton'un, Türkiye'de "sadece kendisine üretim yapan" fabrikalarda çocuk işçi çalıştırıyor olması, gerçekten büyük haberdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu haberin ne kadar "büyük" olduğunu, 1999 yılında, İtalya'da haberi birlikte yaptığımız &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Riccardo Orizio &lt;/span&gt;ile birlikte "Yılın Araştırmacı Gazetecilik Ödülü"ne aday gösterilmemizle anlayacaktık... O yıl, ünlü fotoğrafçı &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Oliviero Toscani&lt;/span&gt;,  Benetton ile yollarını ayıracak ve Benetton Grubu ile aramızda tam dört yıl sürecek sancılı bir dava süreci başlayacaktı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Corriere Della Sera, tarihinde çok az kere yaptığı bir sayfa düzenine geçerek, çift sayfa kapaktan (Yani birinci ve üçüncü sayfaları bu konuya ayırarak) bombayı patlatmıştı. Patlatmıştı patlatmasına ama, Benetton Grubu'nun "Bu bir yalan haberdir" savunması üzerine üzerimizde şüphe bulutları oluşmuştu! Her önüne gelen, olayı bir de "kendi gözüyle" görmek istiyordu! İyi ama olay patlamış ve aradan üç hafta geçmiş... İçerde çocuk mu kalır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece rakip gazeteciler değil, artık kendi grubumuz içinde de şüpheyle bakılmaya başlanmıştı bu habere... Çaresiz kaldık ve fabrikanın içinde fotoğraflarını aldığımız çocukların peşine düşmeye başladık. (Bazılarını ilerde Türkiye'nin öbür ucunda, Diyarbakır'da bulacaktık. Apar topar ailelerinin eline üç-beş kuruş verilerek, memleketlerine gönderilmişti bu çocuklar...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Francesco Zizola&lt;/span&gt; ile o günlerde tanıştık. Corriere Della Sera'nın da bağlı olduğu grubun haftalık haber dergisi Panorama, dünyaca ünlü fotoğrafçı Zizola ile anlaşarak, bizden bu fabrikalara tekrar girmemizi istemişti! Bunun anlamı şuydu: Ya bu çocukları bulacak ve haberimizin doğruluğunu kendi grubumuza ispat edecektik ya da hayatımızın geri kalanını "limon satmakla" geçirecektik!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi ama kim bu Francesco Zizola? Kendisinin kim olduğunu ve Türkiye'ye neden gönderildiğini sonradan anlayacaktım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;br /&gt;Yer: İstanbul-İkitelli'de bir tekstil atölyesi&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;br /&gt;Zaman: 30 Ekim 1998&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Francesco Zizola, bir Panorama editörünü, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Angelo Pergolini&lt;/span&gt;'yi beraberinde getirmişti. Angelo, "uydurma bir haber" yaptığımızdan emin olarak İstanbul'a ayak basmış ve tavırlarıyla son 10 gün boyunca hayatı bana zehir etmişti. 10 gündür boşa kürek çekip, hiçbir çocuğu bulamadığımız gibi, Benetton'a çalışan hiçbir tekstil atölyesine de girememiştik! İstanbul'un tüm tekstil atölyeleri alarma geçmişti ve bizim önceki numaramız olan "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Türkiye'de fason üretim olanaklarını araştıran İtalyan işadamı&lt;/span&gt;" mizansenini artık kimse yemiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10. gün, Benetton'un içindeki haber kaynaklarımızdan biri bizi aradı: "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Ali Bey, bütün çocuklar işten çıkarıldı ama İkitelli'deki bir atölyede bu çocukların bir kısmı tekrar işe başlamış. İş yetişmediğinden, o atölyede çalıştırıyorlarmış çocukları!&lt;/span&gt;" &lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;(*)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi ama oraya nasıl gireceğiz? Elimizde fotoğraf makinesiyle girdik diyelim... Aynı çocuklar oradaysa beni tanıyabilirler! Bu, o dakikada oracıkta alnımızın ortasından vurulmamıza dahi yol açabilir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımın en zor günüydü. Francesco, "Sen girme işini bana bırak" dedi. İyi ama nasıl?  Hiçbir ön hazırlık yapmaksızın İkitelli'deki bu atölyenin önüne gittik. Fabrikanın önüne vardığımızda, Francesco "Şimdi seninle biraz ıslanacağız" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıktaydık ve bugün İstanbul'da yağan sağanaktan çok daha beter bir yağmur, üstümüze üstümüze yağıyordu! Dışarda yağan yağmur bizi iç çamaşırlarımıza kadar ıslatmıştı, atölyeden dışarı bakan meraklı gözler, biri yabancı iki kişiyi merak etmeye başlamışlardı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kardeş, ne bekliyorsunuz orada?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zizola, küçük oyununa başlamıştı. Yakınlardaki bir arkadaşa misafir olarak geldiğimizi, ancak telefonla çağırdığımız taksinin geciktiğini anlattı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Abi, yağmurlu havada taksici çağrılır mı İstanbul'da! Çakal, iyi iş bulmuşsa sizi unutmuştur bile!&lt;br /&gt;- Peki, buradan taksi geçer mi?&lt;br /&gt;- Ne taksisi! Buraya kurt inmediğine şükretsin!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Francesco'ya bunu tercüme etmemle, acınacak halimize hep beraber gülmeye başladık. Atölyenin kapısında bizimle eğlenen işçilerin sayısı artmaya, karşılıklı sigaralar yakılmaya, ince belli bardakta çaylar gelmeye başlamıştı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Abi içerde soba yanıyor, şöyle içeri girin de kemikleriniz ısınsın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Kural 1: &lt;/span&gt;Karşı taraftan beklediğin teklif yapıldığında, hemen kabul etme. Bırak biraz ısrar etsinler...&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;- Hiç rahatsız etmeyelim be!&lt;br /&gt;- Olur mu öyle şey! Hem arkadaş turist, misafirimiz sayılır. Ülkesine gittiğinde beni yağmur altında bıraktılar demesin!&lt;br /&gt;- Abi sizi işinizden etmeyelim!&lt;br /&gt;- Gel ya içeri! Amma nazlandınız siz de!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim dahi inanamadığım bir şekilde içeri giriyoruz. Francesco Zizola'ya İtalyanca sessizce "Sen bu yöntemi bir yerlerde daha önce kullandın değil mi?" diye soruyorum. Francesco gülümsüyor: "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Brezilya'da, kömür madenlerinde...&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;-Peki, nereden biliyordun bizi içeri buyur edeceklerini?&lt;br /&gt;- "Açız" deseydik almazlardı... Çünkü açlığı çok az kişi bilir. Halbuki yağmur herkesi ıslatır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sobanın yanına kuruluyoruz. Sobanın üzerinde demlenen kaçak çaylar demlenirken, Francesco üzerindekileri kurutmak üzere çıkarıyor. Bir palto, bir kazak, ıslanmış bir cüzdan ve içindeki ıslak paralar, bir walkman ve bir de en küçüğünden bir fotoğraf makinesi! Herşey ıslanmış!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Walkman'dan kim anlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Islanmış walkmanı kurtarmaya "gönüllü" hemen birkaç kopil çıkıyor. İşe koyuluyorlar. İşçiler halimize katıla katıla gülüyorlar. Fotoğraf makinesinin hali daha da kötü. Benim dehşet dolu bakışlarımın altında, Francesco, bir avuçiçinden çok daha küçük olan Leica'sını sökmeye başlıyor. Bir, üç, beş derken Leica sayısız parçaya bölünmüştür! Makinesinin ıslanan parçalarını bir tören sessizliğinde kurularken, meraklı gözler onu izlemektedir. Bana bir ömür gibi gelen 15 dakikalık bir seremoninin ardından Leica'sını masanın orta yerinde bırakarak, atölyede dolaşmaya başlar! Çocukların arkada bıraktığı makinesini kurcalaması, onu rahatsız etmemektedir bile...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kural 2:&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;Bundan sonra birinin fotoğrafını çekmek istiyorsan, ona fotoğraf makinenden&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; korkmaması için fırsat tanı. Gerekmese bile makineyi onların gözünün önünde sök ve yeniden birleştir. Bu, 18. yüzyılda kızılderililerin fotoğrafını çekmek isteyen batılı seyyahların kullandığı yöntemiymiş. Bu şekilde yerliler, o kutunun içinde kötü ruhlar olmadığına kendi kendine ikna olurlarmış!&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Aslında hiç var olmayan "taksimizi" beklerken, atölyede yarenliği geliştiriyoruz. İçerisi çocuk işçi dolu ve Benetton için sarı renk montlar dikiliyor... Daha çok büyüklerle takılıyoruz. Bizim "aklımıza getirmediğimiz" soruyu büyüklerden biri soruyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Aga... Buraya kadar geldin. Çayımızı içtin. Bir kare de fotoğrafımızı çekersin herhalde!&lt;br /&gt;- Ok! Ama siz de bizimkini çekeceksiniz!&lt;br /&gt;- Kabul! Sen o arkadaşına söyle, memleketine döndüğünde fotoğrafları bize de göndermeyi unutmasın ama!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşılıklı fotoğraflar çekildikten sonra, çocukların yoğun ısrarı yüzünden "anı niyetine" toplu fotoğraflar da çekilir! Artık istediğimizi elde etmiş durumdayız! Bu atölyenin Benetton'a Türkiye'de çalışan 300 kadar fason şirketten biri olduğunu belgeleyen resmi belgelere de sahibiz. Burada Francesco Zizola'nın çektiği kareler, iki yıl sonra İtalya'daki mahkemede en önemli delillerimizden biri olacaktı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milano'da dört yıl süren mahkemeyi sonuçta kazandık... Mahkeme, Benetton'un Türkiye'deki üretim sürecinde çocuk işçilerin çalıştırılmış olmasını "bir vaka" olarak kabul etti. Bu, Benetton'un dünyadaki "duyarlı şirket" imajına vurulan ilk darbeydi. Sonraki darbeler, Arjantin'de Patagonya köylülerinin elinden arsalarının zorla alınması ve Şili'de kimyasal atıklarla nehirlerin kirletilmesi skandallarıyla gelecekti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mahkeme bize de ceza verdi. Biz, bu sarı montların etiketlerinde "Made In Italy" yazdığını ispatlayamadığımız ve bu nedenle de İtalyan tekstil sanayiinin itibarına leke sürdüğümüz gerekçesiyle, 5.000 avro "para cezasına" çarptırılmıştık!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Francesco Zizola ile sonraki yıllar birkaç kere daha çalıştık. Kendisine World Press Photo ödülü kazandıracak olan Brezilya'daki madenlere nasıl girdiğini, bana çok sonraları anlatacaktı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu da bir başka sefere anlatırım artık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/francesco%20zizola%20-ag.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 12); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/francesco%20zizola%20-ag.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;(*) Not 1: &lt;/span&gt;Burada bir parantez açmam gerekiyor: Tekstil sektöründe çocukların çalıştırılması, sadece ucuz işgücü ihtiyacına değil, bir de "fizyolojik" nedene dayanır. Pantolon iliği, fermuar dikişi, iç kesimlerdeki reşme dikişi gibi zor işlerde, ufak elli çocuk ve kadınlar, erkeklere göre çok daha rahat ve hızlı çalışır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Not 2:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.zizola.com/"&gt;Francesco Zizola&lt;/a&gt;, bugün dünyada en çok sayıda World Press Photo kazanan (&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;yedi adet&lt;/span&gt;) fotoğrafçıdır.&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;First prize, Portraits Singles 2005&lt;br /&gt;Second prize, Daily Life Stories 2002&lt;br /&gt;First prize, General News 1998&lt;br /&gt;Second prize, General News Stories 1998&lt;br /&gt;World Press Photo of the Year 1997&lt;br /&gt;First prize, People Stories 1997&lt;br /&gt;First prize, People in the News Stories 1995&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not 3: &lt;/span&gt;Bu yazıyı, bugün World Press Photo'yu bizlere anımsatan  &lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Emeren/blog/?file=insanligin-50-yili.txt"&gt;A. Murat Eren&lt;/a&gt; ve sevgili eşi &lt;a href="http://biyolokum.blogspot.com/2005/10/50-yln-korkun-gerekleri.html"&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;Duygu Özpolat Eren&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; için  yazdım. İyi fotoğrafçıların tele-objektifleri ile soteye yatanlar değil, insanların içine girenler olduğunu anlatmak için kaleme alınmıştır...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113077100238358275?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113077100238358275/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113077100238358275' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113077100238358275'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113077100238358275'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/yamur-herkesi-slatr.html' title='&quot;Yağmur herkesi ıslatır&quot;'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113058029907540195</id><published>2005-10-29T13:00:00.000+03:00</published><updated>2005-10-29T16:03:32.650+03:00</updated><title type='text'>Google, medeniyetin sonu mu?</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/google" rel="tag"&gt;google&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/teknoloji" rel="tag"&gt;teknoloji&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22umberto%2Beco%22" rel="tag"&gt;umberto eco&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Google.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Google.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Çoğu meslektaşımın aksine, interneti Google marifetiyle didiklemek yerine kamusal ve özel kütüphaneleri tavaf eden biriyim. Kütüphaneler son derece ilginç yerlerdir, hiçbir arama motoruna sığmayacak bilgileri içlerinde taşırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi arama motoru bize 17. yüzyılda, İstanbul'da yaşayan bir berberin günlük yaşamını verebilir ki? Biraz daha bu dünyaya dair bir örnekle gidelim: Önce internet, ardından da Google marifetiyle bugünlere gelen "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;dijital bilgi çağı devrimi&lt;/span&gt;"; bırakın 17. yüzyılı, bize &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Aziz Nesin&lt;/span&gt; ve &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Yaşar Kemal&lt;/span&gt; hakkında bile ansiklopedik birkaç bilgi kırıntısından fazlasını veremiyor bugün! Vermesini beklemek  de anlamsızdır, çünkü 5.000 yıllık insanlık tarihinin yazılı kısmının sadece son 15 yıllık kısmını, onu da eksik ve karmaşık bir şekilde endekslemiştir! Kaba bir deyişle, insanlık tarihinin sadece 3000'de birini içerir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Niye mi bunu anlattım? Kütüphanelerin Google'dan üstün olduklarını söylemek için değil elbette. Böyle bir şeyi söylemek, elmalar ile armutları karıştırmak olur sadece... Ama kütüphanelerin gün geçtikçe ziyaretçilerinin azaldığını, ilkokul kopillerinin bile ev ödevlerini Google ile yaptıklarını görmeye başladım da ondan!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse konuyu fazla uzatmadan, konuyu &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Umberto Eco&lt;/span&gt;'nun bir yazısında yazdığı örnekle bitirmek istiyorum. Sıkı bir Ortaçağ uzmanı olan Eco, insanlık tarihinin en karanlık dönemlerinden biri olan bu çağın hazırlayıcılarından biri olarak, 7-8. yüzyıllarda ceylan derisinden yapılan parşömenleri yediği için hızla beslenerek bir popülasyon patlaması yaşayan bir çeşit kitap kurdunu (Yanılmıyorsam &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Stegobium paniceum&lt;/span&gt; -AI) gösterir. Gerçekten de çok sayıda el yazmasının bir daha geri dönmemek üzere kaybolduğu 7. ve 8. yüzyıllar, Ortaçağ'ın kurumsallaşmaya başladığı, savaşlar ve kavimler göçü dolayısıyla pek çok klasik eserin yok edildiği bir dönemdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eco bizi şaşırtan soruyu tam da burada sorar: "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;20. yüzyılın kurtçuklarının bilgisayar virüsleri olduğunu kabul edersek, her geçen gün daha fazla miktarda sayısal ortama taşınan bilgi dağarcığımızın aslında büyük bir risk altında olduğunu söyleyemez miyiz?&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eco'nun sorusu şaşırtıcı olduğu kadar, düşündürücüdür de... Şimdiye kadar gördüklerimizden çok daha güçlü ve yok edici özelliklere sahip bir bilgisayar virüsü, insanlığı "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;modern bir Ortaçağ&lt;/span&gt;"a götürebilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim buna verecek bir cevabım yok. İyisi mi, virüsler medeniyetimizi yok etmeden önce, kütüphanelerin keyfini olabildiğince çıkarmak! Bu haftasonu yolu bir kütüphaneye düşecek olanlara, en sevdiğim beş kütüphaneyi anlatayım dedim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;1- İstanbul Kitaplığı:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Çelik Gülersoy'un İstanbul'a dair 20.000 kitap ve elyazmasını bir araya toparladığı bu kütüphane, tarih meraklılarına rahatsız edilmeden çalışma imkânı sunuyor. Biraz samimiyet kurduktan sonra vakfın teras katındaki kafeteryasından çay bile getirtebiliyorsunuz içeri!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;2- Ezine Halk Kütüphanesi:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Çarşı'nın hemen yanında, bir apartmanın bilmem kaçıncı katındaki bu sessiz mekân, gözden ırak olduğu için pek kimsecikleri ağırlamaz. Bozcaada'ya biri sabahın köründe, biri akşama doğru sadece iki vapurun çalıştığı günlerde, uzun yaz günlerini burada geçirirdim...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;3- Beyazıt Kütüphanesi: &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Yenilendikten sonra bende bir şeylerin eksildiğini hissetmeme neden olan Beyazıt Kütüphanesi, içinde ne ararsanız bulabileceğiniz bir kaynaktır. Çalışanları da bir devlet dairesinde alıştığınızın aksine, her daim güleryüzlüdür. Mermer havuzlu arka bahçesi, yaz aylarının vazgeçilmezidir benim için.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;4- Sermet Çifter Kütüphanesi: &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;"Keşke her kütüphane böyle olsa" dedirten bir yerdir burası... Yapı Kredi Bankası'nın kültür sanat yatırımları geleneğinin en güzel meyvesi olan bu mekâna gitmeden önce, merak ettiğiniz konuya dair "&lt;/span&gt;&lt;a style="color: rgb(51, 51, 255);" href="http://193.254.228.71/Yordam.htm"&gt;online arama&lt;/a&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;" yapıp, kitabın hangi rafta durduğunu bile öğrenebiliyorsunuz. İstiklal Caddesi üzerinde, Kazım Taşkent'in üstünde.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;5- Topkapı Sarayı Kütüphanesi:&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Bu beş kütüphane içinde asıl aşık olduğum, bazı kitapları elleyebilmek için bile bazen günlerce dil döktüğüm, 18.500 civarında el yazmasını içinde barındıran muhteşem mekân. Oraya her gittiğimde Tanrı'ya, Latince'den beni üç yıl boyunca ikmale bıraktırdığı için şükrederim. Kızgınlığım ise Osmanlıca'nın elenikasını bildiği halde, bana "anadili"ni öğretmeyen annemedir. Evet, benim annem Fars kökenlidir, oğlu ise Farsça'yı "çat pat" konuşabildiği halde okumasını henüz sökememiş bir "eşek kafalı"dır...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Benim kütüphanelerim işte bunlar... Ya sizinkiler?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113058029907540195?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113058029907540195/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113058029907540195' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113058029907540195'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113058029907540195'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/google-medeniyetin-sonu-mu.html' title='Google, medeniyetin sonu mu?'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113040448636845539</id><published>2005-10-28T11:33:00.000+03:00</published><updated>2005-10-29T02:52:21.083+03:00</updated><title type='text'>Kendini Commonist sanmak!</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22creative%2Bcommons%22" rel="tag"&gt;creative commons&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22dylan%2Bdog%22" rel="tag"&gt;dylan dog&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/marx" rel="tag"&gt;marx&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/marxist%20lennonist.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 0, 102); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/marxist%20lennonist.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Son günlerde acayip eğleniyorum. Arkadaşın biri işi gücü bırakmış, Copyleft'e ve Creative Commons'a dair dehşetengiz bir yazı dizisi yazıyor. Kısa bir süre önce "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Korsan kitaplara karşı çıkan Marksistler de varmış!&lt;/span&gt;" gibi bir başyapıta imza da atan bu arkadaşı ciddiye alacak falan değilim elbet...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de Creative Commons ve GPL dair yapılan hiçbir toplantıda kendisini göremediğimiz bu arkadaş, son olarak "Commonist" lafına ve kızıl renk CC logolarına takmış. "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Kendilerini komünist sananlar&lt;/span&gt;" diye uzunca da bir yazı yazdı... :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Off offf! Geçtiğimiz günlerde Ortadoğu gazetesi tarafından "İstanbul'u Yunan'a vermek isteyen, dış mihrakların &lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/sevgi-kelebei-mhp.html"&gt;AB uzantılı maşası&lt;/a&gt;" ilan edilmiştim, şimdi de komünist olduk! Yazıdan anladığım kadarıyla, tam komünist de değilmişiz, kendimizi öyle sanıyormuşuz! Üstüne üstlük sadece ben değil, geçen CC toplantısına katılan tüm ekip zan altında! &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İbne gibin, puşt gibin&lt;/span&gt; bişii'yiz yani... (*)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle birisinin bu arkadaşa her gördüğü CC'nin Sovyetler Birliği'nin CCCP'si olmadığını anlatması lazım. O logo eski Aeroflot'un sembolüydü ve Bill Gates abimizin Creative Commons için "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Bırakın bu komünist ayaklarını&lt;/span&gt;" mealinde bir takım laflar etmesi üzerine, mizahi bir unsur olarak yapıldı, hızla benimsendi. Komünizm ile bir latifeden öte bir ilişkisi yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Commonist" olmaya gelince. Bu da hoş bir kelime oyunundan başka bir şey değil. İnsanoğlu ironiden nasibini almamışsa, elbet böyle yanlış anlamalar olabiliyor. Öncelikle "Commonist" olmakla vurguladığımız "masum şey", materyalist diyalektik ve marksist ekonomi politika falan değil. Creative Commons tamlamasının ikinci kelimesi "Common"ın ta kendisi. Bu kadar basit! Komplo teorileri kurmaya, sayfalar dolusu "komik" tahliller attırmaya gerek yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstüne üstlük, bu arkadaş, bugüne dek yapılan GPL ve Creative Commons toplantılarına zahmet edip gelmiş olsaydı, bu iki lisansı birbirinden kesin çizgilerle ayırdığımızı, CC'nin "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;share-alike&lt;/span&gt;"lı sürümlerinin dışındaki türevlerinin "&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Share-alike"&gt;copyleft uyumlu&lt;/a&gt;" olmadığını sık sık vurguladığımızı bilirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada buraya kişisel bir not daha yazayım. Creative Commons'ı "copyleft uyumu" için değil, GFDL'e kıyasla çok daha kullanışlı ve esnek olmasından ötürü seviyoruz. GFDL'in eksiklerini kapatan, ihtiyaçlarınıza göre kolaylıkla eğip bükebileceğiniz ve bana göre çok daha anlaşılır bir lisanslama modelidir CC...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada küçük bir itirafta bulunmam gerekiyor. Geçtiğimiz hafta &lt;a href="http://www.fazlamesai.net/index.php"&gt;Fazlamesai&lt;/a&gt;'den Boran Puhaloğlu, benden GPL-CC haber grubu için alternatif isim önerileri istediğinde, ilk önerim "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Marxist-Lennonist Commonist Party&lt;/span&gt;" olmuştu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kere biz hepimiz &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;John Lennon&lt;/span&gt;'u çok seviyoruz. Marksistliğe gelince, en sıkısından &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Groucho Marx&lt;/span&gt; taraftarıyız! İşin Commonist kısmını da yukarda anlattık zaten...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası fena yakalandık. İbne gibin, puşt gibin bişiiyiz anlayacağınız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;* Not 1:&lt;/span&gt; Kemal Sunal "Kibar Feyzo" filminde ağası rolündeki Şener Şen'e "faşist" kelimesinin tarifini böyle yapar: "Ağam, böle ibne gibin puşt gibin bişiii..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Not 2&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;:&lt;/span&gt; "Para sizi mutlu etmez, çünkü mutluluk da zengindir" der Groucho Marx. Kendisiyle henüz tanışmayanlar, Rodeo Yayıncılık'ın çıkardığı Dylan Dog'lardan birini satın almalı...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113040448636845539?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113040448636845539/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113040448636845539' title='14 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113040448636845539'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113040448636845539'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/kendini-commonist-sanmak.html' title='Kendini Commonist sanmak!'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>14</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113034437475498461</id><published>2005-10-26T19:26:00.000+03:00</published><updated>2005-10-26T19:51:45.396+03:00</updated><title type='text'>Yeni hayat</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/hayat" rel="tag"&gt;hayat&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/640/le%20figaro%20-%20tenten.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/le%20figaro%20-%20tenten.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yeni bir yaşam saat 11'de uyanabilmek demekmiş. Dün bunu öğrendim. Evde kediyle oynayabilecek enerjiyi kendinde bulabilmek, uzun süredir ertelediğin şeylerin birdenbire aklına gelmesi demekmiş. Sokakta acelesi olmadan yürüyebilmek, aylardır ilk defa gökyüzündeki bulutların şekline bakıp bakıp şekiller çıkartmaya çalışmak demekmiş....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazartesi günü son kez dergiye gittim. Eşyalarımı toparladım, dostlara müjdeyi verdim: "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Ben ayrıldım!&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes şaka yaptığımı düşündü. Ciddiydim... "Neden" diye sorduklarında, iki cevabım vardı. Birincisi, Focus'un iç işleyişine ilişkin ve burada size açmayacağım sıkıntılara dairdi. Dergi içinde yaşanan sorunlar, sonuçta nesnel olmayan, öznel sıkıntılardır. Sizin durduğunuz yerden pek çok şey size artık "mide bulandırıcı" geliyor olabilir. Tabii, bu tamamen sizin "durduğunuz yer" ile ilişkili bir kavram. Yanılıyor da olabilirsiniz elbet...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci cevabım ise ayakları çok daha az yere basmasına rağmen, kime söylediysem karşımdaki meslektaşımı derin bir suskunluğa gömülmesine neden olan bir cümleydi: "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Bu şekilde yaşlanmaktan korkuyorum!&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, insanlar bu şekilde yaşlanmamalı... Camdan baktığınızda, bir tuğla ve çimento ormanı ile yüzyüze geldiğiniz, çoğu yönetici için sadece bir muhasebe kaydı olduğunuz, haber yapmak için şehre inmek zorunda kaldığınızda en az iki saat öncesinden "araç istek formu" yazmak zorunda olduğunuz bir yerdir İkitelli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, o halde insanlar neden İkitelli'de çalışırlar? &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Başka şansları yoktur da ondan&lt;/span&gt;! Yenibosna-İkitelli hattındaki altı-yedi binada (Merkez, Hürriyet, Milliyet, Star ve diğerleri) Türk medyasının yaklaşık yüzde 70'i toplanmıştır! Her yıl okullardan "on binlerce" genç, "diplomalı gazeteci" sıfatıyla mezun oluyor. Bu rakam, üç aşağı beş yukarı, İstanbul'da her yıl "berberlik ve kuaförlük" meslek okullarından çıkan berber kalfalarının sayısına eşittir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her mahallede en az bir berber kalfasının olduğunu, hepimiz biliriz... Peki, evinde işsiz oturan ya da "ne iş olursa yaparım" diyen gazeteciden haberimiz var mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de dergi okuma kültürünün yerleşmemiş olması, çok ilginç bir sosyolojik araştırma konusu olabilir. Bu ülkede dergi okunmamasını çok farklı nedenlere; örneğin Türkiye'de gerçek bir "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;burjuvazi&lt;/span&gt;"nin oluşmamasına, mevcut eğitim sisteminin insanların içindeki "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;merak&lt;/span&gt;" duygusunu öldürmesine, medyanın halktan kopuk olmasına hatta basının dergiciliği "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;yanlış konumlandırması&lt;/span&gt;"na kadar uzanan sayısız nedene bağlayabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben size Türkiye'de dergiciliğin gelişmemesinin pek konuşulmayan nedenlerinden birini söyleyeyim mi? &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İşsiz kalma korkusu&lt;/span&gt;! Evet, gariptir ama böyle... Dergilerin yayın yönetmenleri, yazı işleri müdürleri ve hatta muhabirler "cesur işler" yapmaktan, riske girmekten ve bunun için gerekirse üst yönetimle kavga etmekten korkarlar! Ödleri patlar! Ama kişisel becerileri ama eş-dost ilişkisi ile oturdukları koltukları riske etmekten korkarlar. Üst yönetimle papaz olup başarıya yürümektense, yurtdışında 15 kişilik -ve çok sağlam- bir kadroyla çıkartılan derginin Türkiye edisyonunu, içerde çalışan zavallı üç kişinin sırtına yüklemek daha kolaydır çünkü!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsmi lazım değil, Hürriyet'in çok ünlü bir köşeyazarı, bir dost muhabbeti sırasında "&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Ali bak sen bilim dergisindensin bilirsin&lt;/span&gt;" demişti, ".&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;..burası doğal seleksiyon yasasının en geçerli olduğu yerdir. İyiler ve yetenekliler küstürülüp kaçırılır, kala kala yeteneksizler kalır. Haa, bir de bu mesleğe gerçekten aşık olduğu için buradan ayrılamayan, yetenekli ama beceriksizler sınıfı vardır...&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birçoklarının gözünde bir delilik ettiğimin farkındayım. Hürriyet Medya Towers binasının yedinci katının hırçın, sık sık birileriyle kavga eden ve herkes işten çıktıktan sonra akşam 11-12'lere kadar çalışan, deli yazı işleri müdürü istifasını verdi! Hem de kendisine alabilmesinin yollarının açıldığı yasal tazminatını da içerde bırakarak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, ne yapacak şimdi? Hemen söyleyeyim. Cihangir'de bahçeli güzel bir ofiste oturuyor şimdi. Eğer başarabilirse, İtalya'nın çok önemli bir gazetesinin Türkiye temsilcisi olarak yakın bir gelecekte yeni görevine başlayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Bina&lt;/span&gt;"da kalanlara selam olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not 1: &lt;/span&gt;Focus'u mesleki yaşamımın en güzel anılarından biri olarak anacağım. Özellikle de Umida Salih ve Feyzi Öktem ile çalıştığım dönemini... Umarım, Focus'un gelecekte 20'inci, 40'uncu yaşına bastığı günleri de görürüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not 2: &lt;/span&gt;Telefonum sitede bir yerlerde yazıyor. Yolu Cihangir'den geçen arkadaşlar bir çayımı içmeye gelebilir artık :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Not 3: &lt;/span&gt;Yukardaki resim, 2002 yılında Fransız Le Figaro  dergisi tarafından "Yüzyılın Gazetecisi" seçilen arkadaşa ait.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113034437475498461?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113034437475498461/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113034437475498461' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113034437475498461'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113034437475498461'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/yeni-hayat_26.html' title='Yeni hayat'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-113000105741724741</id><published>2005-10-23T22:09:00.000+03:00</published><updated>2005-10-23T11:07:37.006+03:00</updated><title type='text'>Arbeit Macht Frei!</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/hayat" rel="tag"&gt;hayat&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/arbeit%20macht%20frei.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 12); margin: 2px;" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/arbeit%20macht%20frei.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Artık Focus dergisi için çalışmıyorum. Nedenini, nasılını bir gün yine buradan anlatırım size...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görünen o ki, kendime yeni bir iş bulmam gerekiyor. Belki tekrar İtalyan basını için çalışmaya başlarım, belki de kafamdaki kitabı yazarken sağa sola telifli işler yaparım. Kafamdaki diğer işlerden biriyse, Linux ile ilgili...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Focus'a bundan sonraki yayın hayatında başarılar dilerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkese geçmiş olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-113000105741724741?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/113000105741724741/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=113000105741724741' title='16 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113000105741724741'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/113000105741724741'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/arbeit-macht-frei.html' title='Arbeit Macht Frei!'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>16</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-112983234286036389</id><published>2005-10-20T20:15:00.000+03:00</published><updated>2005-10-20T22:33:50.606+03:00</updated><title type='text'>Palm'in bittiği an</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/windows" rel="tag"&gt;windows&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/palm" rel="tag"&gt;palm&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/palmin%20bittigi%20an.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/palmin%20bittigi%20an.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ajanstan önünüze düşen bazı haberler, bazı fotoğraflar vardır. Canınızı acıtır. Bugün önüme düşen bu kare de öyle bir fotoğraf...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Boy sırasıyla" söylemek gerekirse; Bill Gates, Palm CEO'su Ed Colligan ve Verizon Wireless CEO'su Denny Strigl kameralara bakıp "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;En kötü günümüz böyle olsun!&lt;/span&gt;" pozu vermişler. Ellerinde Microsoft Windows Mobile yüklü Palm Treo'lar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah rahmet eylesin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-112983234286036389?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/112983234286036389/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=112983234286036389' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112983234286036389'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112983234286036389'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/palmin-bittii.html' title='Palm&apos;in bittiği an'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-112975200629597582</id><published>2005-10-19T23:31:00.000+03:00</published><updated>2005-11-30T01:01:47.140+02:00</updated><title type='text'>Açık yazılım bahane, eğlence şahane!</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/gpl" rel="tag"&gt;gpl&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22open%2Boffice%22" rel="tag"&gt;open office&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/open%20office%20party.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(204, 0, 204); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/open%20office%20party.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir yerlerde toplanmaktan siz sıkıldınız mı bilmem ama ne yalan söyleyeyim, ben çok eğleniyorum. &lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/son-yllarn-en-gzel-toplants.html"&gt;Geçen toplantının&lt;/a&gt; son derece verimli geçmesi, bizleri epey bir cesaretlendirdiğinden, dünya ile aynı anda&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;(*)&lt;/span&gt; bir OpenOffice 2.0 partisi yapmaya karar verdik!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şaka bir yana, OpenOffice'in hem 5. yılını hem de 2.0 sürümünü kutlamak "bahane"miz olacak. Asıl amacımız, açık yazılım bilincini ve dayanışmasını yaygınlaştırmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, neler olacak bu partide? &lt;a href="http://arda.linuxmarket.org/archives/25"&gt;Arda Çetin&lt;/a&gt; sayesinde GPL-CC toplantısına kıyasla çok daha iyi hazırlandığımızı söyleyebilirim. Katılımcı sayısına göre büyüyecek bir pasta yaptırılacak bir kere... Hani bir mucize olur da, Kafka Cafe'yi tıka basa dolduracak kadar katılımcıyı toplarsak, pasta içine dansöz koymak gibi "güzellikleri" bile düşünebiliriz :).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelen her katılımcıya bir adet fırından yeni çıkmış OpenOffice 2.0  CD'si de verilecek elbet... Bu toplantının "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;müflis sponsoru&lt;/span&gt;" Focus Dergisi adına da bir sürprizimiz olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Katılımın ücretsiz olduğu partide, herkes kendi yediği içtiğinden sorumlu olacak. Son bir ricamız daha var: Partiye katılmak isteyenler &lt;a href="http://oooturkiye.blogspot.com/"&gt;OpenOffice blog sitesine&lt;/a&gt; adlarını bırakırsa, partinin organizasyonu büyük ölçüde kolaylaşacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;(*) Not:&lt;/span&gt; OpenOffice'in yeni sürümü sadece 22'si değil, gelecek hafta boyunca tüm dünyada kutlanacak. Cumartesi günü Boston ve Milano'da, pazar günü Moskova'da birer parti var. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-112975200629597582?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/112975200629597582/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=112975200629597582' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112975200629597582'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112975200629597582'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/ak-yazlm-bahane-elence-ahane.html' title='Açık yazılım bahane, eğlence şahane!'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-112966837880801344</id><published>2005-10-18T22:56:00.000+03:00</published><updated>2005-10-19T02:17:03.363+03:00</updated><title type='text'>Sevgi kelebeği MHP!</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/istanbul" rel="tag"&gt;istanbul&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/politika" rel="tag"&gt;politika&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/k%C3%BClt%C3%BCr" rel="tag"&gt;kültür&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/onlar%20neden%20anlar1.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 0, 102); margin: 2px;" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/onlar%20neden%20anlar1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bugünkü Ortadoğu gazetesinde -Hemen söyleyeyim, MHP'nin yayın organıdır kendileri- bendeniz Ali Işıngör, "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İstanbul'u Yunan'a geri vermek isteyen, dış mihrakların AB uzantılı maşası&lt;/span&gt;" olarak yer aldım!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vallahi şaka değil! Sabah henüz uyku mahmurluğunu atamamış bir halde işe gelmiş, ekranla birbirimize boş boş gözlerle bakma faslına dahi geçmemişken, genel yayın yönetmenimiz Özgür Atanur'un şuh kahkahasıyla kendime geldim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Oğlum Ali, Ortadoğu gazetesi çeyrek sayfa senden bahsediyor bugün! Seni hedef göstermişler, memleketi parçalıyormuşsun!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yalan söyleyeyim, yazıyı okudum ve ne demeye çalıştıklarını anlamadım! Yazının başı benim hazırladığım "&lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/09/geerken-hayal-edilen-yer.html"&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;Kayıp kentin&lt;/span&gt; sokak haritası&lt;/a&gt;" kitapçığının sanki bir "reklam metniymiş" gibi giderken, sonu Ali Işıngör'ün İstanbul'u Yunanistan'a ya da ne bileyim Vatikan'a &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;hediye etmeyi hedeflemesi&lt;/span&gt; ile bitiyordu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bunu niye ciddiye aldığımı sorabilirsiniz. Aslında almıyorum da... Ama şu soru sabahtan beri kafama takılmıyor değil: "Madem İstanbul'un biz Türkler'den önceki geçmişi sizi bu kadar rahatsız ediyor, o halde neden fethini her yıl törenlerle kutluyorsunuz? Her yıl Topkapı surlarına çıkıp, elde kılıçlarla neden bu kenti yeniden fethediyorsunuz? Gizli bir mazohizmden dolayı ya da aslında hâlâ bilinçaltında sizin olmadığını düşünmenizden ötürü mü?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halbuki o kitapçıkta şunu anlattığımı düşünüyordum. İstanbul bir imparatorluklar şehridir ve bugün üzerinde "son imparatorları" yani bizler oturuyoruz... Roma'dan gelen, Bizans ile devam eden, Osmanlı ile doruğa çıkan bu kentin tarihini anımsamak, olsa olsa kenti ve şimdiki sahiplerini onurlandırır! Üzerinde oturduğunuz toprak parçası, sadece Osmanlı'nın değil, 2.000 yıl boyunca tüm dünyanın merkeziydi! Arkadaşlar şimdi söyleyeceğim şaka değil. Bugün Yerebatan Sarnıcı'nın yanındaki o taş sütun yani Milion Taşı, oraya &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;dünyanın merkezini&lt;/span&gt; göstermesi için konmuştu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında bir şey daha aklıma geliyor ama... Söylemeye dilim varmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yoksa, o hiç sevmediğiniz Roma'nın ve Bizans'ın "gerçek mirasçıları" olduğunuzu hatırlattığı için mi İstanbul'u sevmiyorsunuz?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada &lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005_09_01_burkinafasafiso_archive.html"&gt;Pardus kapağı&lt;/a&gt; yüzünden bir Microsoft sertifikalı sistem mühendisinden hayatımdaki en garip okur mektuplarından birini aldım. İsmi bende saklı bu güzide sistem mühendisimiz, Pardus'un bir Knoppix klonu olduğunu (?), dolayısıyla Linux'un "suyunun suyunun suyu" olduğunu ciddi ciddi savunuyordu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin garibi, bunları yazan arkadaşın aynı zamanda bir Microsoft eğitimcisi olmasıydı! Sabrım günlük "istiab haddini" fazlasıyla aşmış olduğundan, oturup sert bir cevap yazdım. Arkadaşlar, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;MCSE&lt;/span&gt; olmak bu kadar "naylon"laştı mı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-112966837880801344?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/112966837880801344/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=112966837880801344' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112966837880801344'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112966837880801344'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/sevgi-kelebei-mhp.html' title='Sevgi kelebeği MHP!'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-112953463639687353</id><published>2005-10-17T11:28:00.000+03:00</published><updated>2005-10-17T21:03:21.240+03:00</updated><title type='text'>Vespa satın alanlar, günah işler!</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/motosiklet" rel="tag"&gt;motosiklet&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/hayat" rel="tag"&gt;hayat&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/vespa%20gts%20250.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 12); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/vespa%20gts%20250.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dinler mitolojisi ilginç bir konudur, kurcalamaya kalktığınızda sizi ya içine alıp 72 bin âlemin sırrına ya da heretikliğe (tanrı tanımaz) iter. Dinler mitolojisi son derece keyifli olmasının dışında, demin yukarda bahsettiğim tehlikeleri de içerir. Özellikle de üç büyük dinin etimolojik, kültürel, tarihsel kökenlerini kurcalamaya kalktığınızda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç büyük dinin birbirine en çok yaklaştığı bölümler, üç büyük peygamberden önce gönderilen "küçük peygamberler", tufan ve yaradılış efsanelerinin anlatıldığı bölümlerdir. Üç aşağı beş yukarı, Hz. Adem ile Havva'nın cennetten kovulması öyküsü, üç dinde de aynıdır. Bir yılan şekline giren şeytan, Hz. Adem'i kandırabilmek için Havva'nın "kadınsal" merakını kullanır. Bu dini öyküde tek değişen, Hıristiyan mitolojisindeki "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;yasak elma&lt;/span&gt;"nın İslam inancında buğdaya dönüşmüş olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz tehlikeli sularda yüzüp, etimolojiye ne dersiniz? Öyleyse sıkı durun! Havva kelimesiinin etimolojik kökeni, antik İbranice'deki "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;İva&lt;/span&gt;" kelimesine dayanır ki, kelime anlamıyla "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;kötülük&lt;/span&gt;" demektir! Günümüz Arapçası'nda Havva kelimesinin eşanlamlılarından biriyse "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;yalancı&lt;/span&gt;"dır. "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Elma yemek&lt;/span&gt;" kalıbı ise neredeyse tüm batı dillerinde tek bir anlama gelir: "Günah işlemek, seks yapmak".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1968'de İtalya'yı kelimenin tam anlamıyla sarsan yeni bir Vespa modelinin reklamı tam da bu cümleye dayanıyordu... Motosikletiyle son sürat giden yakışıklının arkasındaki kız, düşmemek için çocuğa sıkı sıkı sarılmaktadır. Tabi bu yüzden rüzgârla açılan eteğine de hâkim olamadığı için ortaya bir çift güzel bacak çıkmıştır.  İlanın yanında şu sözler yazılıdır: "Chi compra la Vespa, mangia la mela!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Vespa satın alanlar, elmayı yer&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;!&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vespa firmasının motosikletini satın alanları "elmayı yemek" yani günah işlemekle suçladığı modeli, Vespa'nın &lt;a href="http://www.vespaturkiye.com/modeller/modeller_granturismo200.php"&gt;Granturismo&lt;/a&gt;'&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt;sunun ta kendisidir! 1946'dan beri yuvarlak hatlarıyla kendisine milyonları aşık eden Vespa'nın bu modeli, bu satırların yazarının yıllardır rüyalarına girmektedir! Tamam, yüksek gümrük vergilerinden ötürü Türkiye'deki satış fiyatı 8 milyara yakın bir paradır ama "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;günah işleme&lt;/span&gt;"nin cazibesi, her türlü mantığın ötesindedir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum, Vespa'nın yarı fiyatına Bir Honda Scooter, onun da yarı fiyatına Kanuni marka "iki tekerli düldül" satın alınabilir ama bana söyler misiniz Allah aşkına, bir Vespa'nın yerini ne tutabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/vespa%20granturismo.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 12); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/vespa%20granturismo.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://artistanbul.blogspot.com/"&gt;Eşim&lt;/a&gt; de benim gibi bir Vespa tutkunu. Ama bu bile, benim "günah işlemeye" ne kadar meyilli olduğumu ondan saklamama yetmiyor. Birkaç ay önce aramızda şöyle bir muhabbet geçti aramızda:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;O: Şimdi sen arkana kızları da alırsın bununla...&lt;br /&gt;Ben: Kesinlikle!&lt;br /&gt;O: Demek öyle Ali Bey?&lt;br /&gt;Ben: Aşkım, bak bunun sloganı, "Vespa satın alanlar, günah işler" bir kere... Hem bu yaptığım kötü bir şey değil, hem adı üstünde, "&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:85%;" &gt;peygamber sünneti&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;"!&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-112953463639687353?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/112953463639687353/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=112953463639687353' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112953463639687353'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112953463639687353'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/vespa-satn-alanlar-gnah-iler.html' title='Vespa satın alanlar, günah işler!'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-112932228567503346</id><published>2005-10-15T04:19:00.000+03:00</published><updated>2005-10-15T04:34:33.786+03:00</updated><title type='text'>Mozilla Firefox 1.5'da neler olacak?</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/mozilla" rel="tag"&gt;mozilla&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/firefox.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/firefox.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Mozilla Firefox 1.5'un ilk aday sürümü (release candidate) ayın 28 'inde nihayet karşımızda olacak. Bir aksilik olmazsa, 9 Kasım gibi 1.5'uncu sürümü de göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14 Ekim itibariyle 1.0'dan bu yana &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;3.601&lt;/span&gt; iyileştirme ve düzeltme gören bu sürümde pek çok yenilik var. Bu arada Mozilla geliştiricileri büyük bir "bahar temizliğine" girerek Bugzilla'ya girilen ama doğrulanamayan ya da son bir yıl içinde kimsenin şikayet etmediği &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;9.722&lt;/span&gt; bug'ı "expired" şeklinde işaretlediler. Bu bugların büyük bir kısmının, 1.5'ın çok daha temiz olan kodları yazılırken temizlendiği düşünülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mozilla Firefox'da 1.5'daki yeniliklerin listesi şöyle:&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;Yeni bir &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;"Seçenekler"&lt;/span&gt; arayüzümüz var. Bu yeni pencere, tablara dayanan daha kolay bir arayüze sahip. Cookie (Çerez) yönetimi de büyük ölçüde kolaylaşmış. Her çereze ya da her siteye ayrı bir kural oluşturabiliyorsunuz artık!&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Scalable Vector Graphics&lt;/span&gt; (SVG) desteği.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Clear Private data.&lt;/span&gt; Tarayıcı geçmişi, çerezler, cache, otomatik form girdileri, kayıtlı şifreleri tek bir komutla silip izlerini yok etmek isteyen paranoyaklar için birebir!&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Bfcache.&lt;/span&gt; Aynı oturum içinde İleri ve Geri (Back &amp; Forward) tuşlarına tıkladığında sitenin cacheden gösterilmesi. Bugüne dek sadece Opera'da olan bu özellik, gereksiz yükleme sürelerini sıfıra indiriyor.&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Incremental update&lt;/span&gt;. 1.5'dan itibaren Firefox'u update etmek için yeni sürümün tamamını indirmenize gerek kalmayacak. 400-500 K'lık paketlerle sürüm yükseltilebilecek.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;FTP sitelerine anonim olarak bağlanabilme.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;a href="http://www.mozilla.org/projects/xforms/"&gt;XForms desteği&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yeni eklenti (extension) sistemi. Artık eklentileri tek tek ya da hepsini birden update edebiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sekmelerin (tab) yerini değiştirme ve düzenleyebilme özelliği.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Update notification &lt;a href="http://www.bengoodger.com/software/mb/updatealert.png"&gt;window&lt;/a&gt;.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Mac OS X sistemler ile artan uyumluluk. Dock üzerindeki Firefox logosuna artan sayıda dosya tipini taşıyabiliyorsunuz. Safari Profile Migrator.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Firefox ile düzgün çalışmayan siteleri raporlama aracı.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Pop-up blocker, artık plug-in'leri kullanarak açılan pencereleri de engelliyor. Flash tabanlı pop-up'lara elveda!&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Atom RSS desteği&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;404 hatası gibi uyarılar için yeni uyarı sayfaları.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Download Manager, artık indirilen dosyaların yüzdesini doğru bir şekilde hesaplıyor.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Java Script Console'a yeni ikonlar eklendi, bazı ikonlar elden geçirildi.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yardım (Help) dosyaları baştan yazıldı.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yazma Özellikleri (Print Setup) büyük ölçüde düzeltildi.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Web sayfalarında&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;1.0.x&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;sürümlerine kıyasla&lt;/span&gt; %14 daha hızlı rendering&lt;/span&gt;, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;%12 daha az bellek&lt;/span&gt; (memory) kullanımı&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;Mozilla Firefox'un Türkçe eklentiler sayfası ise &lt;a href="http://eklentiler.mozilla.org.tr/"&gt;şurada&lt;/a&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-112932228567503346?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/112932228567503346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=112932228567503346' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112932228567503346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112932228567503346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/mozilla-firefox-15da-neler-olacak.html' title='Mozilla Firefox 1.5&apos;da neler olacak?'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-112923504727651463</id><published>2005-10-13T22:15:00.000+03:00</published><updated>2005-10-14T02:15:27.113+03:00</updated><title type='text'>En iyi daktiloya sahip fotoğrafçı: Cem Boyner</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/foto%C4%9Fraf" rel="tag"&gt;fotoğraf&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22cem%2Bboyner%22" rel="tag"&gt;cem boyner&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/boyner-01.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/boyner-01.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;"Foto muaabiri ara güyleriyyyn offiysi!"&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ara Güler'in telefonu böyle açılır... Ara Abi, kulakları çınlasın, elinizde o çok megapiksellik ve kocaman objektifli sayısal fotoğraf makinelerinden birini görürse şöyle diyecektir size "Evlağdım! O ne ööle, tıraş makinessi gibi!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok da haksız sayılmaz. Onun için tek bir makine vardır, bir ceketin cebine rahatlıkla sığabilecek büyüklükteki Leica'sı... Hatta size bir sır vereyim mi? Ara Abi, CCD, RAW format, megapiksel, JPEG nedir bilmez! Adı üstünde, Ara Güler'dir o! Ona makinenizin özelliklerini anlatmaya kalkışırsanız, en fazla size muzip bir gülümsemeyle "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;En iyi makine en iyi fotoğrafı çekseydi, en iyi daktiloya sahip olan da en iyi romanı yazardı&lt;/span&gt;" der!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu niye anlattım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son günlerde, ansızın fotoğraf sanatını keşfeden necip Türk basınının -ki ben de bu yapının içindeyim-, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Cem Boyner&lt;/span&gt;'in Darphane binasındaki sergisi "Uzaktaki Yakın-Yakındaki Uzak"a sayfalarını çarşaf çarşaf açtığını görüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu fotoğraf sergisi, iki ana temaya ayrılmış. Birincisi, Cem beyimizin stüdyo ortamında, vücut çalıştıkları her hallerinden belli olan Beymen modellerinin "Nü" fotoğraflarından oluşuyor. Bu fotoğraf sergisi için bastırılan katalogların kalınlığına, İstanbul'un otobüs duraklarına konan sergi afişlerini düşündüğünüzde, içine düştüğünüz dehşet duygusu daha da büyüyor... Herhangi bir üniversitenin fotoğrafçılık bölümünde, birinci sınıf öğrencilerinin çekmesi gereken ama fakültenin bir model tutmaya parası olmadığından mahrum kaldıkları kareler, son 10 yılın en çok ses getiren "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;fotoğraf sergisi&lt;/span&gt;"nin temasını oluşturuyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin daha da kötüsü, karşımızdaki ne ışığı kullanmayı ne de sanatçı yaratıcılığından nasibini almış birisidir. Karelerine hâkim olan genel donukluğu, zekâ pırıltısı eksikliğini görmemek imkânsız gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir an karşınızda Picasso'nun tablosuna bakıp bakıp, "Ne olmuş yani? Bunu ben de yaparım!" diyen &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Kenan Evren'in özgüveni&lt;/span&gt; ile bir bestseller roman yazacağını söyleyen &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Banu Alkan'ın cesaretinin&lt;/span&gt; bir karışımını görür gibi oluyorsunuz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/sipsakci%20turist-01.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/sipsakci%20turist-01.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Serginin ikinci kısmı olan "Uzaktaki Yakın" kısmındaysa Cem Boyner'in Afrika'ya yaptığı turistik gezisinde "Hanım, dur şunu da çekeyim de sergiye koyalım" diyerek çektiği "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;fotoşipşak&lt;/span&gt;"lar, yüreğinizi biraz daha sıkıştırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukardaki kareyi ele alalım. Cem Bey'in "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;doğru kadraj&lt;/span&gt;" diye bir kaygısının olmadığı, karşımızdaki yapının sol yanının kadrajdan biçimsiz bir şekilde uçmuş olmasından anlaşılıyor. Fotoğrafın sağ yanındaki garip mavilikten, beyimizin polarize filtre kullanmayı henüz öğrenemediğini de anlıyoruz. Fena halde &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Banu Alkan&lt;/span&gt; bir pozisyonla karşı karşıyayız sayın seyirciler, Cem Bey objektifine polarize filtreyi takmış ama onu ışığa göre sağa ve sola çevirmesi gerektiğini bilmemektedir! Ama buna da dua edelim, objektifin kapağını çıkarmayı unutmuş ve bunu filmlerin banyosu sırasında, Türkiye'de de öğrenmiş olabilirdi! Neyse ki bu safhayı aşmışız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşamadığımız şeyler de var elbet... "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Kompozisyon&lt;/span&gt;" gibi örneğin.  Arkadaş Afrika'da Mali'ye kadar gitmiş, Timbuktu'daki bu muhteşem yapının karşısında "yakalaya yakalaya" fotoğrafın sağ tarafında bir grup insanın durduğu, sakil bir kompozisyonu yakalamıştır! Ah be Cem! Fotoğrafçılık zor bir iştir, insanlara "çiiiiz" dedirtip fotoğraf çektirmeye (sergisinde bu karelerden mebzul miktarda mevcut) benzemez! Sabreceksin ve insanlar istediğin yere gelinceye kadar bekleyeceksin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıssadan hisse, kesinlikle gidilmesi, görülmesi ve "ibret alınması" gereken bir sergi açmış Cem Boyner... Kendisini "esefle kınıyor" ve bundan sonraki sanatsal yaşamında mümkünse fotoğraf çekmemesini diliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstediği kadar "iç" çekebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-112923504727651463?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/112923504727651463/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=112923504727651463' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112923504727651463'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112923504727651463'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/en-iyi-daktiloya-sahip-fotoraf-cem.html' title='En iyi daktiloya sahip fotoğrafçı: Cem Boyner'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-112915068573900416</id><published>2005-10-12T23:46:00.000+03:00</published><updated>2005-10-13T01:42:32.553+03:00</updated><title type='text'>Nobel'i kim alacak?</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/edebiyat" rel="tag"&gt;edebiyat&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/nobel" rel="tag"&gt;nobel&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/Nobel.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(102, 0, 102); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Nobel.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan kişinin açıklanması, tarihinde ilk defa bir hafta gecikmiş durumda. Ciddiyetiyle tanınan İngiliz gazetesi The Observer'ın bu gecikmenin nedenini akademinin Orhan Pamuk konusunda ikiye bölünmesine bağlamasıyla, Türkiye'de bütün gözler, yarın saat 13:00'de yapılacak açıklamaya döndü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim kimin kazanacağına dair bir &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;tahmin&lt;/span&gt;, bir de &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;temennim&lt;/span&gt; var elbet. Ama bunu sizinle paylaşmadan önce, bu yıl ödül için kimlerin adı geçiyor, bunu bir hatırlayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:85%;" &gt;Ali Ahmad Said&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;: Adonis ismiyle de tanınan Suriyeli şair, son derece lirik şiirler yazan bir Arap ozanı. Lübnan'da iç savaşın patladığı 1980 yılında Paris'e kaçan şair, Suriye'deki Baas yönetimine ve Esad rejimine muhalif kimliği ile öne çıkıyor.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:85%;" &gt;Ko Un&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;: 1931 doğumlu Güney Koreli şair Ko Un'un hayatı, manastır ve hapishanelerde geçti. İnandığı değerlerden ötürü bugün ülkesinde inanılmaz saygı gören Koreli şair, 1982'de hapishaneden son kez çıktığından bu yana 100 kadar şiir kitabı yazdı.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:85%;" &gt;Milan Kundera&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;: Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği, Şaka, Gülünesi Aşklar gibi ülkemizde de çok satan kitapların yazarı olan Çek yazar Milan Kundera, bu yıl içinde çıkardığı "The Drop Curtain" ile beş yıl aradan sonra tekrar okurlarıyla buluştu.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:85%;" &gt;Amos Oz&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;: Mevcut İsrail rejimine karşı olan ve bir Filistin devletinin kurulmasını savunan İsrailli yazar Amos Oz'un, 1998 yılında ülkesinin en büyük edebiyat ödülü olan "İsrael Prize"ı kazanması herkes için büyük bir şok olmuştu. Amos Oz, bu yılki Nobel Edebiyat Ödülü'nün güçlü adaylarından.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:85%;" &gt;Orhan Pamuk:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt; Farklı ve mistik ögeler taşıyan üslubuyla, Avrupa'da eleştirmenlerin dikkatini üzerine çeken Orhan Pamuk'un adaylar arasında üzerinde en çok tartışılan isim olduğu bir gerçek. Son beş yıllık satış grafiklerine bakıldığında, kitapları Avrupa'da tüm diğer adaylardan çok daha fazla satan Pamuk'un önünde üç büyük handikap var. Ermeni sorunu hakkındaki sözlerinin ödülü tartışmaya açacak olması, diğer adayların ilerleyen yaşları dolayısıyla ödülü almak için azalan fırsatları ve hepsinden önemlisi, bir diğer Türk yazarı Yaşar Kemal henüz hayattayken ödülü ona vermeyi açıklamanın zorluğu...&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:85%;" &gt;İsmail Kadare&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;: Fransa'nın desteğini arkasına alan Arnavut yazar İsmail Kadare, Ölü Ordunun Generali'ni yazdığı 1961 yılından beri sırada bekliyor. Bu yılın Man Booker Ödülü'nü Kadare kazandı.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:85%;" &gt;Ryszard Kapuscinski&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;: Polonyalı gazeteci Kapuscinski, araştırmacı gazeteciliğin dünyadaki en büyük abidelerinden biri. Akademi'nin Nobel Edebiyat Ödülü'nü bir gazeteciye vermesi zor gibi gözükse de, Polonyalı yazarın adı olası adaylar arasında.&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);font-size:85%;" &gt;Joyce Carol Oates&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;: Amerikalı oyun yazarı, şair, fantastik roman yazarı ve öykücü Oates, bu yılki ödülün güçlü adaylarından biri.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ul&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gelelim "fakir" kulunuzun bu yılki tahmin ve temennilerine...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tahminim, bu yılki ödülü &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Adonis&lt;/span&gt;'in kazanacağı yönünde. Temennim ise, tamamen kişisel beğenilerim doğrultusunda olacak: &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Ryszard Kapuscinski&lt;/span&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, sizin "tahmin" ve "temenni"leriniz kimler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not: &lt;/span&gt;Soracak olanlara şimdiden söyleyeyim: Orhan Pamuk'un tartışmalara sebep olan sözlerinin yukardaki "temenni" ile hiçbir ilgisi yoktur!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-112915068573900416?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/112915068573900416/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=112915068573900416' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112915068573900416'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112915068573900416'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/nobeli-kim-alacak.html' title='Nobel&apos;i kim alacak?'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-112902568811500452</id><published>2005-10-11T13:06:00.000+03:00</published><updated>2005-10-11T13:27:49.796+03:00</updated><title type='text'>An Gelir...</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/edebiyat" rel="tag"&gt;edebiyat&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22attila%2Bilhan%22" rel="tag"&gt;attila ilhan&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/attila%20ilhanin%20anisina.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 0, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/attila%20ilhanin%20anisina.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;an gelir&lt;br /&gt;paldır küldür yıkılır bulutlar&lt;br /&gt;gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet&lt;br /&gt;o eski heyecan ölür&lt;br /&gt;an gelir biter muhabbet&lt;br /&gt;çalgılar susar heves kalmaz&lt;br /&gt;şatârâbân ölür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;şarabın gazabından kork&lt;br /&gt;çünkü fena kırmızıdır&lt;br /&gt;kan tutar / tutan ölür&lt;br /&gt;sokaklar kuşatılmış&lt;br /&gt;karakollar taranır&lt;br /&gt;yağmurda bir militan ölür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;an gelir&lt;br /&gt;ömrünün hırsızıdır&lt;br /&gt;her ölen pişman ölür&lt;br /&gt;hep yanlış anlaşılmıştır&lt;br /&gt;hayalleri yasaklanmış&lt;br /&gt;an gelir şimşek yalar&lt;br /&gt;masmavi dehşetiyle siyaset meydanını&lt;br /&gt;direkler çatırdar yalnızlıktan&lt;br /&gt;sehpada pir sultan ölür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;son umut kırılmıştır&lt;br /&gt;kaf dağı'nın ardındaki&lt;br /&gt;ne selam artık ne sabah&lt;br /&gt;kimseler bilmez nerdeler&lt;br /&gt;namlı masal sevdalıları&lt;br /&gt;evvel zaman içinde&lt;br /&gt;kalbur saman ölür&lt;br /&gt;kubbelerde uğuldar bâkî&lt;br /&gt;çeşmelerden akar sinan&lt;br /&gt;an gelir&lt;br /&gt;-lâ ilâhe illallah-&lt;br /&gt;kanunî süleyman ölür&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;görünmez bir mezarlıktır zaman&lt;br /&gt;şairler dolaşır saf saf&lt;br /&gt;tenhalarında şiir söyleyerek&lt;br /&gt;kim duysa / korkudan ölür&lt;br /&gt;-tahrip gücü yüksek-&lt;br /&gt;saatlı bir bombadır patlar&lt;br /&gt;an gelir&lt;br /&gt;Attila ölür...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-112902568811500452?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/112902568811500452/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=112902568811500452' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112902568811500452'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112902568811500452'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/gelir.html' title='An Gelir...'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-112896278208322859</id><published>2005-10-10T19:40:00.000+03:00</published><updated>2005-10-10T19:51:27.236+03:00</updated><title type='text'>Mecmua değil, tam bir mec-muamma!</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/foto%C4%9Fraf" rel="tag"&gt;fotoğraf&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/genis%20aci%20kapak%20432.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 12); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/genis%20aci%20kapak%20432.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir dergi bu kadar mı güzel olur? Bu kadar mı kaliteyi sektirmeden yayınına devam edebilir? Bazen onu terk ettiğim, onu unuttuğum da oldu. Bayiden satın almayı aksatsam da, bir mecmuadan çok "mec-muamma" idi benim için... İşin yoksa "Geniş Açı" al, bütün haftasonun o 96 sayfa, o "muamma" içinde kaybolsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sayısında ne varmış bakalım? "Efsanesinden kaçan fotoğrafçı Robert Frank"! Haftasonu yazı yazmam lazım benim, siz şaka mı yapıyorsunuz? Hadi siz iptal oldunuz, elalemin yazı işleri müdürlerinden ne istersiz, bre densizler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada posta kutuma bir haber düştü. Bir dergici olarak son derece kıskandığım yayınlardan biri olan Geniş Açı'yı satın almamak için alın size bir neden daha! Hasetten çatlıyoruz efendiler! Çat-lı-yor-uz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haber şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;"Fotoğraf alanındaki en saygın ödüllerden olan &lt;a href="http://www.blogger.com/www.lucieawards.com"&gt;Lucie Ödülleri&lt;/a&gt;'nde "Yılın Fotoğraf Dergisi" kategorisinde Geniş Açı da yarışacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geniş Açı Fotoğraf Sanatı Dergisi, dünya çapındaki en prestijli fotoğraf ödüllerinden biri olan Lucie Ödülleri'nde (Lucie Awards) "Yılın Fotoğraf Dergisi" kategorisinde aday gösterildi. Önceki yıllarda American Photo ve PDN dergilerinin ödüllendirildiği bu kategoride Geniş Açı'nın yanı sıra Amerika, İngiltere ve Fransa'dan beş dergi daha yer alıyor. Ödül töreni, 17 Ekim Pazartesi günü New York'ta gerçekleştirilecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fotoğraf dünyasının Oscarları olarak adlandırılan Lucie Ödülleri, dünyanın en iyi fotoğrafçılarının eserlerini onurlandırmayı, genç yetenekleri keşfetmeyi ve fotoğraf sanatının daha fazla takdir edilmesini sağlayan genç bir organizasyon. Reklam Fotoğrafı, Belgesel Fotoğraf, Moda Fotoğrafı, Fotojurnalizm, Portre Fotoğrafı ve Spor Fotoğrafı gibi çeşitli dallarda üretim yapan fotoğrafçıların uluslararası bir jüri tarafından yılın fotoğrafçısı olarak belirlendiği Lucie Ödülleri, aynı zamanda fotoğraf dergileri, art direktörler, fotoğraf editörleri, fotoğraf kitabı yayımcıları gibi fotoğrafın daha geniş kitlelerle buluşmasını sağlayan yaratıcı dünyanın üyeleri arasından da yılın en iyilerini belirliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yıl William Klein, Larry Clark, Hiro, Peter Lindbergh gibi fotoğrafçıların "Üstün Başarı Ödülü" alacağı Lucie Ödülleri'nde önceki yıllarda Henri Cartier-Bresson, Mary Ellen Mark, Herb Ritts, Annie Leibovitz, Gordon Parks, Helmut Newton, James Nachtwey, Sebastiao Salgado gibi fotoğraf dünyasının önemli isimleri de ödüllendirilmişti."&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geniş Açı'ya daha nice Lucie ödülleri diliyoruz... Türkiye'de bir fotoğraf dergisini "inatla" sekiz yıl boyunca çıkartmanın bedeli hangi ödülle ödenebilir ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi ki varsın Geniş Açı!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-112896278208322859?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/112896278208322859/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=112896278208322859' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112896278208322859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112896278208322859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/mecmua-deil-tam-bir-mec-muamma_10.html' title='Mecmua değil, tam bir mec-muamma!'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-112884830622186054</id><published>2005-10-09T11:41:00.001+03:00</published><updated>2005-10-09T16:22:26.360+03:00</updated><title type='text'>Son yılların en güzel toplantısı</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/gpl" rel="tag"&gt;gpl&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22creative%2Bcommons%22" rel="tag"&gt;creative commons&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/copyleft1.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/copyleft1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır bu kadar çok sayıda "güzel insan"la bir araya gelmemiştim. Bir hafta kadar öne bana birileri Cafe Kafka'nın üst katında 28 kişiyi toplayacağımızı ve üç saat boyunca Creative Commons, GPL, FDL gibi konuları tartışacağımızı söyleseydi herhalde inanmazdım! Ama gerçek oldu ve "havanda su dövme"nin dışında, hemen herkesin yeni bir şeyler öğrendiği ve elle tutulur önerilerin yapıldığı bir toplantı oldu bu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neler öğrenildi peki? Öncelikle toplantıya katılan hemen herkesin &lt;a href="http://proje.basbakanlik.gov.tr/mevzuat/metinx.asp?mevzuatkod=1.3.5846"&gt;Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu&lt;/a&gt;'nun (FSEK) açık yazılıma dair neler getirdiği konusunda bir fikri oldu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle ilgili yasanın &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;16. maddesinin ikinci paragrafı&lt;/span&gt; son derece ilginç:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;"Eser sahibi kayıtsız ve şartsız olarak izin vermiş olsa bile şeref veya itibarını zedeleyen veya eserin mahiyet ve hususiyetlerini bozan her türlü değiştirilmeleri menedebilir. &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Menetme yetkisinden bu hususta sözleşme yapılmış olsa bile vazgeçmek hükümsüzdür.&lt;/span&gt;"&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Bu madde, GPL  gibi "hak devri"ne yani yapılan bir işin başkaları tarafından geliştirilmesine ve aynı koşullar altında üçüncü kişiler tarafından dağıtılmasına izin veren lisanslarda sorun yaratacağa benziyor. Şöyle bir şey düşünelim: Bir açık yazılım yazdınız ve bu yazılımdaki bir hata, dışardan birisi tarafından yamanmış olsun. Bu haliyle kanun, "kötü niyetli" kişilerin, binlerce insan tarafından oluşturulan Mozilla gibi yazılımları ya da koskoca bir işletim sistemini bloke etmesinin önünü açabilir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak 2001 yılında üzerinde bazı değişiklikler yapılan kanunun "sakat" doğduğunu ve Borçlar Hukuku'nun temellerinden biri olan "sözleşme serbestisi" ilkesi ile çeliştiğini söylemek, pek yanlış olmaz. Kanun içinde başka ilginç maddeler de yok değil. Örneğin &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;38. madde&lt;/span&gt;:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;"Bilgisayar programını yasal yollardan edinen kişinin programı yüklemesi, çalıştırması ve &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;hataları düzeltmesi&lt;/span&gt; sözleşme ile önlenemez."&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu! Yasanın bu maddesi kaynak kodlarına erişim hakkı verirken, Microsoft Windows gibi kapalı işletim sistemlerine "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;ters mühendislik&lt;/span&gt;" yoluyla müdahalenin önünü açıyor! Aynı yasa içinde, 16. madde ile çelişen ve son derece "ilerici" bir bir başka madde!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak, bir hukukçu değilim ama FSEK içinde "komşu haklar"ın belirlendiği bölüme açık kaynak kodlu sistemler için bir "istisna"nın konması gerektiğini düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplantıda konuşulan bir diğer konuysa, Creative Commons'ın bir yapı olarak (belki bir yasal şemsiyenin altında) Türkiye'ye getirilmesiydi... Henüz ortada fol yok yumurta yok ama bu iş için "taş taşımaya" gönüllüler, üç aşağı beş yukarı belli oldu gibi: Ben, &lt;a href="http://www.fazlamesai.net/index.php"&gt;Boran Puhaloğlu&lt;/a&gt;,  &lt;a href="http://bozdogan.blogspot.com/"&gt;Berkin Bozdoğan&lt;/a&gt; ve belki de &lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Emeren/blog/"&gt;A. Murat Eren&lt;/a&gt;...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzer bir şekilde, GPL iletişim listesi bugünlerde kuruluyor. Bunun da duyurusunu buradan yaparız artık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhtemelen üç hafta sonra buna benzer ama daha geniş katılımlı bir ikinci toplantıyı, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Bilgi Üniversitesi&lt;/span&gt;'nde düzenlemeyi düşünüyoruz. Yetkin bazı anayasa profesörlerini ve avukatları davet edeceğimiz bu ikinci toplantı, birincisini kaçıranlara "ilaç gibi" gelecek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz konuşmak için erken ama kişisel olarak benim niyetim, muhtemelen nisan ayında Bilgi Üniversitesi'nde yapılacak olan "&lt;a href="http://open.bilgi.edu.tr/freedays/"&gt;Özgür Yazılım ve Açık Kaynak Günleri&lt;/a&gt;"ne kadar işin Creative Commons tarafında duracak bir yapıyı ayağa kaldırmak... Lawrence Lessig'in de katılacağı bir parti ile kutlasak diyorum hani CC Türkiye'nin kuruluşunu, fena mı olur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada kimler vardı toplantıda? Yukarda saydığım arkadaşların dışında, benim hatırladığım, &lt;a href="http://www.selcukerdem.com/"&gt;Selçuk Erdem&lt;/a&gt; (Penguen), &lt;a href="http://huygun.blogspot.com/"&gt;Hakan Uygun&lt;/a&gt; (serbest yazılımcı), &lt;a href="http://www.gorkemcetin.com/"&gt;Görkem Çetin&lt;/a&gt; (Pardus geliştiricisi), &lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Ecaglar/blog/"&gt;S. Çağlar Onur&lt;/a&gt; (Pardus geliştiricisi), &lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Etekman/blog/"&gt;Erkan Tekman&lt;/a&gt; (Pardus Proje Yöneticisi), &lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Eeray/blog/"&gt;Eray Özkural&lt;/a&gt; (Pardus geliştiricisi), &lt;a href="http://cekirdek.uludag.org.tr/%7Ebaris/blog/"&gt;Barış Metin&lt;/a&gt; (Pardus geliştiricisi), &lt;a href="http://6kere9.com/blog/index.php"&gt;Gürer Özen&lt;/a&gt; (Pardus geliştiricisi), Bülent Murtezaoğlu (danışman), Fırat Işıldak (avukat),  &lt;a href="http://kadmon.blogspot.com/"&gt;Osman Köroğlu&lt;/a&gt; (serbest gazeteci), &lt;a href="http://arda.linuxmarket.org/"&gt;Arda Çetin&lt;/a&gt; (geliştirici) ve &lt;a href="http://parmak.blogspot.com/"&gt;Uğur Devril&lt;/a&gt; (öğrenci-blogger) vardı. İsimlerini unuttuğum ya da tanışmaya fırsat bulamadığım arkadaşlardan şimdiden özür diliyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eminim başka arkadaşların da aklına gelmiştir ama yine de söyleyeyim. Selçuk Erdem'den Pardus için bir &lt;a href="http://lists.debian.org/debian-user-turkish/2005/05/msg00516.html"&gt;tema&lt;/a&gt; istesek, bizi dövmeye kalkışır mı acaba? Dünyanın en güzel tavuk, inek ve penguenlerini çizen adam karşımızdaki... Ayrıca benim &lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/09/ken-parker-neden-sevilir.html"&gt;kedim&lt;/a&gt; de aynı fikirde!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-112884830622186054?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/112884830622186054/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=112884830622186054' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112884830622186054'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112884830622186054'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/son-yllarn-en-gzel-toplants.html' title='Son yılların en güzel toplantısı'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-112868525067061174</id><published>2005-10-07T14:32:00.000+03:00</published><updated>2005-11-30T01:03:49.480+02:00</updated><title type='text'>Pardus RootFS  ve Kafka toplantısına son çağrı...</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/pardus" rel="tag"&gt;pardus&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/gpl" rel="tag"&gt;gpl&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22creative%2Bcommons%22" rel="tag"&gt;creative commons&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/see%20you%20soon.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/see%20you%20soon.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu ayki dergi kapağımızı süsleyen Pardus'un ÇOMAR ve PİSİ'yi de içeren ilk kök dosya sistemi Root FS, 0.1 sürüm numarasıyla dün yayınlandı. Bilgisayarımın d:\ dizinine bu akşam kurmaya çalışacağım. Daha önce hiç Root FS kurmamıştım, bakalım bunun altından kalkabilecek miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada yarın saat 13:00'de Kafka'da yapılacak &lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/gpl-hastalar-ve-commonistler-aranyor.html"&gt;toplantıya&lt;/a&gt; herkesi bekliyoruz. Güzel ve ilginç katılımlara sahne bir buluşma olacağa benziyor :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, gerisini yarın Kafka'da konuşuruz!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-112868525067061174?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/112868525067061174/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=112868525067061174' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112868525067061174'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112868525067061174'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/pardus-rootfs-ve-kafka-toplantsna-son.html' title='Pardus RootFS  ve Kafka toplantısına son çağrı...'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-112852688222853057</id><published>2005-10-06T11:00:00.000+03:00</published><updated>2005-10-06T14:15:29.860+03:00</updated><title type='text'>Dünyanın en tehlikeli eğlencesidir  Türk olmak...</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/edebiyat" rel="tag"&gt;edebiyat&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22ahmet%2Baltan%22" rel="tag"&gt;ahmet altan&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/t%C3%BCrkler" rel="tag"&gt;türkler&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/hayat" rel="tag"&gt;hayat&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/ahmet%20altan1.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 0, 102); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/ahmet%20altan1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;blockquote style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Dünyanın, en tehlikeli eğlencesi Türk olmaktır. Burada hayatın bizzat kendisi bile hayata şaşar. Altmış milyonluk bir bungee-jumping’dir hayat. Bir beton zemine doğru milyonlarca insan süratle düşeriz. Tam çarpacağımız zaman, kim olduğunu kimsenin bilmediği bir güç, ucunda sallandığımız lastik halatı çekiverir ve biz yukarlara sıçrarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Padişahımızın ırzına geçer, başbakanımızı asar, genelkurmay başkanımızı hapseder, gençlerimizi idam sehpalarına gönderir sonra da en güzel aşk şiirlerini yazarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep aptallığımızdan yakınır sonra da dünyanın en akıllısı IMF’yi tam 17 kere dolandırırız. Paralarını bize nasıl kaptırdıklarını anlamazlar bile... Aptallıktan sıkıldığımızda zekâmızla övünür ve bin senedir her yaz mevsiminde damlarda yatar ve oradan düşerek ölürüz. Yağmur yağdığında ülkenin en büyük kentinin işlek bir caddesinde boğulan yeryüzündeki tek insan Türk'tür. Yeryüzünde kendine kanat yapıp uçan ilk insan da Tür'ktür ama...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devleti kutsal ilan eder sonra da devleti soyarız. “Köylü efendimizdir” der köylüleri döveriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="content"  style="font-size:85%;"&gt; &lt;p&gt;Yabancılardan sürekli kuşkulanıp ne kadar yabancı örgüt varsa hepsine girmeye çalışanlar Türklerdir. Girmeye çalıştıkları örgütlerin kurallarının aslında Türkiye'yi bölmek için hazırlandığına da sadece Türkler inanır. Yıllarca, Avrupa Birliği'ne girmemizi sağlayacak yasalardan hiçbirini çıkartamayıp, bir gecede başkalarının 10 yılda geçirebileceğinden daha fazla yasa geçiririz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ömründe hiç trapez yapmamış yetmiş milyon insanın trapez yapmasıdır hayat burada.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bütün dünya, şaşkınlıkla bakarak düşmemizi beklerken biz düşmeyiz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Biz Türk'üz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ya oynar ya ağlarız.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Dünyanın en tehlikeli eğlencesidir Türk olmak.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Ve, biz korkuyla eğleniriz...&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span class="content"  style="font-size:85%;"&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/span&gt; &lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;Ahmet Altan&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evvelsi gün, İtalyan gazeteci arkadaşım Alberto Negri ve ben, bu güzel satırların yazarı Ahmet Altan'ın misafiriydik... Sorulan sorulara son derece zekice cevaplar veren bir adamla karşı karşıya olunca, yarım saatlik röportaj bir anda 3,5 saate çıktı. Sözümona Avrupa Birliği'ni konuşmak için gittik ama konu ister istemez, etimolojiye, Avrupa Edebiyatı'na, Bizans'a, bazı dillerde bazı kelimelerinin karşılığının neden olmadığına kadar bir sürü yere uzandı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son dönemde en keyif duyduğum röportajlardan biriydi bu. Bu arada, röportaj bittikten sonra son yılların en büyük hıyarlığını nasıl yaptığımı da, "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;kanıtları&lt;/span&gt;" ile önümüzdeki günlerde sizlere anlatacağım. 14. kattan aşağı atlamamı Ahmet Altan önledi, hatırladıkça hâlâ utanıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok güleceksiniz :)... &lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/09/ken-parker-neden-sevilir.html"&gt;Kedi öyküsünden sonra&lt;/a&gt; karizma zaten dibe vurmuş, bir de siz vurun!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-112852688222853057?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/112852688222853057/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=112852688222853057' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112852688222853057'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112852688222853057'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/dnyann-en-tehlikeli-elencesidir-trk.html' title='Dünyanın en tehlikeli eğlencesidir &lt;br&gt; Türk olmak...'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-112853839941428864</id><published>2005-10-05T21:43:00.000+03:00</published><updated>2005-10-05T21:53:19.426+03:00</updated><title type='text'>Ben mi salağım?</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/bulmaca" rel="tag"&gt;bulmaca&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/bulamamaca.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 102, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/bulamamaca.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ben mi salağım? Bunu nasıl çözemiyorum? Kafayı sıyırmak üzereyim, bu boş kare nereden geliyor? Sanırım bir göz yanılgısı var bu işin içinde ya da ben körleştim... Çözebilen "er kişi" lütfen açıklamasını yorum kısmına yazsın!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-112853839941428864?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/112853839941428864/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=112853839941428864' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112853839941428864'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112853839941428864'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/ben-mi-salam.html' title='Ben mi salağım?'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-112821224583397504</id><published>2005-10-02T03:12:00.000+03:00</published><updated>2005-10-02T04:21:51.243+03:00</updated><title type='text'>GPL hastaları ve "Commonist"ler aranıyor!</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/blogger" rel="tag"&gt;blogger&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/gpl" rel="tag"&gt;gpl&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22creative%2Bcommons%22" rel="tag"&gt;creative commons&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/aeroflot%20commons.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 12, 12); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/aeroflot%20commons.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/09/kresel-bir-takm-sporu-linux.html"&gt;Pardus&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/09/adalet-edebiyatn-da-temelidir.html"&gt;Creative Commons&lt;/a&gt; lisanslanmış bloglar, açık kaynak kodlu yazılımlar falan derken, konu ister istemez uzun süredir ertelediğimiz, pek de üzerine konuşup "suyu bulandırmak" istemediğimiz bir noktaya dayandı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru çok ciddi: Başta &lt;a href="http://www.gnu.org/licenses/gpl.html"&gt;GNU GPL&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.gnu.org/licenses/lgpl.html"&gt;GNU LGPL&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.gnu.org/licenses/fdl.html"&gt;GNU FDL&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://creativecommons.org/"&gt;CC&lt;/a&gt; olmak üzere, özgür dünyanın kullandığı lisans sözleşmeleri "hukuki açıdan" Türkiye'de ne kadar geçerli? Bu sözleşmeleri "Türkçe'ye çevirmek" tüm sorunları çözüyor mu? Bu çevirilerin İngilizce bilen gençler tarafından değil de, hukukçular tarafından Türk hukuk mevzuatlarına göre yapılması gerekmez mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hazır Pardus da yaklaşırken, bu sorunları tartışmamız, başımıza bir takım yol kazaları gelmeden önce bir şeyler yapmamız gerekiyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çağrımız açık yazılımcılara, bloggerlara, yazarlara, tasarımcılara ve sayısal ortama fikirlerini taşıyan herkese...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuyla ilgilenen herkesi, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;8 Ekim 2005 Cumartesi&lt;/span&gt; günü saat 13:00'de, Galatasaray Lisesi'nin hemen yanındaki Kafka Cafe'de bir araya gelmeye &lt;a href="http://huygun.blogspot.com/2005/10/zgr-yazlm-lisanslar.html"&gt;çağırıyoruz&lt;/a&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İletişim için:&lt;br /&gt;Ali Işıngör (0532 683 32 92)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not: &lt;/span&gt;Katılmayı düşünen arkadaşların "yorum" kısmına isimlerini bırakmalarını rica ederiz.&lt;/span&gt; &lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-112821224583397504?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/112821224583397504/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=112821224583397504' title='44 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112821224583397504'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112821224583397504'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/gpl-hastalar-ve-commonistler-aranyor.html' title='GPL hastaları ve &quot;Commonist&quot;ler aranıyor!'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>44</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-112811196550839086</id><published>2005-10-01T23:24:00.000+03:00</published><updated>2005-10-02T04:46:45.766+03:00</updated><title type='text'>"Ben bir Türk zabitiyim"</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/tarih" rel="tag"&gt;tarih&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/t%C3%BCrkler" rel="tag"&gt;türkler&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/ben%20bir%20turk%20zabitiyim.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/ben%20bir%20turk%20zabitiyim.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255); font-style: italic;"&gt;Dünya denizcilik ve savaş tarihinde, ilk uçak gemisini batıranın bir “Türk” olduğunu biliyor muydunuz? Peki ya bu işi, bir “sahra topu” ile yaptığını söylesek? Bu inanılmaz işi, Topçu Mülazım Mustafa Ertuğrul’un bataryası başarmıştı...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarı, sapsarı... Soğuktan ölmeden önce insan sapsarı bir rüya görürmüş... “&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Sarı Ölüm&lt;/span&gt;” der Halil Paşa... “Sarıkamış Fatihi” olmak için yeğeni Enver Paşa ile yarışan Halil Paşa, anılarında, soğuktan donarak ölen 30 bin askerin, o gece aynı rüyayı gördüğünü anlatır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci Dünya Savaşı boyunca Türk askeri, tanrının soğuk cehennemi “zemheri”, sıtma, tifüs, sarı humma ve pellegra ile sık sık  karşı karşıya geliyordu. Sadece Sarıkamış’ta değil, Galiçya’da, Yemen’de, Çanakkale’de… Türk askeri düşmandan çok iklime, hastalıklara ve yokluklara karşı bir savaş vermekteydi. Yokluklar, Türk askerinin kendisinden kat be kat üstün “yedi düvel”e karşı savaşında, bambaşka bir silah ile, “hayal gücü” ile savaşmasını sağladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl sağlamasın ki? Tifüs, sıtma ve humma askerleri kemirirken ve koskoca imparatorluk içinde ordunun elinde sadece birkaç bozuk Alman yardımı uçak varken, düşman karşına bir “uçak gemisi” ile çıksın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1915’te üzerinde bir dizi uçağın durduğu bir uçak gemisini ilk gördüklerinde, Türk askerinin hissettiği, Kızılderililerin tüfek ile tanıştıklarında yaşadıklarına benzer bir duygu olsa gerek... Peki ama bununla nasıl savaşılır? Üstünde ölüm kusan uçakları, taretleri ve yanındaki iki kruvazörüyle, 120 metrelik bir çelik yığını nasıl yenilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi okuyacağınız öykü, dört sahra topu ile dünyada bir uçak gemisini batıran ilk askerin, Topçu Mülazım (Teğmen) Mustafa Ertuğrul’un öyküsüdür...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255); font-weight: bold;"&gt;27 Aralık 1916. Saat: 13.00&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;“Türk askeri cenge hazırlanıyordu. Biraz sonra kopacak kıyametin heyecanı ile benim de yüreğim çarparken; gözüm batarya dürbününün adesesinde, düşmanı seyrediyordum. Meis, güzel bir pazar gününün neşeli havası içinde tatilin zevkini sürüyordu... Bizim taraftaki harekât ve gürültü gittikçe sükûn buldu. Herkesin kulağı, bir ağızdan çıkacak keskin bir kumandayı bekliyor. Ateeeş... Nihayet saat 13.25’te aylardan beri karşısındaki yabancı çığlıklara dişini sıkıp susan dört ağız birden alev kusmaya başladı...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya savaş tarihinde bir ilk olan, 7.7 inçlik dağ bataryasının bir uçak gemisini 36 dakikada sulara gömen komutu verişini böyle anlatıyor Topçu Mülazım Mustafa Ertuğrul. Batırdığı uçak gemisi ise, 120 metre boyunda, saatte 24,5 mil hız yapan ve altı uçak taşıyan İngiliz bandıralı &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Ben My Chree&lt;/span&gt;’dir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci Dünya Savaşı’nı anlatan tarih kitaplarında, Ben My Chree, tek cümle ile yer alır: “&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Batırılan ilk uçak gemisi&lt;/span&gt;”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/ben%20my%20chree%20yaniyor.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(255, 204, 0); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/ben%20my%20chree%20yaniyor.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:78%;" &gt;Bu resim Türkiye'de ilk defa burada yayınlanıyor.&lt;br /&gt;Ben My Chree, Meis Limanı'nda isabet almış, yanıyor!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mustafa Ertuğrul ve komutasındaki topçu bataryası, o gün Meis Limanı'na demirli uçak gemisi Ben My Chree’nin dışında, 200’e yakın yelkenli gemi ve sandalı batırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngilizlerin hayaline bile gelmeyecek bir iş yapar Mustafa Ertuğrul. Meis Adası limanının tam karşısındaki buruna dört sahra topundan oluşan bataryasını, tam iki ay boyunca dağları aşırarak, gülleleri sırtlarında taşıyarak getirirler! Burunda, Ben My Chree’nin limana girmesini sessizce bekleyen 30 kadar Türk askeri, dünya savaş tarihine bir savaş gemisini batıran ilk birlik olarak geçerler. Hem de 7,7 inçlik, dört cılız “sahra topu”yla!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiliz ve Fransız donanması raporları, Türk kıyılarındaki “&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;çılgın bir Türk bataryası&lt;/span&gt;”ndan bahsetmektedir artık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255); font-weight: bold;"&gt;13 Aralık 1917. Ağva Koyu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Müttefik deniz kuvvetleri, Akdeniz’deki en önemli silahlarından birinden olduğu için öfkelidir. Türk kıyıları sürekli denetim altında tutulur; motorlar, kayıklar batırılır, yerleşim birimleri zaman zaman bombardıman edilir. Sabrı taşan Topçu Mülazım Mustafa Ertuğrul, yaptığı yeni bir planı 135. Alay komutanı Alman yarbayına kabul ettirmeye çalışır;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Müsaade ederseniz, bataryamla, bir gece ansızın Antalya’yı terk ederek meçhul bir istikamete gidiyormuş gibi yapıp, Ağva Koyu’na gideyim. Limana hâkim buruna bataryamı yerleştireyim. Emrime verilecek bir yelkenli ile bu gemiyi limana sokup avlamaya çalışayım.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Plan basittir. Bölgenin zorlu coğrafyası ve yol yokluğundan ötürü, Türklerin askerlere kumanyalarını yelkenli teknelerle dağıtmak zorunda olduğunu Fransızlar bilmektedirler. Fransız savaş gemileri, bu yelkenlileri sık sık yakalamakta ve kumanyaya el koyup Türk askerlerinin aç kalmalarına neden olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fransızlara kovalamaktan zevk duyacakları bir yelkenli gönderir Mustafa Ertuğrul. Faaliyet raporuna yeni bir “başarı” olarak geçecek bu basit avı, Fransız kruvazörü Paris II, Ağva Koyu’nun içine dek izler. Girmesiyle de, bir hafta önce koya egemen  bir noktaya yerleşmiş olan Mustafa Ertuğrul’un bataryası “ateş” komutuyla saldırıya geçer!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paris II, sadece 18 dakikada denize gömülür. Düşman donanması içinde artık efsaneleşmeye başlayan Mustafa Ertuğrul bataryası, 145 atımdan 110’unu gemiye isabet ettirecek kadar ustadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Kamikaze botu ile batırılan Alexandra!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Paris II’yi kaybeden Fransızlar, Türk kıyılarında intikam fırtınası estirirler. Kıyıdaki yerleşim birimleri durmadan bombardıman edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçak gemisi Ben My Chree’nin ardından koskoca Paris II kruvazörünün de bir “dağ bataryası” ile batırılması, Müttefiklerin artık açıktan seyretmeye başlamasına neden olmuştur. Gemilerin topçu menzilinin dışından dolaşması Mustafa Ertuğrul’u durduracak değil ya! Dağ bataryası ile uçak gemisi batırılırsa, küçük bir balıkçı teknesiyle bir savaş gemisi haydi haydi batırılır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Topçu Mülazım Mustafa Ertuğrul, Paris II’yi batırdığı bombardıman sırasında elinden kaçırdığı Alexandra adlı savaş gemisi için dahiyane bir tuzak kurar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Herhangi bir yelkenlinin kaburgasını kaplayan iç tahtaları sökülerek, mümkün mertebe fazla miktarda dinamit kaburga aralarına döşenecek, tam merkezine de bir top fünyesi yerleştirilecek. Fünye halkası bir telle portakal sandıklarından birisinin altına bağlanıp, kaburgalar tekrar çakılarak düzen hazırlanacaktı. Birbirine bağlı sandıklar mutlaka bir vinç yardımıyla kaldırılacaktı ki, fünye dinamiti ateşleyip geminin batırılmasını sağlayacaktık.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir “kamikaze botu” haline getirilen yelkenli, kıyıdan açılır. Açık denizde Fransız savaş gemisini gören “önceden tembihli” askerler, suya atlayıp kıyıya doğru yüzmeye başlarlar. Fransızlar portakal sandıkları ile dolu bir tekneyi ele geçirdikleri için mutludurlar, ama ya bu da o “Çılgın Türk”ün bir tuzağıysa?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sandalın üzerine önce bir Fransız bahriye eri çıkartılır. Görünürde bir tuzak yoktur. Ama ya Türkler portakalları zehirlemişse? Sandalın uzağında duran savaş gemisi Alexandra’nın güvertesindeki gemi doktoruna birkaç portakal götürülür. Portakallar zehirsizdir! Derin bir oh çekilir... Sandal savaş gemisine yanaştırılır ve birbirine bağlı portakal sandıklarını gemi güvertesine çıkartmak için vinç çalıştırılır. Buuumm!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurulan tuzağa düşen Alexandra, gövdesinde açılan birkaç metrelik delik yüzünden göz açıp kapayıncaya kadar denizin dibini boylar. Savaş tarihine, belki de “Akdeniz’de Türklerle Müttefikler arasındaki deniz savaşları” adıyla geçmesi gereken, ama aslında sadece 23 yaşındaki bir Türk subayının akıl almaz başarısının özeti böyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Kamaları sökülmeyen tek batarya&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Dünya Savaşı bittiğinde, Mondros Mütarekesi gereğince, işgal edilen Anadolu topraklarında, tüm silah ve cephaneye el konuldu. Topların kamaları söküldü. O tarihlerde Aydın bölgesindeki birlikleri denetlemekle görevlendirilen Ben My Chree’nin eski komutanı Charles R. Samson; “Gösterdiği kahramanlıktan dolayı bu batarya toplarının kamalarını sökmek askeri şerefe aykırıdır” diyerek, Mustafa Ertuğrul’un bataryasına dokunmaz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci Dünya Savaşı sonrasında kamaları sökülmeyen bu dört sahra topundan oluşan batarya, Kurtuluş Savaşı’na katılan ilk topçu birliğidir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not 1: &lt;/span&gt;Feyzi Öktem ile Ali Işıngör'ün yazdıkları bu yazı, Focus dergisinin 2004 Ekim sayısında yer almıştı. Bu sayıda Mustafa Ertuğrul'un öyküsü sekiz sayfalık büyük bir dosyada incelenmişti. Burada yer veremediğim ayrıntılar için bu sayıyı bulmanızı öneririm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0); font-weight: bold;"&gt;Not 2:&lt;/span&gt; Topçu Mülazım Mustafa Ertuğrul'un hayat hikâyesini, Mustafa Aydemir dostum sekiz yıl süren bir uğraş sonunda ortaya çıkardı. "Ben Bir Türk Zabitiyim" isimli kitabı, genişletilmiş üçüncü baskısı tükenmeden hemen edinin derim!&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-112811196550839086?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/112811196550839086/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=112811196550839086' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112811196550839086'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112811196550839086'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/10/ben-bir-trk-zabitiyim.html' title='&quot;Ben bir Türk zabitiyim&quot;'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-112803149163143057</id><published>2005-09-30T01:00:00.000+03:00</published><updated>2005-09-30T02:00:00.013+03:00</updated><title type='text'>Ken Parker neden sevilir?</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/hayat" rel="tag"&gt;hayat&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/kedi" rel="tag"&gt;kedi&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22ken%2Bparker%22" rel="tag"&gt;ken parker&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/ken%20parker1.JPG"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(102, 0, 102); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/ken%20parker1.JPG" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yarın işe gitmeyeceğim. Saat dokuz gibi uyanıp, sevgili eşimi (&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Özlem&lt;/span&gt;) uyandırma işini Van kedimize bırakacağım. Kedi ile uyandırma işi şöyle oluyor. Eşinize o uykudayken "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Canım benim, güzel aşkım&lt;/span&gt;" gibi sözler söyleyip, dudağına küçük bir öpücük konduruyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin bundan sonrası çok kolay. Aşırı derecede kıskanç olan "erkek kedi" yattığı köşeden fırlayıp sizi birebir taklit edip, Özlem'i dudaklarından koklamaya başlıyor... Özlem kediyi itiyor ama o sırada kedi bana karşı bir taktik mücadele verdiğinden "tam saha pres" uygulayarak yeniden Özlem'i koklamaya, suratını yalamaya başlıyor... "Nıyeeeaaahh" şeklinde sıkıntılı bir haykırışla uyanan Özlem bana "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Ali ne yapacağız biz bununla&lt;/span&gt;?" diyerek üzüntülü gözlerle bana bakacak. O sırada henüz uykulu olduğundan, benim kediye fırlattığım hain gülümsemeyi yakalayamayacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıra kedinin karşı atağındadır artık... Özlem artık uyanmış ama yataktan kalkmak istememektedir. Lanet olası hayvan, kadın ruhundan benden daha çok anladığından, başı ile pikeyi kaldırarak içeri doğru bir hamle yapar. Artık yatağın içinde Özlem'in omuzuna başını yaslayarak ona sarılan ve ısıtan kedi; 20 desibellik hafif bir fısıltı ile ona en güzel Miles Davis şarkılarını mırıldamaktadır artık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ken Parker'ın "&lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/08/yzba-tommiks-bir-karavanac-m.html"&gt;Kentucky&lt;/a&gt;"sinden bir tane de bana vereydin ne olurdu yarabbim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır işin kötüsü, "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;eşek herif&lt;/span&gt;"in rekabet işini iyice abartarak beni 24 saat markaja alması! Nasıl mı? Hemen anlatayım. Yorganın ayak ucundan girerek kimseye sezdirmeden içeri sızmada artık kitap yazacak kadar ustalaşan kedinin aramıza yerleştikten sonra yaptığı ilk iş, dört ayağını Özlem'e sırtını ise bana dayayarak "gerinmek"! Bu taktikle 81 kiloluk bendenizi  Özlem'den 10 santim kadar uzaklaştırdıktan sonra, sevgili eşime sarılıyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karım ve &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;beyaz tüylü o şey&lt;/span&gt; arasındaki yasak ilişki, artık beraber Penguen dergisi okumaya kadar ilerlemiş durumda! Kedi Özlem'in kucağına oturuyor ve tüm karikatürlere bakıncaya kadar Özlem'in sayfayı çevirmesine izin vermiyor.&lt;br /&gt;- Bitirdin mi oğlum sayfayı?&lt;br /&gt;- Mıırrr...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşek herifin iyi de bir mizah zevki var. Özellikle Selçuk Erdem'in sayfasına ve oradaki hayvan resimlerine bayılıyor. Evde yaptıklarını nasıl anlatsam ki? Kapıları açmak, lambaları açıp kapatmak gibi "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;ekstraları&lt;/span&gt;" yetmezmiş gibi, benim favori içeceğim &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;limonlu Freşa&lt;/span&gt;'ya da sulanmış durumda! Veteriner efendi "abartmamak şartıyla arada sırada içebilir" fetvasını verdiğinden beri, buzdolabındaki Freşalar daha hızlı tükenmeye başladı!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, kesinlikle bir "&lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/08/yzba-tommiks-bir-karavanac-m.html"&gt;Kentucky&lt;/a&gt;" edinmeliyim! Barutu ağızdan doldurulan, vurduğunu kısa yoldan ulu manituya kavuşturan bir Kentucky! Evet, evet! Bu iyi bir fikir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Seni seviyorum Ken Parker!&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-112803149163143057?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/112803149163143057/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=112803149163143057' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112803149163143057'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112803149163143057'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/09/ken-parker-neden-sevilir.html' title='Ken Parker neden sevilir?'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/Ken_Parker.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12042935.post-112791424963420426</id><published>2005-09-28T16:21:00.000+03:00</published><updated>2005-09-28T20:22:24.616+03:00</updated><title type='text'>Gaflet, dalalet ve hatta cehalet!</title><content type='html'>&lt;div class="tag v"&gt;&lt;a href="http://del.icio.us/velista/edebiyat" rel="tag"&gt;edebiyat&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/%22paulo%2Bcoelho%22" rel="tag"&gt;paulo coelho&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://del.icio.us/velista/t%C3%BCrkler" rel="tag"&gt;türkler&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/1600/cehalet.jpg"&gt;&lt;img style="border: 4px solid rgb(0, 0, 102); margin: 2px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/5296/1001/320/cehalet.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Eskiler "Bir şeyi kırk kere söylersen olurmuş" derler ya, birazdan anlatacağım hikâye tam o türden... Hatırlayacağınız üzere bir süre önce Türk edebiyatçılığının "medar-ı iftiharı" Akis Kitap'a buradan bir takım &lt;a href="http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/09/piedra-irma-kysnda-oturup-alama.html"&gt;önerilerde&lt;/a&gt; bulunmuştuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu söylemek hicap veriyor ama önerilerimiz ne yazık ki &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;ciddiye alınmış&lt;/span&gt; durumda! Türk internet sektörünün medar-ı iftiharı, müşteri merkezinin telefonları her daim meşgul çalan, "cennetmekân" Ideefixe mağazamız, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Paullo Ceolho&lt;/span&gt; ismiyle basılan "Made in Tahtakale" kitabı, &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Latin Amerika Edebiyatı&lt;/span&gt; kısmına koymuş! Hayır, işin daha da komiği, Latin Amerika Edebiyatı listesine bu kitabın "birinci sıradan" giriş yapmış olması!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlahi Ideefixe! Ne şakacısın! Allah seni bildiği gibi yapsın, e mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır, isim benzerliğinden  ötürü böyle bir hatayı da yapmış değiller... "Editörün notu" diye bir de not düşülmüş kitabın tanıtımının altına: "&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Simyacının yazarı ile isim benzerliği vardır. İki kitabın yazarı aynı değildir. Bilginize...&lt;/span&gt;" diye! İsim benzerliği olabilir ama ürünümüz en bi has Latin edebiyatı ürünüdür! Uyanıklığa bakar mısınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklıma, 1990'lı yıllarda İtalyan Lisesi'nde okuduğum günlerde yaşadığım bir olay geldi. Sene 1990 ya da 91... O yılın aralık ayının son haftasında, Türkiye'ye ünlü İtalyan tenor &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Luciano Pavarotti&lt;/span&gt; gelmiş ve TRT'de "O sole mio" yu söylemişti. Ertesi hafta, yılbaşı gecesi özel televizyon kanallarından biri (muhtemelen Show TV) ekrana İbrahim Tatlıses'i  çıkartmış ve İbrahim'e aynı "napoletan"ı çığırttırmıştı: "Ooooğğğ solaaa miyoooo!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O günlerde okulun kopillerinden biri espriyi patlattı: "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Pavarotti'nin tekniği varsa, İbraamın Allahı var!&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası, "&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Paulo Coelho'nun tekniği varsa, Ideefixe'in de Allahı var!&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık ondan da emin değilim ya, neyse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(...)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendilerine zehir zemberek bir mesaj yazdıktan sonra, eşekliklerinin farkına varıp, bu hatalarını dün düzelttiler. Ama internet minare değil ki çuvala sokasın, şu canına yandığımın dünyasında! Google'da "Ideefixe ve Ceolho" deyince, karşınıza yukardaki sayfa geliyor. Ideefixe'in dünya edebiyatına katkısını ölümsüzleştirmek için bu muhteşem ekran görüntüsünü sayfamıza alıyoruz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu arada, Akis Kitap'ın yöneticileri kendilerini uyaran Can Yayınları'na cevap olarak "&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Aslında sizin bize para ödemeniz gerekir, biz burada Paulo Coelho'nun bedava reklamını yapıyoruz&lt;/span&gt;" demiş :)... Bence yerden göğe haklılar, kendilerinden en kısa zamanda yeni Gabriel Garcia Marquez, Jose Saramago, Eduardo Galeano, Pablo Neruda'lar bekliyoruz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Not 1:&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt; &lt;/span&gt;Paulo Coelho'nun yayıncısından bir mail geldi. Onu da artık bir dahaki sefere paylaşırım sizinle...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12042935-112791424963420426?l=burkinafasafiso.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/feeds/112791424963420426/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12042935&amp;postID=112791424963420426' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112791424963420426'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12042935/posts/default/112791424963420426'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://burkinafasafiso.blogspot.com/2005/09/gaflet-dalalet-ve-hatta-cehalet.html' title='Gaflet, dalalet ve hatta cehalet!'/><author><name>Ali Işıngör</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07499004881430016171</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schema
